Kategoriler
edebiyat Genel

23.03.2020

O öldüyse, burada artık yoksa, benim ne işim var bu dünyada bundan böyle? Soluk almaya devam etmemin ne anlamı var. Gömüleceği zaman ben de öldüreceğim kendimi. İntihar edecek ve onun yanına gömüleceğim. Beni yanında gördüğünde çok sevinecek, biliyorum. Benim ölmem onun için aynı şeyi ifade eder miydi? O da benim gibi kendisini öldürmeye karar verir miydi; umrumda bile değil. Böyle şeylerin karşılığı düşünülmez ki.
Hem zaten o erkek, neden benim için kendisinden vazgeçsin ki? O benim tanrım… Benim kişiliğimi, ruhumu şekillendiren o. Hem, artık başka birisi beni yoğuramaz ki, ben onun ellerinde yoğruldum. O öldü ve ben kurudum, katılaştım. Artık yoğrulamayacak kadar kuruyum. Öyleyse, şu dünyada şekillenemez hale geldiysem yaşamamın ne anlamı olabilir?

Kategoriler
edebiyat Genel

19.05.2018

İhtiyarlar her yerdeydi; çünkü artık çocuk doğmuyordu dünyada. Bir virüsle insanların doğurma yetenekleri yok edilmişti. Nüfus git gide yaşlanmaya ve yavaşlamaya başlamıştı. İnsanlar tavşanlar gibi çiftleşiyorsa da tüm tavşanları utandıracak şekilde bir tanecik yavru bile dünyaya getiremiyorlardı. Artık aşk sözcüğü tedavülden çıkarılmış, tüm dünyada namus denen kavramın izine dahi rastlanmaz olmuştu. Artık tek kutsal şey üremekti. Kutsal ve ulaşılmaz…
Üremeye, doğan bebeklere dair destanlar yaratılmıştı. Eski söylenceler güncellenip değiştirilerek özünde bir bebeğin doğuşu ve üretkenlik olanlar güçlendirilip aktarılmaya devam edilmiş, böyle bir içeriği olmayanlar da değişime uğratılarak güncellenmişti.
Dünyada bilinen en genç kişi kadındı ve altmış dokuz yaşındaydı. Artık insanların klonları yapılmaya başlanmıştı; ama çok çabuk öldükleri için bu bir çözüm sayılmazdı. Yine de bu teknoloji üzerinde son hızla çalışmaktaydılar. Dini hassasiyetler de ortadan kalkmıştı. Önemli olan insanlığı öyle ya da böyle devam ettirmekti. Gerçi bu durumun insanlığa ceza olsun diye tanrı tarafından gönderildiğini ileri sürenler olmuştu elbette. Olmasaydı tuhaf olurdu; ama bu insanlar bir şekilde umursanmamış, susturulmuştu.
Artık ölümlerden sonra ciddi yaslar tutulmaya başlanmıştı. Öyle ki, bir ülkede olan bir ölüm dünya çapında duyuluyordu ve bu ölüme herkes yas tutuyordu.
Bir gün, o altmış dokuz yaşında olan kadının rahmine, nasıl olduysa bir çocuk düştü. Baba önemli değildi. O artık insanlığın çocuğu, annesi insanlığın annesi olmuştu.


Çocuk büyüdü. Artık bir gençti. Tüm dünyanın şımarttığı, bir tek parmağında dünyayı oynatan bir genç olmuştu artık. Şımarık sözcüğü masum kalmıştı onun olduğu şey karşısında. Hiçbir kralın, imparatorun olmadığı kadar nüfuzluydu. Ta ki bir gün intihar edene kadar…

Kategoriler
edebiyat Genel

04.05.2018

Ne yazacağını bilmese de elinde kalem, masasının üzerinde hemen önünde bir kağıt ve kağıdın sol tarafında doldurulup postalanmaya, belki de hoyratça açılmaya hazır, öylece bekleyen bir zarf duruyordu. Tüm bu hazırlıklarına rağmen, yazmaya henüz hazır değildi.
Bir aşk mektubu yazmayacaktı. Birisiyle haberleşmeyi beklemeyi de amaçlamıyordu. Bir intihar mektubu olacaktı. bu teknoloji çağında bir mektuba sığınmak mıydı yaptığı? Pekala bir microsoft word belgesine de yazabilir, sonra da kaydedip herkesin, yani mektubu okumasını istediklerinin mail adreslerine gönderiverirdi. Bunu istememişti; çünkü gerçek olmayacağından, insanların algılayamayacağından korkuyordu. Bir sürü video izleyip yüzde yetmişi spam olan bir sürü mail okuyorlardı insanlar ve aynı mecradan onun mektubunu görenler için, onun cesedini görseler dahi gerçek sayılamayacaktı ona göre.
Belki de sadece bu mektuba anlam katmak için intihar etmeyi düşünmüştü.

Kategoriler
Kiralık Katil

Kiralık Katil _ İkinci Bölüm: (25.04.2018)

Adam kütüphaneye gidip oradaki sandalyelerden kapıya en yakın olanına oturduktan sonra Handan özel saatini koluna takarak kameradaki görüntüyü saatin ekranına geçirip gözlerini adamdan hiç ayırmadan kütüphaneye doğru yollandı. Hiç hareket etmeden bekliyordu. Onu beklerken kitaplara bakmamıştı bile. Handan içeri girdiğinde gözleriyle onun yüzüne bakmanın dışında bir tek kasını bile oynatmamıştı. Yüz hatları fazlasıyla durgundu.
Saatini adam fark etmeden kapattı ve karşısındaki sandalyeye oturup onun konuşmasını bekledi.
Adam boğazını temizledikten sonra:
“Bu kadar geç bir vakitte sizi rahatsız ettiğim için çok özür dilerim… Ne var ki, ancak şimdi gelebilecek durumdaydım…”
Handan sustu. Bunun önemli olmadığını söylemek onun dürüstlük anlayışına uymazdı çünkü. Üstelik belki de deliksiz bir uykudan çok daha önemli bir şey için gelmişti adam. Uykusunun onun için her şeyden önemli olduğunu, kendisini bir daha rahatsız etmemesi gerektiğini de söylemesi doğru olmazdı.
“Buraya size bir iş vermeye geldim…”
Evet, işte şimdi onun meramını öğrenmişti; ama bu onu son derece kızdırmıştı. Yeni bir iş, uykusundan hiç de önemli bir şey değildi. Yine de rahatını tam anlamıyla bozacak bir terslikten iyiydi. Yavaş yavaş gevşedi. Kendisini rahat bırakıp esnedi; ama gerinmedi…
İşin ne olduğunu sormak bile içinden gelmiyordu. Nasılsa söyleyecekti. Kim bilir hangi aptalı, hangi aptalca bir sebeple öldürmesini isteyecekti ondan. Bekledi…
“Sizden… birisini öldürmenizi istiyorum…”
Elbette. Onun işi buydu zaten. Başka bir şey yapmak işinin tanımında yer almıyordu. Neden bu kadar uzatıyordu bu adam? Kendisinin suskunluğu onu tedirgin etmiş olmalıydı. Doğru ya, kütüphaneye geldiğinden beri bir tek kelime bile etmemişti. Bu tür iş görüşmelerinde pek konuşmazdı zaten; ama bunu o nereden bilecekti. Her şeye rağmen konuşmak içinden gelmediği için yine sustu.
“Beni…”
Kendisini öldürmesini isteyen birisi Handan’a daha önce başvurmamıştı; ama birkaç meslektaşının böyle işler yaptıklarını duymuştu. Onun için o kadar da şaşırmamıştı adamın bu talebine.
Eh artık birkaç soru sormalıydı. Nasıl ve nerede öldürülmek istediğini falan…
“Nasıl?”
“Ustalıkla ve acı çekmeme izin vermeden.”
“Ustalıkla” demişti adam. O kadar soyut bir şeydi ki bu. Handan’ın mesleğinde bu denli ifadelerden nefret edilirdi. “Nasıl öldürürsen öldür” çok daha tercih edilebilir bir talepti. Hatta Handan’ın en çok tercih ettiği talep buydu; çünkü bu taleple, insanlar sanatını özgürce icra etmesine izin vermiş oluyordu. Böyle olunca da bir sürü yeni şey deneme imkanı bulabiliyordu. En yenilikçi öldürme yöntemlerini, ona verilen bu fırsatlarda icat edebiliyordu.
Gerçi “ustalıkla” ibaresi de bir nevi “sana güveniyorum, nasıl yaparsan yap,” demek oluyordu; ama… “Nasıl yaparsan yap” tabiri işin erbabına, yani kendisine olan güveni daha belirgin bir şekilde gösteriyordu.
“Peki ne zaman? Özel bir arzunuz? Söylemek istediğiniz herhangi bir şey? Yapmamı ya da yapmamamı istediğiniz herhangi bir şey…”
“Doğal bir ölüm gibi görünmesini istiyorum. Öyle bir şey olsun ki, intihar ya da cinayet ihtimali düşünülmesin. İnsanların akıllarının ucundan bile geçmesin… Ve… Üç gün sonra ölmek istiyorum. Tam akşam sekizde…”
İşte şimdi meraklanmıştı. Neden bu kadar dakik ve sezdirmeden öldürtmek isteyebilirdi bu adam kendisini? Ve hazır merak etmeye başlamışken, kendisini öldürtmek isteyen bir adam neden çizmelerinde silah taşımaya gerek duyabilirdi? Yoksa bu çizmeler topallar için özel yapım olanlardan mıydı? Madem merak ediyordu, o zaman merakı giderilmeliydi. Bu kadar basitti işte. Üstelik onun bu adama karşı üstünlüğü vardı. Eh, ne de olsa onun katili olacaktı. Yaşamını alacaktı ellerinden. Belki ölme nedenini öğrenmese de olurdu; ama şu çizmeler… Onların sırrını cidden merak ediyordu.
“Peki… İstediğin zamanda ve istediğin şekilde, tereyağından kıl çekercesine öldürebilirim seni… Yalnız merak ediyorum, bu çizmelerin neden böyle uzun konçlu? İçlerinde bir şey mi saklıyorsun?”
Adam güldü ve aniden çizmelerini çıkarmaya koyuldu.