Kategoriler
edebiyat Genel

20.03.2020

Kaçmıyor, hiçbir bahane aramıyor. Tersine üstüne gidiyor her şeyin. Buna rağmen olmuyor, belki de kaçmadığı için olmuyor. Ne de olsa herkes kaçarken o kaçmıyor. İnsanların gözü korkuyor muhtemelen. Yine de; kaçmamaktan son derece memnun.
İş arkadaşı da ondan daha garip. Egosundan arınmaya çalışıyor. Kendi isteklerini unutmaya çabalıyor. Kendinden kaçıyor o da. Yani o öyle düşünüyor arkadaşı için. Alttan alta ona kızıyor. Kendisinin aksine davrandığı ve sevildiği için belki de… Belki de onu kendisine yabancılaşmış görmek acı veriyor. Ona kızıyor; ama diğer taraftan onu çok seviyor, fazlasıyla…
Bir öğreti bulmuş kendisine, onu takip etmeye çalışıyor arkadaşı. O ise rahmetli dedesinin dediklerini yapıyor. Küçük çaplı olsa da; o da bir öğreti sayılabilir.
Aslında ikisinin yaptığı şey de tam olarak yapılamaz gibi geliyor. Hiçbir şeyden kaçmadığını kim söyleyebilir? Beyinin çalışma biçimi kaçmaya yönelik. Hayatta kalmak için kaçması gerekirse kaçar… Düşünceden, hatıralardan, algıladıklarından…
Egoyu örtmek de tam olarak gerçekleştirilemeyecek bir şey. Niye çalışıyor o zaman mesela? Neden bir arkadaşı var? Neden sevilmek için birçok şey yapıyor? Neden ayın elemanı ödülünü kabul etti?

Kategoriler
edebiyat Genel

02.03.2019

Rüyasında bir denizde yüzerken görmüştü kendisini. Yavaş yavaş vücudunun içine girmişti, kendi vücudunu yavaşça benimsemişti sanki.
Doğduğunda kendi vücudunda doğmuştu halbuki. Sonra denizde yüzmeye devam etmişlerdi. Kendisi ve kendisini yavaş yavaş benimseyen kendisi.
İkisi de; öldüklerinde birleşmişlerdi. ya da birisi gittiği ve diğeri tek kaldığı için, birleştiklerini düşünmüştü. Aslında tümden gitmemişti giden.
Nasıl anlatmalı, bir kaplumbağa gibi, sanki sadece kabuğunu büyütüp yaş çizgilerini oluşturmak için bir vesileydi giden. Yeteri kadar çizginin oluştuğunu anlayınca da…
Gitmişti.

Kategoriler
edebiyat Genel

13.07.2018

İyi bir aşçı olmasına rağmen, kendi pişirdiği hiçbir şeyi yiyip içmemek konusunda epey hassastı. Bunun nedenini kendisi de bilmiyordu.

Kategoriler
edebiyat Genel

16.05.2018

Her şey iyi giderken neden içi burulurdu insanın? Yoksa kendisinin iyi bir şeyi hak etmediğini düşündüğünden mi? Asıl cezayı biz mi veririz kendimize yoksa?
Hayatında her şey ters gidiyordu. Yaptığı hiçbir şeyde başarılı olamadığı gibi, başardığı küçücük bir şey için tam mutlu olup onun ekmeğini yiyecekken; o elinden kayıveriyordu. O nedenle, tedbirli bir şekilde mutlu olmayı öğrenmişti. Bu çok yetersiz geliyordu ona. Uçların insanı olmasa da; biraz güven istemenin nesi kötü olabilirdi ki? Diğer yandan da; kim neye ne kadar güvenebiliyordu ki bu dünyada? Yine de; insanlar nasıl oluyordu da bu kadar güvenli görünebiliyorlardı? Kendisinde olmayıp onlarda olan neydi?
Bir gün, bu sorularının cevabını bulacaktı. Ya tecrübeyle, ya da aniden gelen bir anlayışla. Belki de başından geçen bir olay neticesindeki aydınlanmayla…
Anlaşılan o ki, son seçeneği işaretleyecekti hayat onun adına.
O gün, bir sürü insanın gözünde bir insanı kendisini tehlikeye sokarak kurtarmıştı bir yangından. İtfaiyeciler bile girememişlerdi yanan eve. Oysa o girmekle kalmamış, bir çocuğu kurtarabilmişti hafif bir hasarla.
Herkes etrafına toplanmış, onun bir kahraman olduğunu söylemişti. Oysa o zerrece gururlanmamıştı. İçinde, o aşina buruk boşluk, insanların aşırı ilgilerine bırakmıştı kendisini.
İşte o zaman anlamıştı, ne yaparsa yapsın kendisini affetmeyeceğini. O zaman anlamıştı kendisini bilinmez bir suçla küreğe mahkum ettiğini.

Kategoriler
edebiyat Genel

21.02.2018

Hep bir bıçak olurdu elinde. Ve bir de odun parçası… Hep bir şeyler yontardı. Ve hiç anlaşılmazdı yonttuğu şeyin ne olduğu.
İnsanlar sorduğunda ‘kütükte olanı…’ derdi her zaman.
Bir gün, yontmakta olduğu şeye gayri ihtiyari göz attığımda fark ettim. Kendi suretinin birebir aynısını, sadece boyutlarını küçülterek yontmaktaydı.
Son yongalarını yontuyordu. Bitmişti işte…
Bir saat sonra, kulağının arkasına saplı kütük yontarken kullandığı bıçak olduğu halde, elinde kendisi, öylece uzanmış buldum onu. Ölmüştü…