Kategoriler
edebiyat Genel

19.03.2020

Tutkusu olan insanları severim. Tutkusuz insanlar ruhsuz bedenlere benzerken tutkulu insanlar bir kamp ateşi gibidirler. Ruhları olan bedenlerden çok daha fazladırlar.
O da öyleydi. Tutkuluydu benim gibi. Yani ondan benden daha tutkulu olduğunu düşündüğüm için hoşlanmamıştım. Tutkusuyla tutkum birbirlerine benzediği için hoşlanmıştım. Daha büyük bir kamp ateşi olabilmek için birleşmek istemiştim onunla. Yaşamayı bildiği, onu benim yaptığım gibi icra ettiği için sevmiştim onu. Tutkumu söndürmeye çalışmadığı için rahat etmiştim yanında. Değiştirmek istemeyeceğim biri olduğu için…
Onunla birlikteyken tutkusuz insanlarla alay etmek istiyordum. Onları ısıtacak kadar yanlarında olmak, belki içlerindeki kıvılcımı büyütmek, belki de bedenlerini tekrar doğsunlar diye alaylarımızla yakmak için…
Ayrı yerlere gitmiştik birleştiğimizde bazen. İzin vermiştik birbirimize. Güvenmiştik…
Çoğu zaman aynı yöndeydik ve kocaman bir ateş olmuştuk birlikte. Isıtan, gıda olarak tutkusuz olan şeyleri kullanan, onları dönüştüren ve tutkunun kızılına boyayan…
Sonra da ölmüştük. Ruhlarımız bilmem nereye uçmuştu; ama son nefesimizde bile içimizdeki tutku hep var olmuştu. Ruhlarımızı ölümsüzleştiren tutku…
Yoksa neden son nefesimi bunu yazmak için harcayacaktım ki?

Kategoriler
edebiyat Genel

03.11.2018

Bir hırsız oluşumun bir sürü insan için önemli olduğunu biliyorum. Hatta diğer hırsızlar için dahi önemli olsa gerek. Yani evet, hırsızlar arası bir dayanışma olsa da; hangimiz hangimize gerçekten güveniyoruz ki hırsızlar arasında? Ben kimseye güvenmiyorum. Hırsız hırsızdan çalmaz edebiyatına zerrece inanmıyorum. Yok öyle bir dava kardeşim! Niye çalmasın ki? Ona bakarsan herkes hırsız… O zaman kimse kimseden çalmasın. Bu saçmalığa da hep ayar olmuşumdur ha.
Zenginden alıp fakire verme zirzopluğu da; dediğim gibi zirzopluktan başka bir şey değil. Ulan sen kim oluyorsun da birisinin zengin olduğuna karar veriyorsun? Parası çok olmak mıdır zenginlik? Yahu hep saçmalık bunlar. Hangi birisinden tutayım da saçmalığının nedenini açıklayayım sana?
Adamın parası çoktur tamam, parasıyla abudik gubudik şeyler yapıyordur, o da tamam. Tamam, tamam da; o adam belki bu şeyleri bir şekilde bir mantığa bağlayarak yapıyordur. Mesela, bir kadına altın iç çamaşırı almasının bir mantığı vardır. Olamaz mı lan?
Şimdi sen bir fakiri zenginleştirdin… Ne bileceksin onun cebine giren üç-beş kuruşun onu bozmayacağını?
Onun için kardeşim, bırak fakiri fakir olarak kalsın. Zenginden de; yani parası çok olandan da biraz tırtıkla kendin için yeter.
Kahramanlığa soyunma yani, öyle yaparsan hep bunu beklerler bu kan emiciler. Gerçi ben sana niye laf anlatıyorum ki? Tribinlere oynamak işine geliyor işte. Domuzuna yapıyorsun. Bunları bilmiyor musun sanki, Biliyorsun…
Eee… Konuşuyorum işte boş boş.
Diyeceğim şeyi unuttum senin yüzünden. Robin bok bozuntusu…
—Bir kadeh daha ver lan meyhaneci! Çabuk!
Adamın adını biliyorum aslında da meyhaneci demek hoşuma gidiyor. Ne yapacan adını? Güzel de bir isim değil zaten. Onun olup olacağı meyhanecilik işte.
Hah… Bir hırsız oluşum bir sürü insan için önemli diyordum. Hem de tahsil görmüş bir hırsızım ha ben. Üniversite bitirdim. İlahiyat…
Ya, öyle işte…
Şimdi merak ediyorsundur sen, bu niye hırsızlık yapıyor diye?
Anlatmayacam onu. Domuzluk değil mi, anlatmayacam. Ben hırsızlık yapmayı seviyorum, bir sıkıntım yok. Şarabı da seviyorum, onda da bir sıkıntı yok.
Ben sana ne anlatacam biliyon mu? Aslında senin de bir hırsız olduğunu anlatacam.
Tüh, anlattım bile be.
EEE, anlattım zaten. Şimdi çık kızıl saçlı yarimle aramdan, beni ayar etme, kafamı bozma yani.
Bak edebiyat da yaptım, şaraba ‘kızıl saçlı yarim,’ dedim. Yaa…
İyi ki yanımda değilsin ha. Eğer yanımda olsan, kesin ‘ilahiyat okumuş adam hırsız mı olur?’ diye başlar, nedenini nasılını sorup benim sabrımdan yürütür, sonra da hırsız olmadığını zannetmeye devam ederdin.
Köftehor seni.
Git lan, içecem işte bir kadeh daha, sonra da zıbarır yatar, gece yarısı da karşıdaki evdekiler zıbarırken ordan bir şeyler uçururum.
Zıbaran zıbarana, uçuran uçurana zaten. Ne kafamı bozuyon!

Kategoriler
edebiyat Genel

15.05.2018

Ona ayrıcalıklı davranamazdı. Başkalarına öyle davransa sorun olmazdı; ama ona yapamazdı. Her şey belli olurdu. Kimse öyle düşünmese bile, o bu durumdan öylesine korkuyordu ki, mutlaka bir şey belli ederdi. Sırf bunun için ona en ufak bir ayrıcalık yapmaktan kaçınması gerekiyordu. Böyle yapıyordu yapmasına da; diğer yandan da; ona olan muhabbetini göstermek istiyordu. Aşktı bu, kızıl bir oddu. Ya koldan belli ederdi kendisini, ya yenden… İstese de istemese de; ona farklı gülümsediğini fark etti. En kolay bu fark edilirdi zaten. Onun için gülümsediği an suratını ifadesizleştirmeye alıştırdı kendisini. Ama bu kez de sesinin tonunun değiştiğini fark etmişti. onu değiştirmek çok daha zordu işte. Bunu yapamadığından onunla çok az konuşmaya çalıştı.
Aşkın en belirgin göstergesi olan maşukun ismini söyleyememe hali de başını belaya sokmaktaydı. O da; maşukunun adını ayna önünde sıradan bir şekilde söyleme provaları yaparak aştı bu durumu. Sonra yanından geçerken duraklamamaya, o konuşur konuşmaz ya da hareket eder etmez başını olduğu tarafa çevirmemeye, diğer insanlarla onun hakkında pek konuşmamaya… kısacası aşk denen kızıl odu gizlemeye çalıştı. Bu ateşi gizlemek için attığı battaniyeler yandı, döktüğü sular buharlaştı.
Maşukunun varlığı oda kütük oluyor, od bir türlü sönmüyordu. Bunun üzerine oradan uzaklaşmaya karar verdi. Gördü ki, maşukunun yokluğu da oda kütük oluyordu.
Nasıl olsa oradan uzaklaşmış, oranın kuralları ona işlemez olmuştu. Onun için aşkını bir kandile koyup maşukuna sunmaya gitti.
Maşuku, kandili alıp kendi odunu onun oduna ekledi.
Bazen her şey bu kadar basitti.