Kategoriler
edebiyat Genel

01.03.2019

‘Mini minnacık örümcek oluğa tırmandı,
Yağmur yağdı,
Örümcek aşağı yuvarlandı.’
Bir nokta konmuştu. Cümle sonlanmıştı çünkü. Şarkıdaki ‘sonra’dan haberi yoktu mini minnacık örümceğin.
‘Sonra…
Güneş açtı, oluğu kuruttu.’
Mini minnacık örümceğimiz, arkasına bakmayabilir, oluğun kuruma ihtimalini görmeyebilirdi; umursamayabilirdi bunu.
O oluğa tırmansa ne olurdu ki?
Örümceğin amacı neydi? Oluğa tırmanmaktan başka yol yok muydu yaşamına devam edebilmek için?
Şarkı bunu umursamıyordu ama…
Devam ediyordu tek bir olasılığa.

Kategoriler
edebiyat Genel

06.06.2018

Keder insanın yüreğine örülen yapışkan, zift kokan bir örümcek ağıdır ve yanıcıdır. Cehennem ateşi gibi, yansa da yenilenir yürek ve bir daha, bir daha, bir daha yanar. Bu ağı ören bir örümcek yoktur ya da kendisini çok iyi gizlediği için izine bir türlü rastlanamaz. Bu ağa her şey yapışır ve sanki yapışan her şeyin ruhu alınırcasına kuruyup sarkmaya başlar yapışanlar. Artık içleri boştur ve herbiri yapıştıklarında eşsiz olsa bile kuruduklarında birbirlerini tıpatıp andırırlar.
o da; bu ağı ören örümceği aramaya, kendi yüreğine doğru bir yolculuğa çıkmıştı.
Örümceği bulduğunda öldürecek, ağı son bir defa temizleyip yüreğinin keyfini çıkartacaktı hesabına göre.


Az gitmiş, uz gitmiş, bir arpa boyu bile olmayan; ama tam yedi yıl süren bir yolculuk yapmış; ne var ki örümceğe rastlayamamıştı. Belki de onu yanlış bir yerde aramaktaydı. Doğru yer kafasında olamaz mıydı?
Bu ihtimali aklına getirir getirmez, aldı eline demir asa, giydi ayağına demir çarık; bu kez de kafasına doğru vurdu kendisini.
Önüne üç yol ağzı çıktı. En bozuk yol ortadakiydi. O da bilirdi masalları, en bozuk yol hangisiyse oradan gitmek gerektiğini öğütlerdi hepsi. Onları dinleyip; girdi ortadaki yola.
Girdi girmesine de; orada yol kapanmıştı ve duvar ayna gibi sırlıydı. Sıska birisi bakmaktaydı kendisine.
Geri döndü ve sağdaki yola girdi. Yani giderken solda kalacak olan yola…
O da aynı ayna duvara çıkmıştı.
Bu kez diğer yola girdi son çare.
O da…
Ortadaki yola tekrar girdi ve ayakkabısını, demirden çarığını çıkarıp aynaya attı.
Ayna kırıldı…
Öldü…

Kategoriler
edebiyat Genel

10.04.2018

Fotoğraf çekmek onun için çok önemliydi. Zamanı dondurduğunda damarlarındaki zafer… Bunun için en uygun anı bulup çıkardığını bilmek…
Herkes onun çektiği fotoğrafları severdi. Dijital fotoğraf makinesi kullanmazdı. Kendi fotoğraf makinesini kendi yapmıştı. Toplamıştı demek daha uygundu aslına bakılırsa. Kileri karanlık oda olarak düzenlemişti.
Yaşamak için çalışması gerekmeyeceği kadar varlıklı olduğundan, o da bunun yerine tüm zamanını fotoğraf çekmek için harcıyordu. Fotoğraf sergilerinden para kazandığı da oluyordu. Yani bu iş sadece boş zaman eğlencesi değildi.
Çektiği tüm fotoğrafları severdi elbette; ama biri vardı ki, onu tüm fotoğraflarından fazla önemsediği söylenebilirdi.
Yaşlı bir zeytin ağacının geniş ve derin bir kovuğuna gerilmiş bir örümcek ağı… Sanki başka bir evrenin giriş kapısıymışçasına garip bir ışıltıyla parlamıştı fotoğrafta.
Bu fotoğraf o kadar doğa üstü görünüyordu ki, o zeytin ağacını bulup o kovuğa tekrar bakmaktan kendisini alamamıştı.
O günden sonra bir daha görülmediği düşünülürse, fotoğrafın gerçekliği kanıtlanmıştı.

Kategoriler
edebiyat Genel

29.03.2018

Kar yağıyordu. Usul usul yağıyordu. Yere düşen her kar tanesini duyabiliyordu. Bu sesler ona huzur veriyordu. Bir ağaç kovuğunu birkaç gündür mesken edinmişti. Hatta sağ olsun örümcekler bir pencere bile örmüşlerdi. Hem o yararlanıyordu bundan hem de elbette örümcekler. Ağların ısı yalıtımlı olduğunu keşfetmişti. Ya da zaten üşümemekteydi. Hangisinin geçerli olduğundan pek emin değildi. Zaten pek o kadar önemli değildi.
Birkaç saat sonra, uykusunu alır almaz oradan ayrılmayı düşünüyordu. Kar tanelerinin sesi eşliğinde uyudu.
Uyanır uyanmaz, tek harekette, örümcek ağını en az yırtacak şekilde kovuktan çıktı.
Nereye gideceğini bilmese de; oradan ayrılmak istediğini biliyordu. Biraz yürüdü. Temiz bir su birikintisinden biraz su içti. Biraz daha yürüdü. Yanından geçtiği meyve ağaçlarından meyveler toplayıp yedi.
Böceklerle oynuyordu yürürken. Bir yere yetişmesi gerekmiyordu nasıl olsa. Uykusu gelmişti, bir mağara bulup tok bir ayıya sokularak uyudu.
Uyanıp mağaradan çıktı. Biraz oradan buradan bulduğu böcek ve meyvelerden yedi ve yürümeye ve diğer şeyleri yapmaya devam etti.
Nasıl olsa gidecek bir yeri, buluşacak bir ailesi, içine karışacak bir sürüsü yoktu.

Kategoriler
edebiyat Genel

06.12.2017