Kategoriler
edebiyat Genel

05.03.2020

Bir kafede, benden önce birbirlerini umursamayan binlerce insanın oturduğu soğuk bir sandalyeye oturup soğuk bir masaya dirseklerimi dayadım. Önümde sentetik bir bardak vardı ve üzerinde ismim yazılıydı. Keşke söylemeseydim gerçek ismimi. Bir soğuk ağıza daha ihtiyacı yoktu üşüyen ismimin.
Bardaktaki sıcaktı. Orada kahve olmayan iki şeyden tarçın kokanını içmekteydim. İnsanın içini ısıtıyordu. Kafeinin alan sıcaklığı yoktu onda. O, gerçekten veriyordu. Kafeini sevmediğimden değildi; ama doğru doğruydu. Ne kadar sevsem de, ihtiyaç da duysam, kafeinin bir şeyler almadan vermişliği yoktu. Hele şimdiki kafein içeren şeylerde daha çok seziliyordu bu durum.
Telefonumun ekranını açtım. Şifre mifre koymazdım. Hemen açılmıştı onun için. Bir sohbet penceresi çıkıverdi karşıma. Son bıraktığımda bir şey yazıyordum.
‘Me…’
Muhtemelen ‘merhaba’ demek üzereyken bir şeyler girmişti araya. Onu silip ‘Gel…’ yazıp gönderdim.
Gelirse her yer ısınacaktı.

Kategoriler
edebiyat Genel

01.12.2019

Kahvenin sadece kokusunu sevsem de; o ikram ettiğinde bal gibi gelirdi. O da bana hep kahve ikram ederdi. Kendisi çok severdi çünkü. Ben yanına gittiğimde her defasında kahve içiyor olduğundan bana da ikram etmesi son derece doğaldı. Ben de onunla daha fazla zaman geçirmek için, bir de tadı bana acı geldiğinden yavaş yavaş içerdim. Ne kadar çelişkiliyim değil mi? Bir kahvenin bal gibi geldiğinden bahsediyorum bir acı olduğundan. Aşk işte… İnsanı böyle çelişkili konuşturan hep o!
Ona aşıktım eğer anlamadıysanız. Ne var ki; o beni sıradan biri olarak görüyordu bence. Buna üzülmem gerekiyordu belki; ama belki emin olmadığımdan belki de kabul etmek istemediğimden bunu sadece bir ihtimal olarak görmek istiyordum. Yine de bana olan davranışları son derece aldırışsızdı, görebiliyordum bunu. Belki de öyleymiş gibi yapıyordu; ama bu tür umutlarla yıpranamayacak kadar yıpranmıştım. Kalmamıştı ki bir şey içimde! Sadece sevebiliyordum o kadar. Umut lüks gibi geliyordu artık. Ne yazık!
Bir gün yanına gittiğimde ilk defa kahve içmek yerine ileri geri volta attığına şahit oldum. Bir şey değişecekti, halinden sezebiliyordum. Kapı koluna asılmış bir elbise gördüğümde iyiden iyiye emin oldum. Bir askıya asılmış olan elbisenin önünde bir ileri bir geri volta atan bir adam kesin aşık olmuştu. Elbisenin boyutuna bakılırsa bana değil…
Yine de sordum.
Evet, artık kahve içmeyecektim.

Kategoriler
edebiyat Genel

27.03.2019

Kahve içmek ister miydi ha?
Hem de o…
Genç kadının yüzüne bakakaldı. Böyle şeyleri erkekler söylememeli miydi? Gerçi, ona kalsa ağzını bile açmazdı ya… Çekingen olduğundan değil de; gerek duymadığından her halde…
O, tecavüz etmeyi severdi. Zorla olsun isterdi. Kimsenin onu kendi rızasıyla sevemeyeceğini düşünmesinden mi?
Kendisini bir türlü sevemediğinden mi?
Kendisini sevemediği için başkasının da onu sevmemesini temin etme ihtiyacından, daha doğrusu itkisinden mi?
Şimdi de; genç bir kadın onu kahve içmeye çağırıyordu.
Kabul etti…
Gittiler, sessizlik eşliğinde bir fincan kahve içtiler. Kadın da konuşmuyor, boyuna onun yüzüne bakıyordu. Bir şey arar gibi… Bir şey bulmuş gibi…
O ise şaşkındı. Konuşmamak işine geliyordu. Bir kelime söyler de her şeyi mahveder diye ödü patlıyordu.
Yavru köpekleri sever misin?’
Kadının bu sorusuyla afalladı. Evet, severdi yavru köpekleri.
Bir konuşmanın başlangıcı sanıp hem mutlu olmuş, hem de korkmuştu. Ne var ki susmuştu kadın. Devam etmemişti.
‘Aşık olmak ister miydin?’
Etrafına baktı. Gerçekten bu soru kendisinden mi çıkmıştı? Soruyu sorduktan sonra fark etti ne kadar çok istediğini aşık olmayı. Sonra, korktuğunu ayrımsadı. Aşktan sonra gelecek olan vicdan azaplarından…
Ve bunu ona, kadına söylediğini, söyledikten sonra fark etti.
Yaptığı her şeyi anlatmaya karar verip; o kararı uygulayıverdi. Aslında uygulayıvermedi. Uygulamaya çabaladı. Uygulayıverecek kadar kısa değildi anlatacakları.
Sessizlik kirlenmişti işte. Kendi elleriyle, kendi ağzıyla kirletmişti sessizliği. Bir tek cinsel organı eksikti bu kez.
Kadının bir bakışının temizleyemeyeceği kadar kirletememişti fakat. Onu da; o bakıştan sonra anlamıştı.

Kategoriler
edebiyat Genel

02.02.2019

Küçücük bir fil vardı hayvan satan bir dükkanda. Artık filleri de küçültmeyi becermişler. Küçücüktü… Bir kedi kadardı… Kafesinde tahta bir kule maketini çekmekteydi. Yanındaki başka bir mini fil de üzerinde bir sürü plastikten kürdan bulunduran bebekler taşımaktaydı. Yani bir sürü sözde okçu…
Daha da güzeli, bu fillerin üremelerini de hızlandırmışlardı. Çok çok daha iyisi, dişlerinin kendilerinin iki katı kadar büyümelerini sağlamışlardı. Yetişkin bir fili dişleri için rahatlıkla öldürebileceklerdi böylece. Evet büyük olmayacaktı; ama yine de fena değildi boyutları.
Ha, bir de kahve çekirdekleri yedirebiliyor ve böylece şu pahalı kahveden daha fazla üretebiliyorlardı artık.
Sesleri çok tiz olduğundan bazı insanlarca alarm olarak bile kullanılıyorlardı.
İnsandı bu, her şeyden faydalanması gerekirdi.
Akıllıydı vesselam.
Hazreti insan…

Kategoriler
edebiyat Genel

24.12.2018


Birkaç haftadır müdavimi olduğum barda oturmuştum. Şu eski para atılarak çalıştırılan müzik kutularının daha teknolojik versiyonlarından vardı. Ben de o yarımlaşamamış, sadece bozuk paranın ucunu alabilecek kadar yarımlaşmış ağzına devamlı bir liralık lokmalar tıkmak suretiyle besliyordum onu. O yarım yuvarlaklaşmaktan aciz ağzı, ben para tıktıkça büyüyüp olgunlaşmayacaktı. İstediğini veriyorduk nasılsa. Neden değişmeye, evrimleşmeye gerek duysundu ki?
Her bir lira, üç şarkı ederdi ve ben her üç şarkı çalma hakkımı tek tercih yapmak için kullanıyordum. Eh, belki ağzı yarım yuvarlak bile değildi; ama ben ona bir verirken o bana üç veriyordu. Hakkını vermek gerekti alete. Bir toprak değildi; ama toprak olsa ne yazardı…
İşte bakın, elimdeki viski yarılandıkça düşüncelerimin halini görüyor musunuz?
‘Sayende büyüyorum işte, ne var bunda? İçeceksin tabii.’
İşte kulağımın arkasındaki tırtıl böyle diyor. O küçücük siyah noktası, yani kafası odur diye düşünüyorum hangi kulağımın arkasında olmak isterse oraya gider. Kulağım ve iki kulağım arasındaki hafif kavisli; ama düz patika dışında hiçbir yere uğramaz. Şimdi sağ kulağımda. Sevap yazan melek görevinde şimdi. İyimser…
Evet, ben içtikçe o büyüyordu; çünkü içtikçe ona gıda temin etmiş oluyordum. Diğerleri gibi yaprakla beslenmiyordu. Boş, tekrarlanan düşünceler… Epeyce semirmişti. Bazen kafamda düşünce olmamasının tek sebebi oydu. Eh, boş düşünceleri yiyince…
‘Şarkı bitiyor, doyursana aleti? Bak şu adam hareketlendi, galiba o…’
‘Bıktım aynı şarkıdan.’
‘Ama ben bıkmadım… Dolayısıyla sen de bıkmadın.’
‘İnsanlar bıktılar, bana ters ters bakıyorlar.’
‘Boş ver onları. Onlar da öğrensin. Her şey yalnızlıktan…’
‘Zaten şarkı söylüyor, o yankılı sesinle bir de sen başlama… Beynimin içine ettin!’
‘Yemem gerek, beslenmem gerek… Hem bu senin de çıkarına. Haydi, lütfen! Besle şu aleti!’
‘Neden? Bu şarkı anlamlı bir şarkı oysa…’
‘Anlamlı olduğu için zaten… Ben gıdamı aldıktan sonra sana kalan anlamı olacak… Haydi!’

‘Sağ ol ortak…’
‘Biz neden ortağız peki?’
‘Ben senin öküzkakan kuşunum. Zihnindeki asalakları yiyip seni rahat ettiririm, biliyorsun zaten.’
‘Tamam da neden herkesin bir öküzkakan kuşu yok? Neden başkasında senden yok?’
‘Bilmem, Ben yumurtadan çıktığım anı bile hatırlamıyorum ki. Hatta bir yumurtadan çıktığıma bile emin değilim.’
‘Aşk yok mu gerçekten sence?’
‘Ona göre yok. Haklı nedenleri de var üstelik.’
‘Peki sence?’
‘Bence de yok; çünkü sence de yok. Bana niye soruyorsun ki?’
‘Belki var diye düşünüyorumdur. Belki… Bilinçaltımda… İnanıyorumdur.’
‘Sen o tür şeylere inanmazsın, bilmiyor musun? Sen…’
‘Ben?’
‘Sen aşkın neden-sonuç ilişkilerini darmadağın ettiğine ve aklı boşu boşuna buğulandırdığına inanırsın. Aslında, sen aşka inanırsın; ama kendini bilen aşka… Zaten şarkı da ona ‘artık yok,’ diyor bence. Yani sence.’
‘Peki suça ne diyorsun? Var mı sence? Yani bence?’
‘Zihnini çınlatmamak için gülmüyorum bak.

… Şu mermerin çatlağından uzak tut tırnaklarını da; kendi zihninin çatlaklarına odaklan, çatlak!’
‘Kusuru seviyorum, biliyorsun. Dümdüz mermerde, o pürüzsüzlükte… Şu güzelliğe baksana!’
‘Hadi hadi… Ben tıka basa doydum. İç bir kahve de gidelim.’
‘Söylesene, sen ne zaman kelebek olacaksın? Nasıl bir şey olacağını çok merak ediyorum.’
‘Bilmiyor musun?’
‘Neyi?’
‘Ne zaman kelebek olacağımı…’
‘Yoo.’
‘Ohoo, sen zom olmuşsun be kızım, haydi gidelim artık. Yarın iş var…’