Kategoriler
edebiyat Genel

01.01.2019

Sevgili günlük;
Hakkımda ilk bilmen gereken, adımdan da önce, çok kıskanç bir insan olduğum… Birisini sahiplendiğimde, birisini ‘benim
‘ kabul ettiğimde, oldukça mülkiyetçi olabilirim. Sevgilimi sözgelimi, her gün, panzehir vererek zehirlerim. Vücudunun muhtelif yerlerini; udaklarını, saçlarını… bu zehre bularım ki, onları öpen birisi bünyesinde panzehir olmayacağından anında, sevgi dereceme göre zehri de belirleyebilirim, çok sevmediğim biriyse anında, sevdiğim biriyse acı çekerek; öldüren zehirlerdir bunlar.
İşte bu denli kıskanç bir insanın eline düştün sevgili günlüğüm. Senin için kilitli bir kutu aldım ve bu kilidi açan kişiler için, muhteşem bir zehir hazırladım.
Kağıdın rahatlıkla emeceği, oldukça tesirli bir sıvı bu. İnsan süründüren cinsten…
Peki neden böyle bir insan oldum ben?
Bir zamanlar bir kraldım. Bir diktatör…
Aslında, param olduğu için her istediği yapılan insanlardan birisiydim. Politik bir şeyden söz etmiyorum senin anlayacağın.
Her şey benimken, her şeyin malikiyken; birden… sıradan bir insan oluvermiştim. Beni aldatan bir dostum yüzünden. Onnu kontrol etmediğim için, ona güvendiğim için olmuştu tüm bunlar. Eğer onun üzerine bir önlem yerleştirseydim… Bir tür tuzak, bunlar başıma gelmezdi… Mesela, bana yalan söylediğinde etkinleşen bir tür sıkıntı veren; ama öldürmeyen bir önlem. Klasik koşullandırırdım böylece onu ve bana yalan söylemezdi. Bu işte öyle uzmanlaştım ki, sadece onunla konuşturduğumda bu önlemi etkinleştiriyorum ve sadece bana yalan söyleyemez hale getiriyorum yeni dostlarımı artık.
Herkese yerleştiriyorum bunu, benim olan herkese…
İşte bu sayede; üzerimden hiç ayrılmayan şüphe bulutunu, bir nebze de olsa, küçültmeyi deniyorum.
Eh, bugünlük iyi geceler, sadece benim olacak olan sevgili günlük.

Kategoriler
edebiyat Genel

05.12.2018

Sessizliği paylaşabildiğiniz insanı sevdiğinize tam anlamıyla emin olabilirsiniz.
Evet, seviyorsunuz onu. Hiçbir ilişki, istediği kadar yakın ya da uzak olsun, sessizliği paylaşmak kadar yakınlaştırıp; paylaşamamak kadar uzaklaştıramaz bir ilişkiyi.
Sanal ilişkiler… Bırakın onları. Sessizlik ancak yan yanayken paylaşılır. Mektup arkadaşlıkları… Kağıdın ilişkiyi yakınlaştırması, önemli olan ruhların birlikteliği safsataları… Hepsini silip atın… Ruhların birbirlerine yakınlaşıp yakınlaşmadığını ölçen tek şey; ama gerçekten tek şey sessizliktir. Bir uzunluk ölçü aletidir sessizlik. Uzaklıkölçer…
Onunla hep kavga edip deli gibi didişsek de; sessizliğimiz anlatıyordu her şeyi. Seviyorduk birbirimizi. En azından ben onu seviyordum ve tek önemli olan buydu.
Theremin çalardı. Bir mekatronik mühendisiydi ve theremini kendisince geliştirmişti.
Güzel, çok güzel sesler çıkartırdı ve çıkan bu seslerin elektronik bir çalgıdan geldiğini asla tahmin edemezdiniz.
Güzel bir adamdı. Yüz ifadesi duru, adeta nurluydu. Sesi kalın ve garipti. Garipti; çünkü adeta toprak kokardı konuştuğunda. En azından benim burnuma gelirdi toprağın kokusu. Ve reçinenin…
Ah…
Kokusu da denize benzerdi. Ve şiir okuyuşu…
Dalgalanırdı sesi. Sessizliği de… Sessizliği kumru ötüşüne benzerdi. İzmir kumrusu gibi ama… Hüzünlü… Biraz da İstanbul kargası gibi, iddialı… Daha çok şey vardı sessizliğinde…
Gülüşü de… Gülüşü, denizde taş sektirirken çıkan sese benzerdi. Tuhaftı o da…
Öfkesi balina çığlığı gibiydi. Sevinci serçe ötüşü… Şefkati bir kuşun, sözgelimi bir muhabbet kuşun mutlu olduğunda çıkardığı gıcırtı sesine benzeyen o eşsiz sesi andırırdı.
Farklıydı, çok farklıydı…
Sessizliklerimiz birbirimini seçmişti çünkü.

Kategoriler
edebiyat Genel

21.08.2018

Sahilde, kayalıkların arasında ateş başında şarap içerdi her gece. Altmışlarında olmasına karşın, otuz beşinde görünürdü. Soranlara, bunun nedeninin kenevir tohumu ve yağı olduğunu söylerdi. Bir şarapçı değildi. Yaşlı bir serseriydi. Bir evsiz falan değildi ama. Sadece bina içlerini pek sevmez, bazen yatmak için kullanırdı evini. Bir de değerli eşyalarını saklamak için. O çok değerli vaktini geçirmek için değil. Asla değil…
Evinin içinde bir odayı kenevirlerine ayırmıştı. Sadece kendisi için… Özel izni vardı ve bu izni rüşvetle almıştı.
Kendisinden başka arkadaşı olmadığından ve herhangi birisiyle arkadaş olmak, hatta öylesine yarenlik etmek dahi istemediğinden kimseyle paylaşmamıştı mahsulünü. Kimseye bir avuç tohum ya da bir dal marihuana ikram etmemişti. Kimseye atölyesinde kenevirden yaptığı kumaşlardan diktiği kıyafetlerden hediye etmemişti. Kimseye, hiç kimseye, atölyesinin başka bir kısmında kenevirden yaptığı kağıtlara mektup yazarak göndermemişti. Hatta belki de çok çok az kişi o kağıtları görebilmişti. Belki yazdığı bir defterden kopartılmış bir yaprağa yazılmış rastgele bir not… Belki…
Sahildeki ateşinin başında bile, bir sürü insan ve birkaç küçük ateş olmasına, ateşlerin başında genelde bir sürü insan bulunmasına rağmen kimse gelmezdi. Bilirlerdi çünkü aksiliğini. Bilirlerdi onları kovacağını.
Oysa onun tek istediği, tuhaftır belki; ama teklifsiz ve korkusuzca hayatına damlayan, davete ya da rastgele bir sözüne gerek duymayacak kadar umursamaz olan, kendi için yaşadığını her haliyle belli eden birisiydi. Herhangi birisi…Çünkü o öyleydi… Ne var ki; yine tuhaftır, şu ana kadar, hiç kimseyi, hayatına destursuzca girecek kadar önemsememişti.
Durum garip bir kısır döngüydü işte.

Kategoriler
edebiyat Genel

09.06.2018

Savunmasız bir kuşu avlayan bir kediye neden içerler insanlar? O savunmasız kuş da savunmasız bir böceği avlamıştır. Zaten savunmasız kediyi de biz insanlar evcilleştirmişizdir. Savunmasız insanları da daha büyük insanlar avlamıştır. Baktığın yere göre bu hayatta aslında her şey, savunmasızdır.
O öyle değildi. Kendisinin asla savunmasız olmadığına inanırdı ve ona gerçekten hiçbir şey olmamıştı. Bir kavgadan burnu bile kanamadan çıkardı mesela. Ya da doğal afetten…
Hiç kimse ona inanmıyordu benim dışımda. En iyi arkadaşımdı. Her an yanımdaydı. Benimle tartışmasını, ufkumu açmasını becerebilen tek kişi oydu.
Bir gün, bir odadaki bir koltukta, kağıt mendiller ve yazılı kağıtlar eşliğinde; içimde, öldü.

Kategoriler
edebiyat Genel

05.06.2018

Sinek…
Rahatsız ediyordu beni. Oysa kitap okumaktaydım. Kıpırtısız bir şekilde. Sadece kitaba dikkatimi vermek istiyordum. Küçücük bir sineğin vızıltısına ve yüzüme ya da vücudumun muhtelif yerlerine temas etmesine en ufak bir tahammül ya da rıza gösteremezdim. Diğer taraftan da; sineği öldürmeyi asla istemiyordum. Ne haddimeydi böyle bir terbiyesizlik yapmak! Bununla beraber sineği camdan dışarı güdecek motivasyonum da yoktu; çünkü kitap okuyordum ve epey önemli bir kısmındaydım okuduğum bitkibilim kitabının Hiçbir paragrafını yarıda bırakıp elimdeki incecik tığla zor zahmet ördüğüm anlam zincirimi koparıp kaçırmak istemiyordum.
Zaman geçiyor, kitap okunuyor, sinek rahatsız etmeye devam ediyordu. Geçen zamanla kitabımın sayfalarında azalma olsa da; motivasyonumda da dikkate değer bir azalma oluyordu. Üstelik sinir kat sayım da epey katlanmaktaydı.
Kitabı, sayfalarına dikkat ederek oturmakta olduğum son derece rahat olan yer minderine yerleştirdikten sonra sineğin yerini tespit etmeye çalıştım. Epey zorlandıktan sonra onu açtığım pencereye doğru gütmem gerekiyordu ve ben bu konuda bir arpa olsun yol kat edemiyordum. Bir yandan da aklımda kitap vardı ve epey yer kaplamaktaydı okuduğum bölümle ilgili kafamda oluşturduğum sorular. Bir yelpaze gibi kullandığım müsvedde kağıdıyla sineği gütmeye çalışsam da bana mısın demiyordu sinek efendi. Beş santim yol kat ettiğimizde, ne yapıyor ediyor geri uçuyordu ve yaptığım hiçbir şey işe yaramıyordu.
Doğa bilimlerini çalıştığımdan beri hiçbir canlıyı öldürmeyeceğime, en azından kendi mutluluğum için öldürmeyeceğime yemin etmiştim; Bilim adına işlediğim sayısız cinayetlerin dengesini bulabilmem için şarttı bu yemin.
Anlamıştım. Sinekle yaşamak zorunda kalacaktım.


Geçen iki saatin son saniyelerindeydik ve ben artık dayanamamıştım. Kendim bile anlamadan; artık kesinlikle evcilleşmiş, ele gelen sineği, okumakta olduğum kitapla, sayfasını bile tutmadan ezerek öldürmüştüm.
Böylece, kendime olan tüm saygım da en az sineğin olduğu kadar ezilmişti. Anlamıştım artık. Mevzubahis olan şey bilimin selametinden ziyade insanın devasa merakıydı. Bu merak zorba ve inatçıydı. Geçimsiz, devamlı ter kokan bir insandı sanki ve bizim ona ihtiyacımız olmasa, yatacak yeri olmazdı yanımızda. Çünkü bazen yaptığı gayri ahlaki ve tahammülsüz eylemler insanlığın kulağına çalınsa da tıpkı kanalizasyona gönüllü girebilen, ya da en azından girmeyi sorun etmeyen bir işçi gibiydi ve insanlığın ona ihtiyacı vardı.