Kategoriler
edebiyat Genel

12.08.2019

Bana büyüyünce ne olacağımı sorduklarında garson olacağımı söylemek hiç aklıma gelmemişti.
Bir şeyleri birilerine ikram etme, daha da geniş açıdan bakarsak hizmet etme fikrine bayılıyordum; ama garsonluk, mesela itfaiyecilik kadar özenilesi bir şey değildi. Özellikle de çocukken… Öyle olsaydı da; o zamanlar hoşlandığım şeyleri tespit etmek konusundaki isabetimin yetersizliği oldukça mümkündü. Kaldı ki, o yaşta bu tür bir çaba harcayan kaç kişi vardı ki? Birçok çocuğun bu yönde bir çabası olsa bile, ben o çocuklardan birisi değildim ne yazık ki.
Sonuçta bir garson olmuştum ve bu mesleğin benim için biçilmiş bir kaftan olduğunu düşünüyordum. Aslına bakarsanız beni tanıyan herkesle bu konuda aynı fikirdeydik. Hoş tanıdığımı söyleyebileceğim pek az kişi vardı. Yine de herbirini epey iyi tanıdığımı düşünüyor, aynı şekilde beni iyi tanıdıklarını umuyordum.
Ummaktan ve düşünmekten başka ne yapabilirdim ki zaten? Tanımak asla kesinleşemeyen bir şeydi bana göre.
Bir garsondum ve bundan mutluluk duyuyordum. Ta ki, epey eski bir arkadaşımın bir iş teklifine kadar. Benden, sahibi olduğu kafede keman çalıp şarkı söylememi istemişti o gün. Ne olduysa o gün olmuştu zaten. Sonradan arkadaşımın ayarladığını öğreneceğim bir yetenek avcısı, albüm teklifiyle gelmişti bana. Kabul ettim. Karım beni öldürürdü. İstemeye istemeye kabul ettiğimi tam olarak fark etmemiştim o zaman. Neden istemeyecektim ki?
Binler, yüz binler sattı albümüm. Sonra başka bir albüm, sonra başkası…
Oysa benim gözüm hep garsonlardaydı.

Kategoriler
edebiyat Genel

07.10.2018

Yıllar önce, neredeyse pancar üstüne yazılmış olduğunu düşündüğüm bir kitap okumuştum. Pan ve pancar, parfümler, krallar ve dahi tanrılar… bir sürü şey vardı kitapta.
O kitaptan aklımda pek az şey kaldı belki; ama bir şekilde değiştim onu okuduktan sonra.
Bir gün, bir zarf içerisinde, masum bir pancarın iş yerimdeki masamın üzerinde belirmesine kadar aklıma bile gelmese de; beni değiştirebilmişti kitap bir şekilde.
Pancar masumdu belki; ama onu koyan? Neden koymuştu bu pancarı masamın üzerine? Zarfa neden bir şey yazmamıştı?
Ertesi gün, kokmayan; çünkü iyi mumyalanmış bir sincap konduruluvermişti masamın ortasına başka bir pancarla birlikte.
Ondan sonraki günse bir keman yayı konmuştu üçüncü pancarla masama.
Yay reçinelenmişti. Kemanını bekliyordu çalmak için. Oysa kemanım yoktu. Olsa da çalmayı bilmiyordum.
Sincapsa gömülmeyi bekliyordu; ya da uygun bir şekilde sergilenmeyi. Oysa ben çöpe atıvermiştim. Tuvaleti tıkamayacağını bilsem, o kadar da zahmet etmeyecektim.
O üç pancarsa yenmeyi bekliyordu. Gökten üç pancar düşmüştü…
Oysa yemek yerine, belki içinde bir şey vardır diye didik didik ettikten ve hiçbir şey bulamadıktan sonra onları da çöpe atmıştım. Sincabın yanına.
Çöpe gitmeyen tek şey yaydı. Tüylerini kesip çıkardıktan sonra, dolapların altına giren şeyleri çekmek için kullanmaktaydım onu artık.
Acaba, pancarları yeseydim, sincabı göreceğim bir yere koysaydım ve kendime bir keman alıp çalmaya başlasaydım hayatım değişir miydi?

Kategoriler
edebiyat Genel

01.10.2018

Asansörden indiğimde karşımda bir adam gördüm. Elinde çiçek, omzunda bir keman kutusu, bana doğru yürümekteydi.
Çok, çok yakışıklıydı. Kemanıyla nice ruhları mest ettiği her halinden belliydi. Bir de buna hali tavrı eklenince, yaktığı canların haddi hesabı yoktu muhtemelen.
Oysa ben ondan zerrece etkilenmemiştim. Yüzündeki gülümseme çalışılmış bir gülümsemeydi zira. Bir şarkıyı da hep aynı şekilde çalıyor olmalıydı bana kalırsa. Ruhu olmayan bir adamın nice ruhlar okşaması pek mümkün görünmüyordu bana; ama belli olmazdı bu işler. İnsandı bu. Çiftleşmek için yapılan bir çağrıya kitaplar yazıyor, benzetmelerini onun üzerine kuruyordu. Bir kum tanesine bakarak çölü görüyor, o çölün vahasında yemek yiyor, su içiyor, dinleniyordu.
Ben de insandım. Belki de; bu kemancıdan daha ruhsuz birisine verecektim kalbimi ve onun dünyanın en hassas insanı olduğuna inandıracaktım kendimi.

Kategoriler
edebiyat Genel

30.11.2017