Kategoriler
edebiyat Genel

18.09.2018

Kuşlar uçarken zemin yok olmuştu. Zemin unutulmuştu. Tüm kuşlar zemini unuttuğunda, kanatlar durdu.

Kategoriler
edebiyat Genel

14.08.2018

Denizin üstünde türlü türlü kuşun uçması, onu hep meraklandırmıştı. O ki, sular aşmıştı amacı için; ama havayı hep merak etmişti. Keşke havada da uçabilseydi. Oralara da çıkıp oraları da fethedebilseydi. Herkes tarafından biliniyordu gittiği yol. Hatta, bir gün bir insan, derisinin altına azıcık acıtan bir şey bile yerleştirmişti. Gerçi acı geçtikten sonra bitmez tükenmez bir farkındalığın kaşıntısı olmuştu; ama. Yani izlendiğini biliyordu somon A341. Evet, numarasını bile biliyordu. Nereden bildiğini bilmiyordu. Hatta, nasıl öleceğini de biliyordu. Bir ayının midesinde, ona uykularında eşlik etmek için, yani onun iyi bir uyku çekebilmesi için ölecekti.
Ayılar hakkında da bir sürü şey biliyordu. Mesela, aslında ayıların armudu, hem de iyi olanını bulup yiyeceklerine dair bir inanç vardı. Muhtemelen kanıtlanmış bir gerçekti, işte onu tam olarak bilmiyordu.
Ve, somon A341, gerçekten de, bir ayının midesinde can verdi. Hiç acı çekmedi; çünkü ayı onu bir lokmada yutmuştu. Çok üzüldü ama; çünkü bildiği bir şeyin gerçekleşmesi ve bunun için hiçbir şey yapamamak… Hiç kolay değildi.
Her şeyi biliyordu somon A341. Nasıl doğduğunu, nasıl, ne için yolculuk ettiğini, diğer somonların hiçbir şey bilmediğini bile biliyordu.
Peki neden? Nasıl oluyordu bu?
Somon A341 bunu bilmiyordu.

Kategoriler
edebiyat Genel

11.08.2018

Yürüyüş yapmayı çok sevdiğinden herhangi bir yer tercih etmeksizin yürürdü. O gün de kayalık bir anda yürümeyi ve yer yer tırmanış yapmayı tercih etmişti. Parası yoktu; ama her şeyi basitleştirirdi o. Otostop yaparak ilerler ve çoğu yerde de yürürdü. Böylece hem ilerleyebiliyor, hem de değişik yerlerde yürüyüş yapabiliyordu.
O gün de her zamanki gibi, dikkatli ve keşfedip öğrenmeye hazır gözlerle etrafına bakarken; yüksek bir kayanın tepesine kondurulmuş, o ana kadar hiç görmediği denli devasa bir kuş yuvası gördü. Hemen tırmanmaya başladı. Her ne kadar parası olmasa da; tüm teçhizatı yerindeydi.
Yuvaya ulaştığında, yuvanın kenarında, dokunduğun an ölecek kadar ölüme yaklaşmasına rağmen çok güzel, çok çok güzel, yaklaşık bir keçi boyutlarında, kanatlarının genişliği tahmin dahi edilemeyecek bir kuş gördü. Masallardaki zümrüdü anka gibiydi kuş. Ateş kızılıydı tüylerinin büyük bir kısmı. Diğer tüyleri de… Öyle ton farkları vardı ki tüylerde, rengarenk sözcüğü bile hafife almış olurdu bu tüylerdeki renk zenginliğini.
Bu tüyleri görecek olan her erkek gibi, sevdiği kadına bir elbise yapmaya karar verdi o da.
Ve, ölmek üzere olmasa onu bir pençe darbesiyle yerle bir edecek olan kuştan, teker teker, zerre acımadan; söktü tüyleri. Sonra da onları, aşık bir erkeğin özeniyle ördü. Artık dolaşmasına gerek yoktu. Otostopla onun, sevdiceğinin olduğu yere, müstakbel yuvalarına geri dönüp elbiseyi ona sundu.
Kız çok mutlu olmuştu. Haftalarca üzerinden çıkartmamıştı başkasında asla olamayacak olan elbisesini.


Zaman geçti ve kuş öldü…
Ölür ölmez de yeniden doğmak için yanmaya başladı. İşte o an, adamla kadın birbirlerine sarılmaktaydı. O hemen kadını bıraktı. Kadınınsa elbiseyi üzerinden çıkartabilme gibi bir şansı yoktu. Adamın gözleri önünde, diri diri yandı.
Kuşa ait tüylerse, nazlı nazlı esen rüzgarda, hiç aceleleri olmadan; kuşa geri döndü.

Kategoriler
edebiyat Genel

24.06.2018

Zümrüdü anka kuşlarının var olmadığını kim demiş?
İşte buradayım. Bana dokunabilirsiniz ve eğer hoşuma gidebilirseniz, yani sizden hoşlanırsam üzerime bindiğinizde sizi bambaşka evrenlere götürebilirim.
Bunu gerçekten yapabilirim. Şu siyah şekillerden baktığınızda size gerçek gelmiyorum değil mi? Beni dinleyemiyorsunuz, bana dokunamıyorsunuz, kanat seslerimi duyamıyorsunuz ki zaten duyamazsınız; çünkü bir zümrüdü anka kuşunun kanatları ses çıkarmaz.
Siz sadece beni okuyorsunuz. Yok, beni okumuyorsunuz… Benim yazdığımı iddia ettiğim, daha doğrusu yazarın iddia ettiği şeyi okuyorsunuz.
Oysa nereden biliyorsunuz yazarın benden duymadığını bu sözleri
Yazar nereden biliyor bunları yazdığında, yazar yazmaz gerçek olduklarını; ya da nereden biliyor bir yerdeki gerçeği alıp yazmadığını?

Kategoriler
edebiyat Genel

09.06.2018

Savunmasız bir kuşu avlayan bir kediye neden içerler insanlar? O savunmasız kuş da savunmasız bir böceği avlamıştır. Zaten savunmasız kediyi de biz insanlar evcilleştirmişizdir. Savunmasız insanları da daha büyük insanlar avlamıştır. Baktığın yere göre bu hayatta aslında her şey, savunmasızdır.
O öyle değildi. Kendisinin asla savunmasız olmadığına inanırdı ve ona gerçekten hiçbir şey olmamıştı. Bir kavgadan burnu bile kanamadan çıkardı mesela. Ya da doğal afetten…
Hiç kimse ona inanmıyordu benim dışımda. En iyi arkadaşımdı. Her an yanımdaydı. Benimle tartışmasını, ufkumu açmasını becerebilen tek kişi oydu.
Bir gün, bir odadaki bir koltukta, kağıt mendiller ve yazılı kağıtlar eşliğinde; içimde, öldü.