Kategoriler
edebiyat

05.10.2019

Kuşların insanların üzerlerine sıçmadığı bir restorandı burası. Ona rağmen binlerce kuşun şakıyarak uçuştuğu…
Bunun nedeni bir mühendislik anlayışı olan küçük kuş tuvaletleriydi, restorandaki tüm kuşların kendileriyle birlikte taşıdıkları. Küçük bir tıpaları vardı ve haftada üç kez o tıpalar açılır, o tuvaletler boşaltılırdı bir çocuk tarafından. Çocuk hep korkardı. Ya kazayla bir kuş gökyüzüne kaçsa! O zaman ne olurdu hali acaba! Kuş uçmaz olurdu. Kendisini özgür zannederdi önceleri; ama anlardı.
Yaşadığında…

Kategoriler
edebiyat Genel

13.04.2019

Bir kuş, her daim onu izlerdi. Bina içlerinde bile yanında yöresinde kanat çırpmaktan kendisini alamaz, göğe yükselip onu terk edemezdi bir türlü.
Bilinen hiçbir kuşa da benzemezdi. Onu o yapıp canlandırmıştı çünkü. Özgürlüğü bile tutsak edebileceğini kendisine bilinçsizce kanıtlayabilmek için…

Kategoriler
edebiyat Genel

03.02.2019

‘Bu kuş, arkadaşlar, diğer kuşlara benzemez! Bir kere şakıdığını bir daha tekrarlamaz…’
Çok kalabalık bir yerde, bilinen bir çarşıdaki tezgahlardan birinin başında, işte bunları haykırıyordu genç bir adam. Bir kuşa baktım bir ona…
Kuş küçücük ve zarifti. Adam kocamandı, sesi de çatlaktı. Kuşu sadece satmak için getirmişti yanında. Zaten ikisini birleştirebilecek tek vesile bu tarz bir vesile olabilirdi ancak. Şuncağızdan hiçbir şey öğrenememiş miydi?
Hödüklüğü, kuşun yanında daha bir belirginleşiyordu ne hikmetse. Hiçbir kuşa benzemeyen bu kuşun adı zarafet olmalıydı. Üstelik, bu kalabalıkta sesi de çıkıyordu. Dingin; ama neşeli, duyulur; ama tiz ya da pes olmayan…
Ve evet… Bu hödük doğru söylüyordu. Bu kuş bir nağmeyi bir daha şakımıyordu.
Acaba nereden bulmuştu onu? Nasıl olup da yolları çakışmıştı?

Kategoriler
edebiyat Genel

17.12.2018

Kendi ellerimle eğittiğim bir kartalım vardı. Avlanmakta kullanmıyordum. Yani en azından kuş avlamıyor, sınırlarımızı aşan insanları avlıyorduk. Benim kılıcım, onunsa gagası ve pençeleri, tabii ki o keskin gözü olduğu sürece, bize kimse karşı duramaz gibi gelirdi bana.
Kılıç dediğim şey bildik kılıçlara sadece şeklen benziyordu. Daha çok bir elektrikli süpürge gibi çalışan bir sistemi vardı. Hedeflediğim canlının canını, cansızın da kinetik ve potansiyel enerjisini alıyordu. Yani o cansız cismi hareketsiz bırakabiliyordu. Hatta bazen cisimlerin ya da canlıların yapısal bütünlüğünü bile bozabiliyordu.
Sınırlarım dahilinde bana tabi olan kartalımla birlikte yaşamayı tercih ediyordum. Burada özel bir şey yaptığım da yoktu. Ömür dolduruyordum işte. Bildiğim bir tek şey vardı, diğer insanlara kapım kapalıydı.
Sınırlarım dahilinde tüm yaşam alanımı hazırlamıştım. Kimseye ihtiyacım yoktu. Kartala da ihtiyacım yoktu aslında; ama o bana insan olduğumu hatırlatıyordu. Konuşabildiğimi, sosyalleşebildiğimi…
Tüm bunları yapabildiğimi; ama tercih etmediğimi…

Kategoriler
edebiyat Genel

14.12.2018

Rivayet odur ki, zümrüdü anka dedikleri, bir cindir. Diğer cinler gibi şekil değiştirememekte, sadece bir kuşun şekline girip; bir ömür yaşadıktan sonra yanarak ölüp küllerinden tekrar yavru olarak doğmaktadır. Esasen, doğmaz da peyda olur…
İşte yaşlı bir adamdan bu rivayeti dinlediğim gün, düşümde görmüştüm onu. Sanki yaşlı adam kapıyı yoklamış, müsait olduğunu cine haber vermiş, o da düşümden içeri girivermişti. Eh, ne diyeyim, hoş gelmişti…
Bir de baktım ki, arkasından yaşlı adamı da çekelemişti girerken kanadıyla. Kanadının ucunda tehditkar bir pençesi vardı… Görkemli bir kuştu vesselam.
Adam takma dişlerini tam önüme düşürmüş, sonra da peltek peltek konuşmaya başlamıştı.
‘Öleceğini söylüyor ve senin onun cenaze ateşine girip; o ateşle duş alman gerekiyor. Sonra…’
Ne diyordu bu adam? Ateşle duş almak ha? Duş almak mı? Bu tabirin yaşlı bir adam tarafından kullanılması yeterince tuhaf değilmiş gibi, duş alacağım şeyin ateş, bir cinin binlerce cenaze ateşlerinden biri olması, ayrı bir acayiplikti.
Nasılsa bir düştü bu… ‘Tamam,’ demekte hiçbir yeis görmemiştim onun için.
Beklemiştik… O görkemli kuş çırpınmaya, can çekişmeye başlayana kadar… Sonra kalan son gücüyle tam tepemde asılı kalacak şekilde kanat çırpıp diğer yandan da içten içe yanana, yanık etten ziyade, çok farklı, tanımlayamayacağım bir şey kokana dek…
Karamel, saman, tarçın karışımı bir şeyler…
Sonra üç duş başlığının tazyikiyle alevler başımdan aşağıya boşanıp beni iyice alazlamıştı. Hayret, üzerimde pijamalarım olmasına rağmen zarar görmemişti. Sonra küller üzerimde dağılıp vücuduma karıştı. Yaşlı adamsa, yürüyerek evimden ayrılmıştı.
ertesi gün hafifçe yanmış ahşap takma dişleri görmeseydim…