Kategoriler
edebiyat Genel

23.05.2018

İşsizdim. İş aramaktan dahi vazgeçmiş bir işsiz… Tam on bir yıldır dileniyordum. Onu bile doğru düzgün yapamıyordum. Bir dilencinin işbilirliğine bile sahip olamıyordum. Nerede kaldı gerçek bir işe sahip olmak…
Bir gün, özensiz giyimli bir adam önüme iki yüz liralık bir kağıt para attı. Teşekkür etmeme rağmen yanımdan ayrılmamıştı. Biraz sağdan soldan konuştuktan sonra bana bir deneyinde yardımcı olup olmayacağımı sordu. Eğer isteğini kabul edersem ciddi bir miktar vereceğini ekleyerek…
Kabul etmiştim; çünkü dilenmekten bıktığımı hissetmekteydim. Zaten açlığım son raddeye gelince dilenmeye başlıyordum artık. Güçsüz olduğumdan dilenemiyordum ve gerçekten ihtiyacım olsa dahi kimse bana bir kuruş dahi vermiyordu. Zaten genelde ihtiyacı olmayan insanlar daha çok kazanıyordu bu işten.
Kabul ettiğimde beni zengin; ama özenti olmayan; yani içindeki her şeyi kaliteli; ama şatafatsız bir eve götürdü.
Yapmam gereken tek şey bir ilacı saatte bir kullanmaktı. Beni etkilememek için ilacın ne işe yaradığını da söylemeyecekti. Hep birlikte görecektik sonucu.


Günler geçiyor ve ben ilacı her saat kullanmaya devam ediyordum. Ne var ki, görünür hiçbir şey olmuyordu. İşin tuhafı, adam gayet memnun görünüyordu.
Sonra ben de anladım ilacın ne işe yaradığını. Beni yavaşça şeffaflaştırıyor, insanların gözlerinden adeta uzaklaştırıyordu.
Ardından, bu ilacın tehlikelerini idrak etmeye başladım. İlacın politikacıların, toplum mühendislerinin eline geçtiğini hayal ettim. Bir distopya yaratılıvermişti bile zihnimin sahnesinde.
Daha da kötüsü, ilaç benim üzerimde işe yarar yaramaz satılmıştı.

Kategoriler
edebiyat Genel

04.03.2018

Bir genetik mühendisiydi. Nasıl yapmışsa yapmış, ona bir kozmetik şirketinin vermiş olduğu tüm imkanları kullanarak mucizevi bir bitki imal etmişti. Hava geçirmez bir zarın içinde bir tane tohumu olan küçük kesecikler ve tıpkı aloe vera bitkisi gibi etli, geniş yaprakları bulunan bir bitki…
Bu hava almayan kesenin içindeki tohumu, özel bir odada, kokusuz özel bir toprağa ekip; kokmasını istediğin kokuyla aynı yerde bulundurulduğu taktirde, tohum ekildiğinden itibaren hangi kokularla karşılaştırılırsa o kokuların bileşimini oluşturan bir özsu salgılıyordu. Bu özsu bir çeşit yağ idi ve parfüm olarak kullanılabilecek kalitedeydi. Hatta alkol ile seyreltilecek kadar keskindi. Gerçi bu daha çok bitkinin karşılaştığı kokuların yoğunluğuna bağlıydı.
Bu bitkiyi tasarlamasındaki asıl amaç kozmetik şirketinin verdiği paradan ziyade, birkaç ay sonra ölecek olan eşinin kokusunu daima yakınlarında bulundurmaktı.
Tasarlaması bu kadar zor bir bitkiyi tasarladıktan sonra, o kokunun kendisine sadece acı verdiğini görmek, kokuyla birlikte gelen sıcaklığın, zekanın, kısacası canlılığın olmamasının verdiği kaybın acısının çok daha büyük olduğunu görmek… bazı şeyleri olduğu yerde bırakmasının gerekliliğini öğretmişti ona.
Belki de yarattığı bu bitki, tamamen doğa dışı bir şeydi. Bazı kokular oldukları yerde kalmalıydı. Yemeğin buğusuna ait olan koku orda olmalıydı sadece söz gelimi. Ait olduğu yerde…


yıllar geçmişti ve artık zengin genetik mühendisi yaşlanmıştı.
O gün, her zamanki kısa, kesik kesik uyuklamalarından birinden kapı zilinin çalmasıyla uyandı.
Kapıda genç bir adam durmaktaydı.
Genç yaşta eizheimer olan annesinin, onun icat ettiği bitkiler sayesinde, o kokuların sakladığı anılar sayesinde eizheimerin zihnindeki zararlarını en aza indirgediğini söyleyen bir adam.
Ona, saklanan anılar için teşekkür eden bir adam…