Kategoriler
edebiyat Genel

14.11.2018

Rastlantının ve maneviyatın müziğini yaptığını söylerdi. Müzikleri alışılmadıktı. Aslında kurallara uygun, daha doğrusu kabul edilebilir olmaya zorlanmış, bir kalıba uydurulmak için itilip çekilmiş izlenimini veriyordu iyi bir müzik dinleyicisi olduğunu düşünen şahsıma.
Bir sisteme oturtulmaya çalışıldığı bu kadar barizken nasıl rastlantı denebilirdi? Ve maneviyattan bahsedilebilirdi…
Şarkılarının sözleri de ayrı bir garabetti. Müzikten bağımsız şiirimsi, rap gibi; ama alakasız ritmik; bazen melodik; ama rapten çok daha yumuşak ve karmaşık…
Sıkıcı bir matematik denkleminin çözümünü, teker teker tüm işlemleriyle seyrederken uyuyakalmışım gibi hissederdim onu dinlediğimde.
Sözlerinin anlamlarına bakacak kadar dikkatimi toplayamadığım için, internetten okumuştum birkaçını.
Zaten onun için merak etmiştim tarzının sebebini. Sözleri bu kadar, yani hiç beklenmedik derecede anlamlı olan şarkılar, neden böyle icra edilmişti? Neden kıyılmıştı onlara?
Bir gün, tesadüf eseri onu bir başka sanatçının konserinde görüp yanına yaklaştım.
Onun konserleri olmuyordu pek. Zaten pek dinlenen bir müzisyen değildi.
Sadece ‘aykırı’ deniyordu hakkında ve alanında tekmiş gibi bahsediliyordu.
Yaklaştım ve ona tüm merak ettiklerimi sormadan önce müziği hakkında ne düşündüğümü teker teker söyledim.
Güldü…
‘Bana telefon numaranızı söyler misiniz?’
Şaşırmıştım. Ne ilgisi vardı şimdi? Bir yandan da neden sorduğunu, neye bağlamak istediğini, arkasından ne geleceğini merak etmiştim; çünkü öyle bir izlenim vermişti bana. Bir şeyi söylemeden önce bir veriyi ister gibi istemişti numaramı.
Numaramı verdim ve başladı bir melodi mırıldanmaya… Bir yandan da; külüstür bir telefondan bu melodiyi çalmaktaydı. Yani numaramı tuşlamakta, onu destekleyici akorlar ve notalarla besteyi örüp sisteme oturtmaya çalışmaktaydı.
Diğer yandan benim yargımı ve merakımı anlatmaktaydı doğaçlama sözleriyle.
Söyleyecek bir söz bulamadım. Bir an için düşünecek bir şey de bulamamıştım. Dediği gibiydi, rastlantısal ve maneviydi. Bir o kadar gereksiz; ama aynı oranda duygusal… Biraz gösterişçi; biraz mütevazı…

Kategoriler
edebiyat Genel

09.11.2018

Bana herkes ne kadar sıradan bir adam olduğumu haykırır. Tamam haykırmaz; ama bakışlarıyla, hayır dudaklarıyla… ima eder.
Neden bilmiyorum. Tanışırız ve…
Şöyle bir dudak bükerler… Herkes böyle yapar beni gördüğünde.
Anlamıyorum!
Görünüşümden mi? Alçak ve ince sesimden, bir türlü sakal bıyık çıkmayan, kadınsı yüzümden mi? Birisini gördüğümde geçmesi ya da oturması için kenara çekilip yerimi verişimden mi? Herkese ‘siz’ şeklinde hitap edişimden, pek kısa gülüşümden, az konuşuşumdan mı?
Neden! Neden!
Bir kadını gördüğümde dinleyişimden, tepeden tırnağa süzmeyişimden mi?
Fikrimi sadece yerinde söyleyişimden, insanların sözlerini kesmeyişimden mi?
Ha belki kitap okuduğumu gördüklerinde, belki biraz o zaman dikkate alır beni bazıları. Okuduğumun ne olduğunu, hakkında ne düşündüğümü sorarlar…
Ve daha doğru düzgün konuşamadan keserler sözümü, anlatmaya başlarlar. Onları dinledikten sonra da… Kendilerinden pek memnun, beni dinlemeden; biraz önce söylediklerinin sarhoşluğuyla kafalarını sallarlar.
Kendi kusmuklarını akıtan, iğrenç birer emme basma tulumbadır hepsi. Oysa suyu yeraltından çeker bir tulumba, kendi midesinden değil… İşte onlar bunu bilmezler.
Sadece bir kere, bir kişi dikkate almıştı beni. Gözleri yüzümde dolaşmış, dinlemişti sözlerimi.
Bir kadın…
Çalıştığım yerin temizlikçisi…
Bir üniversitede çalışıyorum ben. Bir kütüphanede kitap diziyorum, onların girdisini çıktısını yapıyorum falan…
İşte o kadın bana hep öyle, uzun uzun bakar. Sordum, evli değilmiş. Acaba istediğince yönetebileceği bir av olarak mı görünüyorum ona? İçten içe ben de merak etmeye başlamıştım. Onu mercek altına almış, insanlarla nasıl konuştuğunu dinlemeye, tabii denk geldikçe, başlamıştım.
Aslında gözlemleyecek pek bir şey yoktu. O da benim gibi, başı önde dolaşıyordu. Hakkında yapılan şakalara gülmüyor, emredileni sessizce yapıyor, meslektaşlarına dahi saygılı duruşuyla, benim hamurumdan bir kadın olduğunu haykırıyordu bana.
Kitap da okuyordu molalarında.
Peki neden ben bu kadından hoşlanmıyordum?
Bilmiyordum…
Kadını görünce dudak bükmüyordum. Hatta ona saygı duyuyordum; ama ondan hoşlanmıyordum.
Çünkü, galiba, artık fazla mütevazı olmaktan hoşlanmıyordum ve kendimi kadında görmekten, kelimenin tam anlamıyla gıcık oluyordum. O benim aynam olmuştu ve…
Onun sayesinde bir karar verdim. Ona baka baka makyaj yapmaya…
Ona, olabildiğince az benzeyecek şekilde boyanmaya…