Kategoriler
edebiyat Genel

11.06.2018

Papatyaların kokusunu aldığında hissedeceğiniz o bahar müjdesi gibiydi. Hem de o dört mevsim böyleydi. Sesini duyduğunuzda ipek mendile sarılmış bir fener gelirdi gözünüze adeta. Işıl ışıldı. Gülümsemesi hafifçecik gül kokar, papatya kokusuna eşlik eder, onu daha bir belirginleştirirdi. Papatya çayı kadar sakinleştirirdi onunla konuştuğunuzda. Bir papatya kadar kışa dayanıksızdı ama. Evet, dört mevsim papatyaydı; fakat hüzne, evhama gelemezdi. Bir bir kopardı yaprakları. Bu demek değildi ki en ufak bir sıkıntıda su koyveriyor. Sıkıntıların kendince, yavaş yavaş üstesinden gelmeye çalışırdı. çoğu zaman gelirdi de. Zaten onun için dört mevsim papatyaydı.
o bir papatyaydı, bense bir dolu tanesi… Sanıyorum ki onun için yan yana duramamış, birbirimizi anlasak da kabullenememiştik. Kabullenmiştik de; birbirimizde barınamamıştık.
Oysa biz iki kardeştik ve aynı evde büyümüştük. Birbirimizi severdik; fakat sadece severdik. Arada bir aile buluşmaları dışında görüşmezdik. Birbirimizden yardım falan istemez, özel günlerimize birbirimizi davet etmez; ama kayda değer anlarımızdan haberdar olur, birbirimize iyi temennilerimizi gönderirdik. Diğer aile fertlerinin gizli baskısı olmasa birbirimizi görmeden bir ömür geçirebilirdik. Gerçi birbirimizi görmekten şikayetçi değildik. Sadece birbirimizi özlemiyorduk o kadar.
Hiç dertleşmemiş, hiç gülüşmemiştik.
Ta ki o tuhaf güne kadar…
Yine bir aile buluşmasında, çay-çerez eşliğinde zevk olsun diye doğruluk mu cesaret mi oynuyorduk. Yazılmamış bir anlaşmayla, herkes doğruluğu seçiyordu ve birbirimiz hakkında yepyeni şeyler öğrenmekteydik. Aile büyükleri yoktu. Kuzenler ve kardeşler…
İkimizin de özendiği, olmak istediği insan, ünlü ya da kendilerini kanıtlamış kişiler falan değil, birbirimizdik.

Kategoriler
edebiyat Genel

27.03.2018

Kuşlar ne zamandır görünmüyordu. Ne ötüyor ne de uçuyorlardı. Ağaç kovuklarındaki yuvalarında da yoklardı. Aniden kaybolmuşlardı ve kimse bunun nedenini bilmiyordu. Biliminsanları devamlı araştırıyorlardı; ama en ufak bir fikir edinememişlerdi.
Ardından papatyalar gitti. Her yerde bulunup varlıkları bile fark edilmeyen papatyalar artık en çok konuşulan konular arasına girivermişti; çünkü aniden yok oluvermişti.
Sonra sinekler… Uğur böcekleri… Fareler…
Biliminsanları sersemleşmişlerdi; çünkü bunun için hiçbir neden olmamasına rağmen denge bozuluyordu. Evet, doğa git gide bozulacaktı, küresel ısınma olacaktı; ama bu bozulma tamamen sistemsiz ilerliyordu.
Bir gün, bir gündönümünde, tüm dinlere mensup din adamlarının bulabilecekleri bir yerde aynı yazı, farklı dil ve üsluplarda belirdi.
‘Bana/bize dua edin; aksi taktirde tüm hayvan ve bitkiler kaybolur!’