Kategoriler
edebiyat Genel

28.03.2019

Çekirdek yemeyi severdi. Kabuklarını yere atmaktan büyük haz duyardı. Tuzsuz, işlem görmemiş, çiğ çekirdekleri, topraklı bir zeminde yemekten hoşlanırdı.
Karıncalar ya da kuşlar da faydalansınlar diye.
Bazen çekirdek içlerine öylesine atardı. Daha çekirdek kabuklarını açamayan çocuğuna çekirdek biriktiren bir anne misali…

Kategoriler
edebiyat Genel

08.10.2018

Bu gezegenin son canlı sahipleri karıncalar olacaktı. Gerçi kendilerine sorsanız eminim ki ‘sahip’ kelimesini kullanmazlardı. Bu kelime, sadece insanlara aitti. Aslında, kelimelerin tümü öyleydi. Kelimeler… Yani kavramları büzüştürüp hapseden gardiyanlar…
Oysa eminim ki diğer canlıların bu gardiyanlara ihtiyacı yoktu. Onların kavramları var mıydı? Elbette…
İşte yer sarsılıyordu. Elbet bir yerden kırılacaktı ve önce dünyanın kanı, yani magma boğacaktı dünyayı. Kendi kanında boğulanlara benzeyecekti dünya. Tek teselli, çabucak ölecekti. Görmeyecekti parçalandığını.
Dünyanın son sahipleri, anlayabilecek miydi dünyanın kendi kanında boğulmasının sebebini? Kim bilir, belki de zaten bilmektelerdi. Biz insanların aksine…

Kategoriler
edebiyat Genel

07.09.2018

Karınca, bakteri ve yosunlardan başka pek az şeyin yaşadığı bir yerdi burası. Muhtemelen insan eliyle bu hale gelmişti ve radyoaktif bir sebeple böyle olduğuna kalıbımı basabilirdim. tam yirmi üç yıldır bölge karantina altındaydı. Bunun nedeni oranın canlılarındaki üreme bozukluklarıydı. Zaten pek bir şey de yoktu ki…
Oradan geçip de oranın bir böceğini yiyen bir kuşta bile hemen sorunlar baş göstermeye başlıyordu. Onun için, özel kıyafetli insanlar tahsis edilmişti oradan geçip etkileşime giren canlıları öldürmek için.
Bir gün, birkaç aydır o çorak arazinin ortasında, harika renkleri bulunan, daha önce görülen ya da bir şekilde kaydedilen hiçbir mantara benzemen bir mantar bitmişti.
Ekipten birisi, çocuğuyla zaman geçirebilmek için onu yanına aldırmıştı bir haftalığına. Nereden bilebilirdi ki tüm uyarılara rağmen çocuğun o mantarı ısıracağını! Nereden bilebilirdi kendi çocuğunu kendisi öldürmek zorunda kalacağını! Ve nasıl bilebilirdi o arazideki tek şeyin o mantar olduğunu! Gerçi, çocuğu öldürmeden önce tahlil sonuçlarını bekleyebilirledi; ama o zaman eli varmazdı öldürmeye.

Kategoriler
edebiyat Genel

28.05.2018

Karıncaları her görüşünde onlara imrenirdi. Neden imrenmesindi ki? Onlar kadar birlikte hareket etmeyi sanat haline getirmiş yaratıklar var mıydı? Hiç yalnızlık krizi çekmeyecek yegane canlılardı. Aralarındaki her canlının birer görevi bulunduğundan, hayatlarında hiç anlam arayışına gerek olmayacak, bir kere bile kararsızlığa düşmeyecekti. İletişimlerini engellemediğin, onları birbirlerinden ayırmadığın sürece.
Aralarından bir tanesini eline alıp kavanoza koydu. Artık içlerinden birisi, tıpkı onun gibi, yalnızlık çekip anlam arayışlarına girecekti. Tıpkı birilerinin ya da bizzat kendisinin ona yaptığını yapmış, bir karıncayı diğerlerinden ayrı tutmuştu. Oysa ne kadar kolaydı kavanozu açıp karıncayı serbest bırakmak!

Kategoriler
edebiyat Genel

19.03.2018

Bir ormanda yaşarmış ağustos böceği ile karınca.
Karınca çalışırmuş karınca kararınca.
Ağustos böceğiyse çalarmış saz,
bitene kadar yaz.
Ama karınca etmiş onu ikaz.
Demiş, ‘aman kardeş! gelecek kış,
biraz çalış.”
Dinlememiş bizimki,
Yazın neden çalışılır ki?

Gelmiş kış,
Karınca yuvasına sığınmış.
Sığınmış ama
Canı çok sıkılmış.

Ağustos böceği acıkmış ha acıkmış.
Karıncanın kapısını çalmmış.
Demiş, “Aman karınca kardeş,
Açım, lütfen, ver bana biraz aş.”

Karıncanın yemeği bolmuş,
Tadı yokmuş.
Demiş ağustos böceğine,
“Haydi, içeriye girsene.
Çok canım sıkılıyor,
Biraz şarkı söylesene.”

Şarkı söylemiş bir yıl boyunca,
Hemm eğlenmiş, hem dinlenmiş karınca.
Yaz olmuş, ağustos böceği demiş karıncaya,
“Karınca kardeş, eksik olma.
Doyurdun karnımı,
Eksik etmedin aşımı.
Eğer izin verirsen,
Ben ritim tutayım bu yaz, sen çalışırken.
Yıllar önce bir kütükte,
Gelmiştim buraya bir gemiyle.
Kürekçiler vardı orda.
Ve bir de davulcu.
Çalıyordu davulcu,
Çekiyordu kürekçiler kürekleri.
Çalmazsa davulcu davulunu,
Kürekçiler yanılıyordu.
Biri hızlı çekiyordu,
Birisi yavaş.

Karınca kabul etmiş.
Bilirmiş ağustos böceğini,
Tecrübeliymiş.
O yaz, çalmış ağustos böceği,
Toplamış karınca yemeğini,
Geçen yılın on misli.
Diğer karıncalar da gelmiş sese.
Toplanmışlar, çalışmışlar birlikte.
O gün bugündür,
Çalışırken karıncalar,
Ağustos böcekleri çalar.
Masalımı beğendiniz mi çocuklar?

La Fontaine’e saygı ve nispetle…