Kategoriler
edebiyat Genel

25.03.2020

‘Sorma bana kimim,’ diyordu bir yerlerde bir şair. Ve bir adam onu şarkı niyetine söylüyordu hoparlörlere. Hoparlöre mi; yoksa yüreklere mi; o biliyordu; ama yürekler bazen bilmiyordu.
Bir adam, bir pilot, bir kitabının başlarında aynı şeyi söylüyordu. Herkes o kitabı alıyordu, yayınevleri çeviriyordu kendi dillerine, yine de; o da kağıtta kalıyor, yüreklere ulaşamıyordu çoğu zaman.
Küçük bir radyom vardı. Süslü püslü bir adamın aldığı. O şairin, o kitabın ve şarkının dediğini yapmış, adamın yaşını ve kim olduğunu sormamıştım. Bana aldığı radyoyu da; pahalı olsa da; pahalı diye almamıştım. Sevdiğim şeyi bildiğinden vosvos şeklinde bir radyo almış olduğu için beğenmiştim onu. Radyonun madeni yüzeyindeki daha parlak madeni düğmeyi çevirdiğimde de; ilk o şarkı çalmıştı radyonun kısmetine. Yoksa benim yüreğimin kısmetine mi?
‘Sorma bana kimim,
Nerden geldim buraya.
Gözlerimdeki kırmızı bulutlar,
Hangi günlerden sorma…’
Sormamıştım ben de. Sadece,
‘seviyor musun?’ demiştim.
Cevap bile vermemişti. Göstermek ne güne duruyordu?
Gözlerinde kara bulutlar olsa da; sormamıştım hikmetini.
Ertesi gün yırtık pırtık giysilerle gelmişti, yine sormamıştım. Beni sınayıp sınamadığını bile düşünmemiştim hatta. Vardı bir sebebi mutlaka.
Sonra…
Bu kez de; gelmemişti. Beklemiştim, beklemiştim…
Yıllar sonra bir gün gelmişti.
Bu kez sıradan kıyafetlerle teşrif etmişti. Tüm sormadıklarımı cevaplamak istemişti. Sormamıştım ama. Radyo eskimişti.

Kategoriler
edebiyat Genel

05.01.2020

Bir radyo tasarlamıştı gençken. Radyo programlarına doğrudan katılıp söyledikleri bir şeye karşılık verebilmek için. Radyoya bağlanıyor, saniyeler içinde sözünü söyleyip çıkıyordu. Babaannesinden esinlenmişti. O da dizileri izlerken devamlı kafa ütülüyor, laf atıyordu oyunculara; ama onlar canlı yayınlanmadığından öyle bir şey yapamazdı. Bu aletin sadece onda olması ve sinyallerin izlenmesini engellemiş olmak çok büyük bir güç vermişti ona. Artık televizyonlara da girebiliyor, sesini değiştiren bir yazılım kullanarak söylemek istediklerini söyleyebiliyordu. Ekran karanlık oluyordu o zamanlar. Mesela haber bültenlerini sunan kişi bile görünmüyordu. O sözünü söyleyip bitirene ve yayından çıkana dek…
Söyleyecek çok sözü vardı. Çok…
Zaten o yüzden böyle bir cihazı icat etmek için bu denli çalışmıştı. Aşırı zeki bir insan değildi o kadar. Zeka testlerinde muhteşem puanlar almamıştı; ama söyleyecek sözleri ve onları söylemek için tutkusu vardı.
Yakalanması önemli değildi. Hem yakalansa da; ne kadar söyleyebilse kâr sayılırdı.
O yakalandıktan sonra bir şekilde icat ettiği aleti taklit edenler çıkmış, onun gibi araya girenler türemişti. Beyinsizler…
Bir sürü beyinsiz…
Onların söyleyecekleri de vardı; ama belki bunun için çaba harcamadıklarından, hepsi fasaryaydı.

Kategoriler
edebiyat Genel

12.05.2018

Bir alt geçidin merdivenlerinden inmiş yürürken tezgahının üzerinde bir tek radyo bulunan, eciş bücüş, yaşlı bir adam gördü. Gördüğü ilk şey bomboş tezgahın üzerinde öylece duran radyoydu aslında. Tezgahın üzerine serilmiş muşamba bembeyazken; üzerindeki radyo simsiyahtı. Zifiri siyah… Ardından bu tezgahın kime ait olduğunu merak edip tezgaha daha dikkatli bakıp; yaşlanmadan önce dahi eciş bücüş olduğu kuvvetle muhtemel olan adamı fark etti.
Radyodan tuhaf sesler geliyordu. Cızırtı diyemeyeceğimiz; ama hiçbir dile benzetemeyeceğimiz, insandan çıktığına bile emin olamayacağımız türden sesler…
Biraz yaklaştı; zira alt geçit epey gürültülüydü.
o radyoyu satın almak istiyordu. Sesini duymaktansa daha çok bu amaç için yaklaşmıştı tezgaha.
Adam on beş liraya, aceleyle satmıştı. Acelesini son malını da hemencecik bitirme telaşına yorup acele edişine eşlik ederek radyosunu aldıktan sonra ödemeyi yaptı. Parayı verirken adamın söylediği fiyatın tamamen rastgele söylendiğinden şüphelenmekteydi. Fiyat mantıklıydı; ama adamın ses tonu bunu düşündürmüştü.
Radyoyu alıp apar topar eve götürdü ve açtı. Bu arada ne yaptıysa pil yuvasını bulamamıştı; ama nasıl olsa çalışıyordu. Pili bittiğinde düşünürdü artık.
Sonunda radyoyu açtı. Yine aynı sesler duyulmaktaydı. Tanımlayamamıştı sesleri. Tanımlamak zordu. Düğmesini basarak kanal değiştirdi ve kendi adını duydu. Tanıdığı birisinin sesinden… Hafızaya alma düğmesi sınırsızdı ve telefon tuşlarının diziliminde, yani istediğin sayıyı girecek rakamlar bulunan tuşlar kullananın her emrine amadeydi.
Tuşlara teker teker basıp kendi adını ya da tanıdık sesleri duyduğunda o kanalları hafızasına aldı. Zaten radyo istasyonlarının frekansları birbirlerine epey yakındı. Kanalları dinlediğinde, tanıdıklarının, daha doğrusu onu düşünen tanıdıklarının kendi hakkındaki duygu ve düşüncelerinin seslendirildiğini keşfetmişti. Onu düşünüp kendisini tatmin edenden, onun ölmesini isteyene kadar binbir çeşit düşünce, binbir çeşit duyguyu dinleyebiliyordu.
kendisini o kadar kaptırdı ki radyoya, insanların karşılarına çıkmadığı, onlarla iletişim kurmadığı için, onlar da onu düşünmez oldu. Onlar onu düşünmeyince de; radyo kanalları teker teker cızırtıdan ibaret olmaya başladı.