Kategoriler
edebiyat Genel

25.12.2018

‘Çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?’
Allah’ın bir garibi, bunu devamlı söyleyerek meydanda daireler çiziyordu. Daha doğrusu sorarak… Herkese, çoğu zaman da boşluğa…
Elinde bir kırbaç, kazayla cevap verdiğin an… Bereket ki denk getiremiyordu. Belki de isabet ettirmek gibi bir derdi yoktu. Zaten kimse cevap vermiyordu ki… Ben bir kere cevap vereyim dedim, o anda da kırbacı yedim. Yani hemen hemen…
Ne zaman meydana gitsem rastlıyordum ona. Her gün orada mıydı; tesadüfen mi karşılaşıyorduk, bilmiyordum. Beni rahatsız eden, ses tonuydu. Hep aynı ton… Devamlı aynı ton! Sanki bir hatip konuşmasına başlıyor, sanki bir şair yazdığı bir şiirin ilk dizesini okuyor, sanki bir politikacı, hiç tutmayacağı bir sözü vermeden önce doğru birtakım sözler etmek için konuşmasına giriş yapıyordu. Henüz içine yalan katmadığı sözler…
Dizlerimde derman kalmadığı bir anda yine rastladım ona.
‘Çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız? Çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız? çekos…’
O an, kırbacı elinden nasıl kaptım, nasıl bana göre sol, ona göre sağ yanağına kırmızı bir iz bıraktım… bilmiyorum. Kırbacı eline tutuşturduğumda, ağlayarak:
‘Evet, siz Çekoslovakyalaştırdıklarımızdansınız,’ dedi.
Sonra da; kırbacıyla diğer yanağına aynı izi bıraktı.
Eh, teselli olacak mı bilmiyorum; ama bir daha onu hiç görmedim.
Sizin için bir teselli olduysa bile, benim için olmamıştı.
Onu görsem… Ya da daha iyisi; zamanı geri alsam, tıpkı onun yaptığı gibi, kırbacı sadece şaklatmakla yetinirdim.
Ah…

Kategoriler
edebiyat Genel

21.01.2018

Kalın parmaklıklar arasında, açıktaydı. Herkesin onu her an izlemesiyle cezalandırılmıştı. Şehir meydanının tam ortasındaydı hücresi. Tek hücre onunkiydi. Bu cezaya çarptırılan tek kişi o olmuştu tarih boyunca. Tuvaletini dahi oradaki bir kovanın içine yapmak zorunda bırakılmıştı. Kova, içindeki taşmadan boşaltılamazdı. Yasaktı… Tuvaletini yaptığında dahi göz önünde olması, kırk yılın başında onu hortumla yıkarlarken ya da uyurken insanların bakışları altında olması alışıldık bir şey miydi merak ediyordum. Hiç karıncalanmıyor muydu vücudu bu bakışlardan, bilmek istiyordum. Her an şehre yeni insanlar geldiğinden, bir an bile gözler üzerinden ayrılmıyordu. Kaldı ki, şehrin sakinleri dahi sadistçe bir merakla her meydandan geçişlerinde onu izlemekten kendilerini alamıyordu. Oysa her gün aynı şeyi yapıyordu. Yemek yiyor, taşlaşıyor, tuvalete gidiyor, taşlaşıyor, uyuyor, taşlaşıyordu… Bir heykelin, nefes bile aldığı görülmeyen, taşlaşmış bir adamın neyini izleyecekti ki insanlar? Ama izliyorlardı işte.
Adam çırılçıplak olduğundan, daha doğrusu adamı çırılçıplak bıraktıklarından, ergenlerin dikkatini çekiyordu ve bu yaşamak zorunda kaldığı şeylerin en hafifiydi. Kendisini tatmin etmeye bile cesareti olmadığından, ya da isteği, gece gördüğü ıslak rüyalar, herkesin gözü önünde olmaktaydı. En azından sabah işe gidip yolları meydandan geçen insanların…
Nöbet tutan polisler durmaktaydı kafesinin yanında yöresinde. Kimsenin onunla konuşmasına izin vermiyorlardı. Gerçi böyle bir izin verseler de kimseyle konuşacağı yoktu.
Bir gece, şehrin elektiriğini kesip polislerin dikkatini başka bir yere çekilmesini sağlayıp onun yerine geçmeyi planlıyordum hep. Nedenini bilmesem de; bazen yolumu sırf onu görüp bu fantezimi canlandırabilmek için meydana düşürüyordum. Bir gün polislerin afacan bir çocuğa dikkatlerinin kaymasını fırsat bilerek planımı yazdığım kağıdı tam öylece duran avcuna attım. Avcunu kapatıp kağıdı hemen gayri ihtiyari gizledi. Sonra da küçük, dikkat çekmeyen hareketlerle kağıdı okudu. Bunu öylesine bir ustalıkla yapmıştı ki, gözüm üzerinde olmasaydı ve kağıdı ona verdiğimi bilmeseydim fark edemeyecektim. Kağıdı okudu. Vücuduna yapışan kirle kağıda bir şeyler yazdı ve dikkat çekmeyen bir hareketle, bir anda bana geri fırlattı. Bir tek kelime yazılıydı kağıtta:
‘HAYIR’
İşte o zaman ilk kez, gerçekten merak ettim. Ben neden böyle bir şey istemiştim? Ve daha da önemlisi, o neden böylesine bir kurtulma fırsatını tepmek istemişti?

Kategoriler
edebiyat Genel

29.12.2017

Bilmediğim bir şehirde, bilmediğim bir meydandaydım. Galiba şehrin en büyük meydanıydı. Yürürken birden gelen bir sesle irkildim. Mikrofona vurularak yapılan ‘pat’ sesiydi. Ardından ‘ses kontrol bir-ki,’ demişti gevrek bir ses. Etrafıma baktığımda, öylesine kondurulmuş bir yükseltinin üzerine çıkmış, elinde bir mikrofon, kısa boylu, tombulca bir adam gördüm.
Adam mikrofona eko verip o gevrek sesini bir miktar daha tacayipleştirdikten sonra konuşmaya başladı. bir şeylerle uğraşıyordu bir yandan da. Sonradan o şeyin gürültülü bir müzik arayışı olduğu anlaşılmıştı; çünkü adam konuşurken bir anda gürültülü bir müzik yayını başladı koskoca meydanda.
Mikrofonun sesini biraz daha açtı ve hoşgeldiniz faslından sonra bir çekilişten, muhteşem ödüllerden bahsetmeye başladı. Herkes bir numara çekecek, o numaralarla bizzat çekiliş yapacaktı. İnsanlar akın akın o yükseltiye gidip kağıt çekmeye başlamıştı. Bedava bir çekilişti.
Her ne kadar bir çapanoğlu arayacak kadar paranoyak biri olsam da; biraz eğlenmeye, şansımın yaver gitmesini umut etmeye ihtiyacım olduğundan ben de bir numara aldım.
‘357’
Sıradan bir numaraydı işte. Toplamı on beş ediyordu. Hatta bir ve beşin toplamı da altı…
Etrafta dolaşıp o iğrenç müziğe ve o gevrek, ekoyla iyice tuhaflaşmış; ruhsuz sese tahammül etmeye çalışıyor, bekliyordum. Bu ruhsuz sesten iyi bir şeyin çıkıp çıkmayacağını sorguluyordum diğer yandan.
357…
İlk çıkan numara benimkiydi. Adamın yanına gittim, kükürt ve ter kokan vücuduna temas etmemeye çalışarak paketi almak için uzandım. Paket yoktu ama. Bir kolye poşeti gibi alttan yapışkanlı bir poşet içinde incecik bir kağıt vardı. Paketi açtı ve kağıdı çıkarttı. Bir çıkartmaydı bu. Daha doğrusu geçici bir dövme…
Onu almak için uzanmakta ısrar eden elimin üzerine el çabukluğuyla yapıştırıverdi dövmeyi. Ne olduğuna bakamadan hem de…
Birden kendimi bir eğlence merkezi gibi yapay bir yerde buluvermiştim. Bu tür yerlerden de nefret ederdim üstelik…
Bir ses kaydı bangır bangır bağırıyordu yine.
‘çekilişevren’e hoşgeldiniz. Hayatınız boyunca sizi burada ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyacağız…
Burada her şey çekilişle yapılır… Alenen…
Özgür iradenizi elinizden büyük bir mutlulukla alıp; size şansı, şanssızlığı ve umudu büyük bir cömertlikle vermekten gurur duyuyoruz… Bizi seçtiğiniz için teşekkür ederiz…’