Kategoriler
edebiyat Genel

08.02.2019

Kazara bir insan öldürmüştüm.
Geçerken… Öylesine bastığım bir zemin, onun tam gırtlağı olunca, ayağımın altında bir şeyler kırıldığını hissettim önce. Çok acelem vardı… Bunun tek açıklaması buydu. Neden ayağımın altından çekilmemişti ki?
Pençeli botlarımla öldürmüştüm onu. Çok, sanıldığından da çok .kolaydı demek insan öldürmek.
Bir böcek öldürmekten farkı yoktu.

Kategoriler
edebiyat Genel

17.05.2018

Farecik, insanlar arasında olmaktan son derece mutsuzdu. Onlar ona çok yakışıksız görünüyordu. O çığlıkları, o iğrenen, kocaman bir bebeğin yapabileceği saçmalıktaki devasa çırpınışları, o saygısızlıkları... Ah o saygısızlıkları! Küçük ve iğrenç bir şey olarak görülmenin onda uyandırdığı rahatsızlık yetmezmiş gibi, insanların bulunduğu yerlere yakın olmak zorunda kalışı deli ediyordu onu. Mecburdu; çünkü ancak insanların olduğu bölgelerde yemek bulabiliyordu. Zaten insanların bulunmadığı bir bölge yoktu ki. En azından onun ayaklarının gidebileceği mesafelerde...
Kum gibi insan vardı ve herbiri bir kum tanesinden oldukça büyüktü. Bir de farelerin çok fazla doğurduklarını söylerlerdi utanmadan. Evet, dinlerdi farecik insanları. Onların aksine, onları dinlemeyi severdi. Bir fare nasıl ses çıkarır deseler, çoğu bilmezdi bile; ama herkes bir fareden korkar ya da iğrenirdi. Bunu hiç anlayamamıştı farecik. Onun sesini bile dinlemeye zahmet etmeden; iğrenip korkmaya hazırdılar. En fenası da; onu öldürmek için buldukları iğrenç çözümlerdi. Kendilerine bile dehşetengiz işkenceler yapan bir türden daha ne beklenirdi?
En kötüsü de yapıştırılarak ölüme terk edilmekti. Üstelik bunu zevkle anlatıyorlardı birbirlerine. Duymuştu bunları. Şu kapanlar da... Ah! Yavrularından birisini kaybetmişti bir kapanın demir pençelerinin arasında. Bir fare çok fazla doğurabilirdi; ama içi acırdı boşu boşuna kaybettiği yavruları için. Oysa insanlar saçma sapan sebeplerle savaşa gönderiyordu kendi yavrularını. Hem de yemek bulmak için falan değil, kendileri bile bilmedikleri, koklanıp tadılamayan, görülüp duyulamayan nedenlerle...
Bu iğrenç değil miydi asıl? Bir faarenin ayaklarının dibinde koşması daha iğrenç görülüyordu oysa insanlar katında.
İşte o gün de öyle olmuştu. Bir insan onu görmüş, ayaklarıyla ezmeye çalışmış, başarılı olamayınca da; iğrentisinden bir sandalyeye çıkmıştı. Böyle bir davranışı da ilk kez görüyordu. Genelde ya öldürmeye çalışır, ya da kaçarlardı. Onun yaptığı gibi ikisini ardı ardına yapmaya çalışmazlardı.
Farecik artık bıkmıştı. İnsanın bulunduğu sandalyenin ahşap ayağını hızla kemirmeye başladı. Artık o da bu insanı öldürmeye çalışacaktı. Ya da başka insanları...

Kategoriler
edebiyat Genel

12.04.2018

Bir aslan yavrusunu kazayla evlat edinmek kadar risklidir bir ruhun sorumluluğunu taşımak. Yavru küçücüktür eline aldığında. Süt falan verirsin, büyür. Çok çabuk hem de… Sivri dişleri bir kedinin dişleri gibi gelir önce. Pençeleri de… Oyuncu ve şirindir aslancık. Bir ay bile geçmeden şüphelenmeye başlamışsınızdır bile. Nasıl bu kadar büyüdüğüne hayret etmeye başladığınızda yavrucuk bir kedinin iki misli olmuştur ve iş işten geçmiştir. Artık tek yapmanız gereken şey, aslana bir kedicik olduğunu, bir aslan kadar yırtıcı olmak istemeyeceğini empoze etmek olacaktır. Aksi taktirde aslana yem olmak işten bile değildir.
Sizi, pençenin en sivri tırnağında akrobasi yapmanız gereken bir aslan ömrü beklemektedir artık. Bu tümüyle kötü değildir elbette. Başka birisine hava atmanız için bir aslanınız vardır. Hatta diğerlerinin saygısını ve korkusunu kazanıp ona ya da onlara, istediğinizi yaptırmak sizin için epey kolaylaşmıştır. Öyle ya, koskoca, yırtıcı bir hayvanı evcilleştiren birisi, buna cesaret eden birisi, ne yapamaz ki…
İşte bir ruhun sorumluluğunu taşımak da böyledir. İnsan sadece kendi ruhunun sorumluluğunu taşımalıdır bana kalırsa; ama insan denen tamahkar yaratık, birçok ruhu himayesi, dolayısıyla da sömürgesi altına almak ister. Sorun da buradan başlar zaten.
Her ruh bir aslandır. Bir ruhun bir kedi olduğunu beklemek fazlasıyla iyimserlik olacaktır. Daha kötüsü, bu ruhların kedi değil koyun olduğunu zannetmektir.
sırf sizi parçalamadılar diye, o ruhun bir koyun olduğunu farz etmek, pençeleri ve dişleri fark etmemek; körlükten öte, aptallıktır.
İşte ben de koyun zannedilen bir aslandım ve bunun farkındaydım. Dişlerimin ve pençelerimin izlerini, onun çökmüş omzunda, torba torba gözlerinde, hırsla yanan; ama bomboş olan gözlerinin ferinde ve dökülmüş saçlarının yerine ter damlaları süzülen kafasında görebilirdiniz.
Takım elbisesi içinde mutsuz olmasında da…
Onun tasmasını da benim açlık kokan nefesimde…
İkimizin gözlerine aynı anda baktığınızda da; Gökteki tamah tanrısının iki ucu keskin kılıcının yalımını göreceksiniz. O yalımda parlayan zehir yeşili bir çift gözü görebilirseniz şanslısınız demektir. tamah tanrısını bir an dahi olsa görmüş, perde arkasındaki güçten haberdar olmuşsunuz işte. Şansınıza gülümseyip onun yoluna çıkmamaya çalışın.