Kategoriler
edebiyat Genel

07.10.2018

Yıllar önce, neredeyse pancar üstüne yazılmış olduğunu düşündüğüm bir kitap okumuştum. Pan ve pancar, parfümler, krallar ve dahi tanrılar… bir sürü şey vardı kitapta.
O kitaptan aklımda pek az şey kaldı belki; ama bir şekilde değiştim onu okuduktan sonra.
Bir gün, bir zarf içerisinde, masum bir pancarın iş yerimdeki masamın üzerinde belirmesine kadar aklıma bile gelmese de; beni değiştirebilmişti kitap bir şekilde.
Pancar masumdu belki; ama onu koyan? Neden koymuştu bu pancarı masamın üzerine? Zarfa neden bir şey yazmamıştı?
Ertesi gün, kokmayan; çünkü iyi mumyalanmış bir sincap konduruluvermişti masamın ortasına başka bir pancarla birlikte.
Ondan sonraki günse bir keman yayı konmuştu üçüncü pancarla masama.
Yay reçinelenmişti. Kemanını bekliyordu çalmak için. Oysa kemanım yoktu. Olsa da çalmayı bilmiyordum.
Sincapsa gömülmeyi bekliyordu; ya da uygun bir şekilde sergilenmeyi. Oysa ben çöpe atıvermiştim. Tuvaleti tıkamayacağını bilsem, o kadar da zahmet etmeyecektim.
O üç pancarsa yenmeyi bekliyordu. Gökten üç pancar düşmüştü…
Oysa yemek yerine, belki içinde bir şey vardır diye didik didik ettikten ve hiçbir şey bulamadıktan sonra onları da çöpe atmıştım. Sincabın yanına.
Çöpe gitmeyen tek şey yaydı. Tüylerini kesip çıkardıktan sonra, dolapların altına giren şeyleri çekmek için kullanmaktaydım onu artık.
Acaba, pancarları yeseydim, sincabı göreceğim bir yere koysaydım ve kendime bir keman alıp çalmaya başlasaydım hayatım değişir miydi?

Kategoriler
edebiyat Genel

26.03.2018

İnce kılıcının ucunu yavaşça eğdi ve etrafı dinledi. Bir neşter kadar keskin ve üç balta kadar dayanıklı bir kılıçtı; ama o bu kılıçtan nefret ediyordu. Aslında bütün kılıçlardan nefret ediyordu. Gerçi bir zamanlar kılıç kullanmak onun için bir tutkuydu. Kılıcı en iyi şekilde kullanmak istediği hala bir gerçekti. Kullanmak derken; kılıçla birisini öldürmek ya da yaralamaktan ziyade, karşısındakinin kılıcını kendi kılıcıyla engellemek, karşısındakini yenmekti mesele. Kılıcın keskin olması önemli değildi onun için. Önemli olan tek şey, elindekinin dengesinin iyi olması ve dayanıklılığıydı. Bu kılıç da tam istediği gibi bir kılıçtı ve zaten ona miras olarak kalmıştı. Harika bir kılıç yapımcısı ve kullanıcısı olan babası tarafından…
Aslına bakılırsa, babası için bu kılıçla öldürdüğü düşman sayısı da epey önemliydi. O babasından çok daha iyi bir kılıç ustası olmasına rağmen onun çeyreği kadar dahi öldürme tutkusuna sahip değildi.
Şu ana kadar bir sürü insanı alt etmiş olmasına rağmen birini bile öldürmemişti.
Ve o an, birisini öldürmesi gerekiyordu. En azından ona bunu yapması gerektiği söylenmişti.
Yaşadığı yerde, en iyi kılıç ustası ve stratejist kral öldüğü an kral olurdu ve isteyen herkes ona meydan okumaya hak kazanırdı. İşte biri ona meydan okumuş ve yenilmişti. Sadece bu tür meydan okumalar için özel bir kural vardı. Bu insanlar öldürülürdü. Krallığın istikrarı için. Ayrıca kralın, krallık için gerekirse öldürebilip öldüremeyeceği test edilirdi.
O öldüremedi.
Meydan okuyup yendiği adam kral olacak, ona, tam alnına kırılmış bir kılıç dövmesi yappılacaktı. Üstelik mirası olan kılıç da elinden alınacaktı.