Kategoriler
edebiyat Genel

17.12.2018

Kendi ellerimle eğittiğim bir kartalım vardı. Avlanmakta kullanmıyordum. Yani en azından kuş avlamıyor, sınırlarımızı aşan insanları avlıyorduk. Benim kılıcım, onunsa gagası ve pençeleri, tabii ki o keskin gözü olduğu sürece, bize kimse karşı duramaz gibi gelirdi bana.
Kılıç dediğim şey bildik kılıçlara sadece şeklen benziyordu. Daha çok bir elektrikli süpürge gibi çalışan bir sistemi vardı. Hedeflediğim canlının canını, cansızın da kinetik ve potansiyel enerjisini alıyordu. Yani o cansız cismi hareketsiz bırakabiliyordu. Hatta bazen cisimlerin ya da canlıların yapısal bütünlüğünü bile bozabiliyordu.
Sınırlarım dahilinde bana tabi olan kartalımla birlikte yaşamayı tercih ediyordum. Burada özel bir şey yaptığım da yoktu. Ömür dolduruyordum işte. Bildiğim bir tek şey vardı, diğer insanlara kapım kapalıydı.
Sınırlarım dahilinde tüm yaşam alanımı hazırlamıştım. Kimseye ihtiyacım yoktu. Kartala da ihtiyacım yoktu aslında; ama o bana insan olduğumu hatırlatıyordu. Konuşabildiğimi, sosyalleşebildiğimi…
Tüm bunları yapabildiğimi; ama tercih etmediğimi…

Kategoriler
edebiyat Genel

14.04.2018

Kanepenin üzerinde oturuyorlardı. Birbirlerinden bir insan boyu uzaktaydılar. Bir hayaletin, o hayaletin dolduracağı boşluktan ne bir milim eksik, ne de bir milim fazla bir boşluktu aralarındaki.
Artık aralarında olmasa da daima düşünüldüğü için iki tarafı keskin bir kılıç gibi ruhlarını, birlikteliklerini biçiyordu boşu boşuna. Birbirlerini sevginin en sahisiyle sevseler de; o varlık bu gerçeklikten şüphe duymalarına neden oluyordu işte.
O insana ihanet falan etmemişlerdi. Sadece onun istediği olmamıştı o kadar. Yine de; onu sevdikleri için hayal kırıklığını üstlenmişlerdi hiç düşünmeden. Oysa kendi hayal kırıklığının sorumluluğunu alamayan birisi onların sevgisini hak etmemeliydi.
Her şeye rağmen; onun payına yalnızlık düşüyordu ve bu üçüne de çok acımasız görünüyordu.
Bu durum böyle devam edemezdi ama. Üçü de mutsuz oluyordu böyle olunca. Bir aşk, kelimenin tam anlamıyla güme gidiyordu. Bir arkadaşlık da öyle. Gerçek bir arkadaşlıktı üçü arasındaki. Her şeyin gerçeğiyle kutsanmışlardı; ancak bunun değerini bilemiyorlardı; çünkü o boşluk boş kalmıştı.

Kategoriler
edebiyat Genel

12.04.2018

Bir aslan yavrusunu kazayla evlat edinmek kadar risklidir bir ruhun sorumluluğunu taşımak. Yavru küçücüktür eline aldığında. Süt falan verirsin, büyür. Çok çabuk hem de… Sivri dişleri bir kedinin dişleri gibi gelir önce. Pençeleri de… Oyuncu ve şirindir aslancık. Bir ay bile geçmeden şüphelenmeye başlamışsınızdır bile. Nasıl bu kadar büyüdüğüne hayret etmeye başladığınızda yavrucuk bir kedinin iki misli olmuştur ve iş işten geçmiştir. Artık tek yapmanız gereken şey, aslana bir kedicik olduğunu, bir aslan kadar yırtıcı olmak istemeyeceğini empoze etmek olacaktır. Aksi taktirde aslana yem olmak işten bile değildir.
Sizi, pençenin en sivri tırnağında akrobasi yapmanız gereken bir aslan ömrü beklemektedir artık. Bu tümüyle kötü değildir elbette. Başka birisine hava atmanız için bir aslanınız vardır. Hatta diğerlerinin saygısını ve korkusunu kazanıp ona ya da onlara, istediğinizi yaptırmak sizin için epey kolaylaşmıştır. Öyle ya, koskoca, yırtıcı bir hayvanı evcilleştiren birisi, buna cesaret eden birisi, ne yapamaz ki…
İşte bir ruhun sorumluluğunu taşımak da böyledir. İnsan sadece kendi ruhunun sorumluluğunu taşımalıdır bana kalırsa; ama insan denen tamahkar yaratık, birçok ruhu himayesi, dolayısıyla da sömürgesi altına almak ister. Sorun da buradan başlar zaten.
Her ruh bir aslandır. Bir ruhun bir kedi olduğunu beklemek fazlasıyla iyimserlik olacaktır. Daha kötüsü, bu ruhların kedi değil koyun olduğunu zannetmektir.
sırf sizi parçalamadılar diye, o ruhun bir koyun olduğunu farz etmek, pençeleri ve dişleri fark etmemek; körlükten öte, aptallıktır.
İşte ben de koyun zannedilen bir aslandım ve bunun farkındaydım. Dişlerimin ve pençelerimin izlerini, onun çökmüş omzunda, torba torba gözlerinde, hırsla yanan; ama bomboş olan gözlerinin ferinde ve dökülmüş saçlarının yerine ter damlaları süzülen kafasında görebilirdiniz.
Takım elbisesi içinde mutsuz olmasında da…
Onun tasmasını da benim açlık kokan nefesimde…
İkimizin gözlerine aynı anda baktığınızda da; Gökteki tamah tanrısının iki ucu keskin kılıcının yalımını göreceksiniz. O yalımda parlayan zehir yeşili bir çift gözü görebilirseniz şanslısınız demektir. tamah tanrısını bir an dahi olsa görmüş, perde arkasındaki güçten haberdar olmuşsunuz işte. Şansınıza gülümseyip onun yoluna çıkmamaya çalışın.

Kategoriler
edebiyat Genel

26.03.2018

İnce kılıcının ucunu yavaşça eğdi ve etrafı dinledi. Bir neşter kadar keskin ve üç balta kadar dayanıklı bir kılıçtı; ama o bu kılıçtan nefret ediyordu. Aslında bütün kılıçlardan nefret ediyordu. Gerçi bir zamanlar kılıç kullanmak onun için bir tutkuydu. Kılıcı en iyi şekilde kullanmak istediği hala bir gerçekti. Kullanmak derken; kılıçla birisini öldürmek ya da yaralamaktan ziyade, karşısındakinin kılıcını kendi kılıcıyla engellemek, karşısındakini yenmekti mesele. Kılıcın keskin olması önemli değildi onun için. Önemli olan tek şey, elindekinin dengesinin iyi olması ve dayanıklılığıydı. Bu kılıç da tam istediği gibi bir kılıçtı ve zaten ona miras olarak kalmıştı. Harika bir kılıç yapımcısı ve kullanıcısı olan babası tarafından…
Aslına bakılırsa, babası için bu kılıçla öldürdüğü düşman sayısı da epey önemliydi. O babasından çok daha iyi bir kılıç ustası olmasına rağmen onun çeyreği kadar dahi öldürme tutkusuna sahip değildi.
Şu ana kadar bir sürü insanı alt etmiş olmasına rağmen birini bile öldürmemişti.
Ve o an, birisini öldürmesi gerekiyordu. En azından ona bunu yapması gerektiği söylenmişti.
Yaşadığı yerde, en iyi kılıç ustası ve stratejist kral öldüğü an kral olurdu ve isteyen herkes ona meydan okumaya hak kazanırdı. İşte biri ona meydan okumuş ve yenilmişti. Sadece bu tür meydan okumalar için özel bir kural vardı. Bu insanlar öldürülürdü. Krallığın istikrarı için. Ayrıca kralın, krallık için gerekirse öldürebilip öldüremeyeceği test edilirdi.
O öldüremedi.
Meydan okuyup yendiği adam kral olacak, ona, tam alnına kırılmış bir kılıç dövmesi yappılacaktı. Üstelik mirası olan kılıç da elinden alınacaktı.