Kategoriler
edebiyat Genel

16.09.2018

Kızağa koşulmuş bir çift köpeğin soluk seslerinden başka hiçbir ses duyulmuyordu. Henüz kızak hareket etmediği için karda sürüklenme sesini duymak mümkün değildi.
Bir de; eğer işitme duyunuz iyiyse, hafifçecik bir insan soluması duyabilirdiniz. Genç bir kadının hafif, emin ve rahat soluklarını. Bu soluklardan, kadının çok güzel rüyalar görebildiğini anlamanız mümkün mü, bilinmezdi; ama öyleydi. Çok mutlu bir kadındı. Köpeklerini, kızağını, kendisini ve birkaç gün sonra göreceği kocasını çok sevdiği için değil. İçten gelen ve bitmek tükenmez bir mutlulukla kutsanmıştı o. Bunun tek nedeni buydu. Bu arada, kocasını deli gibi özlemesine rağmen neden hala kızağı hareket ettirmediği bir gizemdi. Belki de bir gündüz düşü görmekteydi. Ya da; kopuzunu arkasından çıkarıp çalmadan yola devam etmek adeti değildi. Her yolculuğa bir duayla başlardı. Kendi uydurduğu, doğaçlama bestesi ve güftesi olan bir duayla…
‘dua’ diyordu; ama bu bir tür monologdu. Aslında her monolog gibi, gizli bir dialog… Tanrıya mı hitap ederdi, tam olarak kendisi bile bilmezdi.
Sadece yolculuklarında almazdı kopuzu eline. Önemli gördüğü her işi yapacağında ya da bitirdiğinde alırdı istisnasız.
Nasıldı tanrıyla arası? Tüm bunlara rağmen iyi olduğu söylenemezdi.
Ona epey serkeşlik ettiği, gerçeğin ta kendisiydi.
Peki neden her fırsatta diyalog kurmaya çalışıyordu onunla?
Bir istediği vardı tanrıdan çünkü.
Normal olabilmek. Mutsuz olabilmek.
Soluklarının ağırlaşabilmesi ve hıçkırıklardan kesikleşmesi belki…

Kategoriler
edebiyat Genel

23.07.2018

Gergin bir telden ne kadar farklı ses çıkabilir ki? Telli çalgıların çok sesli olmasının nedeni en az iki telli olması. Ağız kopuzunda tek tel var; ama onun da kenarlarında telden biraz kalın olsa da tele çarpıp titremesini sağlayacak iki parça var. Yani bir telden bir tek ses çıkar ve o tel bir çalgıyı oluşturamaz…
Ne var ki, ben rüyalarımda bir tek telden istediğimi çalabileceğim bir çalgı olarak yararlanmaktaydım. Bir tek, incecik telden…
Dümdüz, en ufak bir pürüzü ya da fazlalığı bulunmayan, yaklaşık otuz santim uzunluğunda bir telden…
Hafif paslı görünen; ama pas kokmayan bir telden…


Arkadaşımla konuşarak yürürken; tam söylediğim gibi bir tel görmüştüm yerde. Hem de ayaklarımın tam önündeydi teli gördüğümde.
eğilip aldım, kokladım. Pas kokuyordu; ama dürüp büküp; kaşla göz arasında cebime koydum.
İnsanlardan ayrılıp evime geldiğimde, teli çıkardım. kat yerleri belli oluyordu. Oysa rüyalarımdaki tel öyle değildi. Ne olursa olsun dümdüz kalıyordu. Yine de parmağımla tıngırdatmayı denedim.
Tabii ki, hiç ses çıkartmamıştı.