Kategoriler
edebiyat Genel

08.02.2019

Kazara bir insan öldürmüştüm.
Geçerken… Öylesine bastığım bir zemin, onun tam gırtlağı olunca, ayağımın altında bir şeyler kırıldığını hissettim önce. Çok acelem vardı… Bunun tek açıklaması buydu. Neden ayağımın altından çekilmemişti ki?
Pençeli botlarımla öldürmüştüm onu. Çok, sanıldığından da çok .kolaydı demek insan öldürmek.
Bir böcek öldürmekten farkı yoktu.

Kategoriler
Kiralık Katil

Kiralık Katil _ On Sekizinci Bölüm: (13.06.2018)

Birkaç ay içinde hem de, inanabiliyor musunuz! Belki de birkaç güne, insanların uğraştığı zeka oyunlarıyla zorlayabiliriz onu. Her defasında daha hızlı öğreniyor. Ergenliğe girdi bile; ama bir adı bile yok. Şimdiden bir isim koymak istemedik. Ölürse, onu daha kolay unutalım diye belki. Of, bu ihtimalin değil yazıya dökülmesi, böyle bir ihtimali düşünmek bile tadımı kaçırmaya yetti. Neyse, ben bir yavruya bakayım nasılmış.


Keşke bu sefil yaratık ölseydi! Allah cezasını versin onun! Kahretsin! Biricik yavrumu, İnsan’ı boğazlamış geceleyin. Nasıl yapmış anlamadım. Galiba bir telle. O kadar güçlü değil çünkü. Onu kafese kapamalıyız! Yüzüne bile bakmaya dayanamıyorum! O kadar çok sevmiştim ki İnsan’ı, bir çocuğum olsa…
Düne kadar ölme ihtimalini bile duymaya tahammül edemezken şimdi ölmesini istemek ne kadar tuhaf. Zaten eğer bu deney için yıllarımı vermeseydim! Vermeseydim… Gerçekten öldürebilir miydim bu hayvanı?
Bilmiyorum. Kafam o kadar karışık ki, kafamdaki kırk tilkinin kırkının da kuyrukları birbirlerine öyle bir dolanmış ki, içlerinden biri bile kendisininkini tanıyamaz! Neyse, ben uyumaya gidiyorum…


Yastayım… Her şeyi onlara bıraktım… Hiçbir şey yapmak içimden gelmiyor!


Maymun o kadar gelişmiş ki birkaç hafta içinde; konuşulanları anlamaya, okuyup yazmaya, anlaşılmaz da olsa konuşmaya bile başlamış. Olağan üstü bir gelişme bu! Ne yaptık biz? Sevilen bir şeyi öldürme güdüsü olan bir canlı yaratmak nasıl iyi bir fikir olabilir ki? Evet, orada bir sürü maymun olmasına rağmen İnsan’ı öldürmesi kıskançlığa delalet değil de ne! Ahlaki değerleri olmayan, zeki bir hayvanın yaratılmasına neden olduğuma inanamıyorum!
Yasemin, bu maymunun benimle görüşmek istediğimi söyledi. Benimle, neden benimle? Bunu ona sorduğumda da sadece benimle konuşmak istediğini söyledi. Onlara başka bir şey söylememiş. Onunla görüşeceğim. Görüşeceğim görüşmesine de; tiksintimi, üzüntümü ve kızgınlığımı nasıl dizginleyeceğim, nasıl tarafsız bir şekilde onu dinleyeceğim hakkında en ufak bir fikrim yok. Şimdi gidiyorum. Uzun zamandan sonra ilk defa odamdan çıkıyorum. Çok halsizim. Suçluluk duygusu bazen insanı ölüm orucuna sürükleyebiliyor işte…

Kategoriler
Kiralık Katil

Kiralık Katil _ On İkinci Bölüm: (10.05.2018)

On iki saatten fazla uyumuştu Handan. Hayatında ilk kere…
İçindeki merakın yönlendirmesine uyup kalkar kalkmaz bilgisayarının önüne gitmek yerine, temel güdülerinden biri olan açlığını önemseyip kendisine hiç yapmadığı kadar mükemmel bir kahvaltı hazırlamaya koyuldu. Merakını büzüştürüp içine gömerek dinlemekte olduğu müziğin salgılattığı huzurla üstünü kapattı ve kahvaltısını huzurla hazırlayıp yedi.. Küçük bir demlik çayı, hiç acele etmeden bitirdiğinde, her şeyle karşılaşmaya hazır, dingin bir insan olup çıkmıştı. İşte şimdi merakını huzurun altından yavaşça çıkarıp katlarını açabilir ve onun tadına rahatça varabilirdi. Huzurla…
Bilgisayarının başına gittiğinde, adamın o meşhur mesaj pencerelerinden birinin onu beklemekte olduğunu gördü.
“Doğrusu, beni hayal kırıklığına uğrattın… Ölümle ilgili her şeye tapan, bunun için ailesini dahi karşısına alan birisi için fazlaca… titizsin. Öldürdüğün birisinin sorumluluğunu kendi üzerine almayacak kadar da korkak… Bir suçluyu da mı öldüremezsin? Çok büyük hatalar yapmış birisini… Bu arada, seni uyarmak isterim ki, kimi öldürmeyi seçeceğin bile benim için önemli bir kıstas olacak. Sana yardımcı olacaksa, seçtiğin kişiyi gerçekten değil de farazi olarak öldüreceğini düşünebilirsin pekala. Yani başlangıç olarak böyle düşünebilirsin. Isınmak için… Hoş, eğer seni biraz tanıyorsam belli bir zamandan sonra ısınmak konusunda zorlanacağını hiç sanmıyorum.”
Hayretler içerisinde kalmıştı Handan. Adamın kibri, kendisine olan gereksiz güveni karşısında… Peki ne yapmalıydı?
“Selim Amca’nın defterinde yazanlarla bu adamın garip sınavının mutlaka bir ilişkisi var,” diye düşündü Handan. “Bu defteri bitirene kadar adamın dediğini yapıp farazi bir şekilde birisini öldürmeyi düşünebilirim. Nasılsa kendi prensiplerim hakkında taviz vereceğime ölmeyi tercih edeceğimi bu adam bilmiyor. Hem böyle yaparsam defteri de bitirmeye fırsatım olur ve belki de adamın benden istediği şey anlam kazanmış olur. Hatta belki de prensiplerimden vazgeçmeye razı olabileceğim kadar geçerli bir nedeni bile vardır adamın… Kim bilebilir ki?”
Bunun üzerine Handan bir kağıda: “Peki nasıl haberdar olmak istersin planlarımdan? Sana belirli zaman aralıklarında ne yaptığıma dair rapor mu göndermemi istersin; yoksa her şeyi en sonunda mı görmek istersin?” yazarak adama aynı yöntemle gönderdi.
Adam hemen cevabını insanı her koşulda irkiltecek olan o çığlık sesi eşliğinde gönderdi:
“Beni tek ilgilendiren sonuçtur Handan. Sana belirli bir süre de vermiyorum. Zamanı istediğince kullanabilirsin. Yalnız… günlüğü en yakın zamanda bitirmeni öneririm. İşte o zaman, beni anlayıp daha istekli bir katılımcı olacaksın. O günlüğü okuduğunda, yaptığım her şey anlam kazanmış olacak… En azından çoğu şey…”
Handan günlüğü zaten merak ediyordu. Adam ne söylerse söylesin, o zaten en yakın zamanda bitirmeyi düşünüyordu… Her şeyden önce Selim Amca’yla bu adamın arasındaki ilişkiyi çok merak etmekteydi. Omzunda, son zamanlarda ihmal ettiği yarasası olduğu halde, defteri kaldığı yerden okumaya koyuldu:

Kategoriler
Kiralık Katil

Kiralık Katil _ Altıncı Bölüm: (02.05.2018)

Selim Sırrı… Bu isim her aklına gelişinde gülüyordu Handan. SS… Selim Sırrı… Çok fazla tesadüf barındıran bir isimdi. Selim… Özellikle bu isim onun dikkatini çekecek bir isimdi. Hatta bu ismi taşıyan insanları öldürmesi gerektiğinde, onları bildiği en acısız yolla öldürürdü. Bu ismi sisteminde kontrol ettiğinde de bulamayacağını tahmin etmişti zaten. Böyle bir ismi unutacağını sanmıyordu çünkü.
Bu isme bu kadar önem vermesinin nedenini o da pek anlamıyordu aslında. Annesinin hep övgüyle bahsetmiş olduğu bir adamın adının Selim olmasıydı bunun tek nedeni. Bu kadar basitti işte. Çocukluğundan beri anlatırdı annesi. Komşularının oğlu Selim’i… Onunla ne kadar iyi arkadaş olduklarını. Biraz büyüdüğünde, yani genç kız olduğunda, annesinin bu adama aşık olduğunu falan düşünmüştü; ama sonra anlamıştı ki, onların aralarındaki şey, yani en azından annesinin Selim’e, yani Selim Amca’ya olan sevgisi kadim bir dosta duyulan sevgiden başka bir şey değildi.
O iki-üç yaşlarındayken ölmüştü Selim Amca ve Handan, annesi öldükten sonra bile Selim Amca’nın mezarına gitmeyi hiç ihmal etmemişti. Oysa ölümden sonra hayata bile inanmazdı. O sadece annesinin ideallerindeki Selim Amca’yı çok sevmişti o kadar.
Eğer bu adamın gerçek adı Selim’se bu bir tesadüften öte bir şey olmayacaktı, ki muhtemelen öyleydi. Yok değilse, bu adam Handan’ı takip edip Selim Amca’sının mezarına gittiğini görünce… Saçma geliyordu; ama olmayacak bir şey değildi. Bu tür psikolojik silahları o da çoğunlukla kullanırdı. Kurbanın zaaflarının oluşturduğu silahları…
Saçma bir ümit, tuhaf bir gündüz düşü olduğunu bile bile, “keşke bu adam gerçek Selim Amca’nın kendisi olsa da bana kendisini bir gizem perdesinin ardında gösteriyor olsa,” diye geçirdi içinden. Sonra da güldü kendisine. Neden bu kadar önemsiyordu bu adamı? Tamam, çok iyi bir arkadaşlıktı. Tamam, annesinin anlattıklarına göre çok iyi biriydi Selim Amca… ama kendi görmüş müydü? Hayır… Çocukken kendisini havaya atıp tam düşerken tutan bir amca hatırlıyordu; ama ne olmuş yani? Bu adamın kim olduğunu biliyor muydu? İyi bir adam olup olmadığına kendi gelişmiş sezgileriyle karar verebilmiş miydi? Sadece annesi… Gerçi annesinin iyi dediği bir adama kendisi kötü diyemezdi ya. En az kendisi kadar sezgileri güçlü bir kadındı o da. Babası gibi altın kalpli bir adamı seçmiş olduğundan belli değil miydi?
Annesi iyi bir insandı, babası da… Peki neden kendisi böyle olmuştu? Yani bir kiralık katil… Canları para konusu edecek kadar alçak birisi yani…
Bilmiyordu Handan. Bunun nedenine dair en ufak bir fikri yoktu. Yani ölümle neden bu kadar çok ilgilendiğine, neden onu para konusu edecek kadar önemsediğine dair… Tek bildiği, bu mesleği bilerek ve isteyerek seçmiş olduğuydu. Anne ve babasının da bilgisi dahilinde… Evet, onaylamamışlardı onu; ama mesleğini onlardan gizlemek içinden gelmemişti. Onun isteyerek seçtiği bir mesleği neden bilmesinlerdi ki? Neden mesleğinden utansındı? O ölüm işçisiydi. Nasıl Ahmet Arif’in deyişiyle şairlerin namus işçisiyse o da ölüm işçisiydi işte. Ölüm sanatkarı… Öldürme ustası… Ölümün ortağı ve fedaisi. Bu neden yadırganacaktı ki? Hem de ailesi tarafından…
Handan, ailesine mesleğinden söz ederken askerliği örnek vermişti. Her gencin görevi askerlik değil miydi? Askerlik de öldürmekten başka neydi? Silahlarla oynamaktan, öldürmeye hazırlanmaktan başka neydi?
Kiralık bir katille bir askerin yaptığı hemen hemen aynı değil miydi? Öldürmek… Verilen emre uyarak öldürmek. Tek farkla, bir kiralık katil her zaman para için öldürürdü. Askerler için durum çok farklı olabiliyordu. Bir kere bir askerin inançlarına, görüşlerinin ne olması gerektiğine, nasıl yaşayacağına bile karışabiliyorlardı ona emir verenler. Bazen de para vermiyorlardı. Daha doğrusu ancak profesyonel bir askersen para alabiliyordun.
Oysa kiralık katillik öyle miydi… İstediğin işi kabul etmek senin elindeydi. İstediğine inanıp istediğini düşünmek de…
İşte ailesine bunları söylemişti Handan. Oysa onlar onu onaylamamıştı. Hatta babası: “Tamam o zaman kızım, asker de olma katil de,” diyerek kendince bir çözüm bulmuştu bu işe… Handan gülmüştü.
“Diyelim ki asker olmadım… Diyelim ki bir yerde çalıştım. Devletin maaşımdan alacağı vergiler askerlere gitmeyecek mi? Yani dolaylı olarak askerlere yardım etmiş olmayacak mıyım? Oysa benim işimde resmi bir maaş olmadığı için, maaşımdan alınacak vergi de olmayacak. Elektriği, suyu falan kaçak kullanırsam…”
“Her şekilde devlete bir katkın olacak. Ne yaparsan yap! Nasıl sıyrılmaya çalışırsan çalış… Bir şekilde devlet seni alt etmenin bir yolunu bulacak. neden böyle saçma sapan davranıyorsun anlamıyorum,” demişti annesi de.
Handan, tüm bunları bildiğini, yine de elinden geleni yapmak istediğini, zaten onun asıl istediğinin ölümle haşır neşir olmak olduğunu söylemişti. Tek önceliği buydu. Bunun için tıp okumamış mıydı zaten. Yaptığı her şey bunun için değil miydi…
Gerçi devletle hiçbir ilgisinin olmaması, hatta bu işin yasa dışı olması da onu çekici kılan en önemli şeylerden bir diğeriydi.
Ailesi ölene kadar her hafta onları görmeye gitmişti; ama onları bir türlü kendisini onaylamaları için ikna edememişti. Ondan kopmak da istememişlerdi gerçi; ama onu bir türlü onaylamamaları Handan’ın içine oturmuştu.

Kategoriler
Kiralık Katil

Kiralık Katil _ İkinci Bölüm: (25.04.2018)

Adam kütüphaneye gidip oradaki sandalyelerden kapıya en yakın olanına oturduktan sonra Handan özel saatini koluna takarak kameradaki görüntüyü saatin ekranına geçirip gözlerini adamdan hiç ayırmadan kütüphaneye doğru yollandı. Adam hiç hareket etmeden bekliyordu. Onu beklerken kitaplara bakmamıştı bile. Handan içeri girdiğinde gözleriyle onun yüzüne bakmanın dışında bir tek kasını bile oynatmamıştı. Yüz hatları fazlasıyla durgundu.
Saatini adam fark etmeden kapattı ve adamın karşısındaki sandalyeye oturup onun konuşmasını bekledi.
Adam boğazını temizledikten sonra:
“Bu kadar geç bir vakitte sizi rahatsız ettiğim için çok özür dilerim… Ne var ki, ancak şimdi gelebilecek durumdaydım…”
Handan sustu. Bunun önemli olmadığını söylemek onun dürüstlük anlayışına uymazdı çünkü. Üstelik belki de deliksiz bir uykudan çok daha önemli bir şey için gelmişti adam. Uykusunun onun için her şeyden önemli olduğunu, kendisini bir daha rahatsız etmemesi gerektiğini de söylemesi doğru olmazdı.
“Buraya size bir iş vermeye geldim…”
Evet, işte şimdi adamın meramını öğrenmişti; ama bu onu son derece kızdırmıştı. Yeni bir iş, uykusundan hiç de önemli bir şey değildi. Yine de rahatını tam anlamıyla bozacak bir terslikten iyiydi. Yavaş yavaş gevşemişti. Kendisini rahat bırakıp esnedi; ama gerinmedi…
İşin ne olduğunu sormak bile içinden gelmiyordu. Nasılsa adam söyleyecekti. Kim bilir hangi aptalı, hangi aptalca bir sebeple öldürmesini isteyecekti ondan. Bekledi…
“Sizden… birisini öldürmenizi istiyorum…”
Elbette bunu isteyecekti. Onun işi buydu zaten. Başka bir şey yapmak işinin tanımında yer almıyordu. Neden bu kadar uzatıyordu bu adam? Kendisinin suskunluğu onu tedirgin etmiş olmalıydı. Doğru ya, kütüphaneye geldiğinden beri bir tek kelime bile etmemişti adama. Bu tür iş görüşmelerinde pek konuşmazdı zaten; ama bunu o nereden bilecekti. Her şeye rağmen konuşmak içinden gelmediği için yine sustu.
“Beni…”
Kendisini öldürmesini isteyen birisi Handan’a daha önce başvurmamıştı; ama birkaç meslektaşının böyle işler yaptıklarını duymuştu. Onun için o kadar da şaşırmamıştı adamın bu talebine.
Eh artık birkaç soru sormalıydı. Nasıl ve nerede öldürülmek istediğini falan…
“Nasıl?”
“Ustalıkla ve acı çekmeme izin vermeden.”
“Ustalıkla” demişti adam. O kadar soyut bir şeydi ki bu. Handan’ın mesleğinde bu denli ifadelerden nefret edilirdi. “Nasıl öldürürsen öldür” çok daha tercih edilebilir bir talepti. Hatta Handan’ın en çok tercih ettiği talep buydu; çünkü bu taleple, insanlar sanatını özgürce icra etmesine izin vermiş oluyordu. Böyle olunca da bir sürü yeni şey deneme imkanı bulabiliyordu. En yenilikçi öldürme yöntemlerini, ona verilen bu fırsatlarda icat edebiliyordu.
Gerçi “ustalıkla” ibaresi de bir nevi “sana güveniyorum, nasıl yaparsan yap,” demek oluyordu; ama… “Nasıl yaparsan yap” tabiri işin erbabına, yani kendisine olan güveni daha belirgin bir şekilde gösteriyordu.
“Peki ne zaman? Özel bir arzunuz? Söylemek istediğiniz herhangi bir şey? Yapmamı ya da yapmamamı istediğiniz herhangi bir şey…”
“Doğal bir ölüm gibi görünmesini istiyorum. Öyle bir şey olsun ki, intihar ya da cinayet ihtimali düşünülmesin. İnsanların akıllarının ucundan bile geçmesin… Ve… Üç gün sonra ölmek istiyorum. Tam akşam sekizde…”
İşte şimdi meraklanmıştı Handan. Neden bu kadar dakik ve sezdirmeden öldürtmek isteyebilirdi bu adam kendisini? Ve hazır merak etmeye başlamışken, kendisini öldürtmek isteyen bir adam neden çizmelerinde silah taşımaya gerek duyabilirdi? Yoksa bu çizmeler topallar için özel yapım olanlardan mıydı? Madem merak ediyordu, o zaman merakı giderilmeliydi. Bu kadar basitti işte. Üstelik onun bu adama karşı üstünlüğü vardı. Eh, ne de olsa onun katili olacaktı. Yaşamını alacaktı ellerinden. Belki ölme nedenini öğrenmese de olurdu; ama şu çizmeler… Onların sırrını cidden merak ediyordu.
“Peki… İstediğin zamanda ve istediğin şekilde, tereyağından kıl çekermişçesine sorunsuzca öldürebilirim seni… Yalnız merak ediyorum, bu çizmelerin neden böyle uzun konçlu? İçlerinde bir şey mi saklıyorsun?”
Adam güldü ve aniden çizmelerini çıkarmaya koyuldu.