Kategoriler
edebiyat Genel

13.02.2020

Bir leğen dolusu kıymayı yoğururken bir yandan da bir tiyatro sanatçısının seslendirdiği bir kitabı dinlemekteydi. Kırk dokuz yaşlarındaydı. Keldi, göbekliydi, bıyıklıydı, kalın kaşlıydı; ama ter kokmuyor, sigara içtiği için sesi çatallı çatallı çıkmıyor, en ufak fırsatta dedikodu edip el alemin kızlarına laf atmıyordu Köfteci Dayı. Bir köfte arabası işletirdi. İki-üç ayda bir yer değiştirirdi. Zabıtalar nedense ona pek ilişmezlerdi. Güzel yemeğin hikmetinden olabilirdi.
Çok lezzetli olurdu yaptığı köfteler. Herkes ona ‘dayı’ dediğinden arabasına basitçe ‘Köfteci Dayı’ yazmıştı. Fazlasıyla basit; ama çekiciydi. Tanınabilmesi için böylesi yeterliydi.
Köfte yaparken dinlese de; satarken; müşteri gelmediğinde okurdu. Yüzlerce kitap okumuştu. Aynı zamanda binlerce kelime yazmıştı. İnsanların ondan köfte alırken kendi aralarında sarf ettikleri bölük pörçük cümleleri birleştirip hikâyeleştirirdi.
Pazar günleri iş yapmaz; ama sadece o zamanlar, kendisi için yaptığı köftelerden yerdi. Kendisi için şekillendirirdi köftelerini. Yapacağı köfteler bir hikâyeyi oluşturan figürler olurdu. Sonra, onları sırasıyla, planladığı hikâyeye göre yerdi.
Yalnız bir adamdı Köfteci Dayı. Bir zamanlar çocuğu için yaptığını, şimdilerde kendisi için yapacak kadar yalnız…

Kategoriler
edebiyat Genel

03.11.2018

Bir hırsız oluşumun bir sürü insan için önemli olduğunu biliyorum. Hatta diğer hırsızlar için dahi önemli olsa gerek. Yani evet, hırsızlar arası bir dayanışma olsa da; hangimiz hangimize gerçekten güveniyoruz ki hırsızlar arasında? Ben kimseye güvenmiyorum. Hırsız hırsızdan çalmaz edebiyatına zerrece inanmıyorum. Yok öyle bir dava kardeşim! Niye çalmasın ki? Ona bakarsan herkes hırsız… O zaman kimse kimseden çalmasın. Bu saçmalığa da hep ayar olmuşumdur ha.
Zenginden alıp fakire verme zirzopluğu da; dediğim gibi zirzopluktan başka bir şey değil. Ulan sen kim oluyorsun da birisinin zengin olduğuna karar veriyorsun? Parası çok olmak mıdır zenginlik? Yahu hep saçmalık bunlar. Hangi birisinden tutayım da saçmalığının nedenini açıklayayım sana?
Adamın parası çoktur tamam, parasıyla abudik gubudik şeyler yapıyordur, o da tamam. Tamam, tamam da; o adam belki bu şeyleri bir şekilde bir mantığa bağlayarak yapıyordur. Mesela, bir kadına altın iç çamaşırı almasının bir mantığı vardır. Olamaz mı lan?
Şimdi sen bir fakiri zenginleştirdin… Ne bileceksin onun cebine giren üç-beş kuruşun onu bozmayacağını?
Onun için kardeşim, bırak fakiri fakir olarak kalsın. Zenginden de; yani parası çok olandan da biraz tırtıkla kendin için yeter.
Kahramanlığa soyunma yani, öyle yaparsan hep bunu beklerler bu kan emiciler. Gerçi ben sana niye laf anlatıyorum ki? Tribinlere oynamak işine geliyor işte. Domuzuna yapıyorsun. Bunları bilmiyor musun sanki, Biliyorsun…
Eee… Konuşuyorum işte boş boş.
Diyeceğim şeyi unuttum senin yüzünden. Robin bok bozuntusu…
—Bir kadeh daha ver lan meyhaneci! Çabuk!
Adamın adını biliyorum aslında da meyhaneci demek hoşuma gidiyor. Ne yapacan adını? Güzel de bir isim değil zaten. Onun olup olacağı meyhanecilik işte.
Hah… Bir hırsız oluşum bir sürü insan için önemli diyordum. Hem de tahsil görmüş bir hırsızım ha ben. Üniversite bitirdim. İlahiyat…
Ya, öyle işte…
Şimdi merak ediyorsundur sen, bu niye hırsızlık yapıyor diye?
Anlatmayacam onu. Domuzluk değil mi, anlatmayacam. Ben hırsızlık yapmayı seviyorum, bir sıkıntım yok. Şarabı da seviyorum, onda da bir sıkıntı yok.
Ben sana ne anlatacam biliyon mu? Aslında senin de bir hırsız olduğunu anlatacam.
Tüh, anlattım bile be.
EEE, anlattım zaten. Şimdi çık kızıl saçlı yarimle aramdan, beni ayar etme, kafamı bozma yani.
Bak edebiyat da yaptım, şaraba ‘kızıl saçlı yarim,’ dedim. Yaa…
İyi ki yanımda değilsin ha. Eğer yanımda olsan, kesin ‘ilahiyat okumuş adam hırsız mı olur?’ diye başlar, nedenini nasılını sorup benim sabrımdan yürütür, sonra da hırsız olmadığını zannetmeye devam ederdin.
Köftehor seni.
Git lan, içecem işte bir kadeh daha, sonra da zıbarır yatar, gece yarısı da karşıdaki evdekiler zıbarırken ordan bir şeyler uçururum.
Zıbaran zıbarana, uçuran uçurana zaten. Ne kafamı bozuyon!

Kategoriler
edebiyat Genel

08.08.2018

Hiç kimse onun gibi yemek yapamazdı.. Bu kadar iddialı bir cümle sarf etmemin nedeni, yemeği onun kadar ciddiye alan birisinin varlığına inanmayışımdı. Aslında bazen ona bile inanamıyordum.
Yemek yapmayı öylesine ciddiye alırdı ki, bir şey doğrarken tahta ve plastik gibi lifli ya da zarar verici partikülleri olan malzemeler değil de; obsidyen gibi taşlardan plakalar kullanırdı mesela. Kullanacağı blenderların ya da çok amaçlı mutfak robotlarının uçlarını kendi yapar, yaptığı malzemeleri çok iyi seçerdi. Yapacağı her yemeğe özel uçları kullanırdı. Bunu bile önemserdi. Nihayetinde her uç, her zaman yıkandığından buna gerek olmaz diye düşünebilirdi. Hatta böyle düşünmesi en uygun olanıydı; çünkü bu doğruydu. Gel gelelim, o böyle düşünmüyor, her ne kadar her şey yıkansa da; yapılan yemeklerin lezzet hafızalarının onlarda depolandığını ileri sürüyordu.
Antikalıkları bunlarla da kalmıyordu.
O yemeklerin isimlerini de ciddiye alır, söz gelimi, sigara böreği yaptığında, onu gerçekten bir sigaraya benzetir, hatta izmaritlerine marka yazar gibi sigara böreğinin içindekileri resmedip yazardı.
Ya da; yaptığı her içli köfteye üzgün bir insan yüzü çizerdi…
Üstelik sadece var olan yemek tariflerini uygulamaz, kendi de bir sürü tarif uydurur, uydurduklarını web sitesinden insanlarla paylaşırdı. Tarifini sitede yayınlamak için enter tuşuna basar basmaz, saniyeler içinde onlarca ziyaretçi girmiş olurdu bile siteye.
Bir gün, büyük bir grip salgınına yakalandı. İyileştikten sonra dahi, burnu koku almaz olmuştu artık. Nasıl olmuşsa olmuş, hastalık koku alma sinirlerini tahrip etmişti.
O, yine de yemek yapmaya devam etti. Gerçi, o andan sonra, kendisi sadece serumla beslendi.