Kategoriler
edebiyat Genel

09.03.2019

Trende yolculuk yapmayı çok severdi. Raylardan geçerken oluşan tıkırtı ve çatırtıları zihninde düzenleyip yepyeni ritimler oluşturmayı, koskoca bir hoparlörün içindeki küçücük bir denizanası gibi titreştiği yanılgısıyla eğlenmeyi, vagon aralarında cirit atmayı, tuvalete girmeyi, tatsız tuzsuz da olsa o yemeklerden yiyip içeceklerden içmeyi… ama ille de; getirdiği hurmayı yiyip çekirdeklerini camdan atmayı…
İşte o zaman, her defasında, binbir gece masallarındaki bir masalı anımsardı. Masalda da atmıştı bir adam hurma çekirdeklerini. Öfkeli, acılı bir cin çıkmıştı topraktan ve haykırmıştı adama:
‘Sen! Öylesine attığın bir hurma çekirdeği oğlumu öldürdü… Cana can! Ben de seni öldüreceğim! Ölümlerden ölüm beğen!’
İşte, o da bir cinin oğlunu öldürmek istiyordu. Sonra çıksındı cin ve ölümlerden ölüm beğendirsindi ona da…
Onun yapamadığını, cin yapsındı.
O zaman canını kurtarmaları için tüccarlardan masal anlatmalarını istemezdi cinden. Ölümünün şeklini bile seçmişti. Ezilmek…. Ufalanmak…. Bir pelte gibi olmak… Tıpkı yüreği gibi… ama onun gibi tekrar çarpmak, yaşamak ve mutlu olmak zorunda kalmamak… Oğlunun ölüsüne hakaret eder gibi…
Onun da oğlunu öldürmüştü bir adam rastgele attığı hurma çekirdekleriyle. Onun da yanmıştı yüreği! Topraktan, ölü toprağından çıkıp;; öldürmek istemişti o adamı o da. Cin gibi büyük değildi. Cinin çığlığı bir kükremeyken; onunki ancak acılı bir martı çığlığı olabilirdi.
Cin kadar affedici de değildi. Yeterdi masallarla yaşadığı.
İşte. Getirdiği tüm hurmaları yemiş, tüm çekirdekleri atmıştı; ama cin min çıkmamıştı.
O da; kendi cini oluverdi. Geride, sadece bir şekilde açılan bir tren kapısının yaptığı cereyan kalmıştı.

Kategoriler
edebiyat Genel

19.02.2019

Kaç yaşında olduğumu bilmiyorum; ama şu millat denilen şeyden önce olduğu kesin. Sert bir şeyle kaplanmış olmasam bu kadar uzun süre boyunca tek parça kalamazdım. Nasıl kalacaktım ki, bir fiskede kırılabilen bir şeydim ben.
İnce bir dal. “Çöp” denilenlerden hani.
Ama… Sıradan bir çöp değil, tarihsel bir çöptüm. Şu Ezop’un şahit olduğu yaşlı adamın oğullarına göstermek için, kırılmasınlar diye baladığı çöplerdendim.
Kırılmayan…
Keşke kırılsaydım. Sonra daha dayanıklı olmayı öğrenirdim belki de…
Şimdi sert bir malzemeyle kaplı, kırılgan; ama dayanıklı bir şey oldum. O sert şeye bir zarar gelse, dayanılklı olmayı bilmediğim için üfleseler dağılırım.
Oysa yıllarca o bağlı olduğum çöplere, sırf kırılmamak için tahammül etmek zorunda kalmıştım. Yaşlı adam bizi birbirimizden ayırmayı unutmuştu çünkü. Ayrılamadığımız için kendi yollarına dahi gidemeyen, sırf kırılmamak için birbirlerine mahkum onlarca çöptük. Oysa kırılmamak için değil de; birbirimizi sevdiğimiz için bağlansaydık…

Kategoriler
edebiyat Genel

07.07.2018

Bir oyuncakçıdan oğluna bir silah almıştı. Silahı eline alan çocuğun ilk işi onu vurmak olmuştu. Oyuncakçı hile yapmıştı.

Kategoriler
edebiyat Genel

13.06.2018

Bir şeylere başlamak zordur. hele ilk adımı atmak…
Korkudan dolayı oluşan o ölü toprağı ayaklarına dolanır. Korkarsın ve bahaneler bulursun. Bu da tembelliği getirir. O da ölü toprağını oluşturan taneleri…
İşte tam öyle bir dönümündeydim hayatımın.
Bir dükkan açmıştım. Hayatımda ilk defa bir dükkan işletecektim. Ne var ki ayaklarım geri geri gidiyordu.
Bir aktar dükkanına sahiptim bundan böyle. Mis gibi kokular arasında olacaktım ve kendime çalıştığımı, bunun bir iş olduğunu, insanlara verdiğim her şeyden sonra ücretini almak zorunda olduğumu hatırlatıp durmam gerekecekti.
Fatura kesmeli, vergi ödemeli, hesabıma kitabıma dikkat etmeliydim.
Diğer şeyler hep yaptıklarımdan ibaretti zaten. Bitkilerin yarar ve zararları konusunda araştırma yapmalı, onları insanlara anlayabilecekleri dilden sabırla anlatmalıydım. Yaşlılara öncelik vermeliydim. Malımı iyi dağıtımcı ve şirketlerden almalıydım elbette.
Sakin olmalıydım. Komşularımla iyi anlaşmalı, esnafların oluşturduğu çevreyi hızlı tanımalı, dedikoduya malzeme olmayıp dedikodu yapmamalıydım.

Böyle demek, bunları sıralamak kolaydı da; korkuyordum işte. Sıkıntımın bilmediğim bir yerden gelmesinden ürküyordum. Hırsızlıktan, dükkanın doğru yerde açılmamış olmasından, yanlış bir hesaptan…
Korkuyor ha korkuyordum.


İlk gün, tam on kiloluk karışık kuru yemiş satılmış, kitapçı dükkanı olan bir komşumla karşılıklı birbirimizden etkilendiğimizi hissetmiş, sırnaşık bir dilenciyi geri çevirip onun bedduasını almış, bakkalla samimi olacak bir dostluğa başlamış, çaycıyla birbirimizden hazzetmeyeceğimizin karşılıklı idrakine varmamıza rağmen birbirimizle muhatap olacağımızın bilinciyle bunun pek üzerinde durmamış, kırtasiye dükkanının sahibinin oğlunun meraklı didiklemelerinden baharatlarımı zor kurtarmış ve daha pek çok şey yapmıştım. Bir de bakmıştım ki, korkum yerini bambaşka şeylere bırakmış. Aşure kadar karışık, olsa da; sevdiğim işi yapmanın huzuruyla tatlandırılmış bir şeylere.