Kategoriler
edebiyat Genel

14.06.2018

Erkenden uyanmak benim için oldukça normaldi. Güneşin doğması, uyanmam için yeterliydi. Oysa o gün öğleye doğru uyanmıştım ve bir gün öncesi hakkında en ufak bir şey hatırlamaz bir halde bulmuştum kendimi.
Bir gözlük takmaktaydım ki hayatımda başka birisinin gözlüğünü şaka yolu gözüme takmak dışında kullandığım vaki değildi, elime de bir not kağıdı yapıştırılmıştı etiket gibi.
Kağıdın üzerinde de; kıvrımlı harflerle ‘gözlüğü çıkartma,’ yazılıydı.
Neden çıkartmayacaktım, onu yazmıyordu. Böyle şeylerden nefret ederdim oldum olası. uyarının nedenini söylemezlerse çoğu kez dinlemezdim; ama bu kez, içimden bir ses, gözlüğü çıkartmamamı söylüyordu. Ve benim nedenini anlamadan dinlediğim tek şey içimdeki sesti.
Telefona baktım. Gerçekten de hatırlamadığım koca bir gün geçmişti başımdan. Hiçbir şey hatırlamasam da; gözlüğü yüzümü yıkarken bile çıkarmamam gerektiğini söylüyordu içimdeki tuhaf ses.
Çıkarmadım…
Biliyor musunuz, bu çok iyi olmuştu benim için. İçimde tuhaf bir fazlalık olduğunu hissediyordum ve bu fazlalığın bana katkısı olduğunu düşünüyordum. Bunu düşünürken biraz haksızlık yapıldığını da hissetmekteydim her nedense. Sanki hakkım olmayan bir şeyi almışım gibi…
Bu fazlalık sayesinde her şey iyiye gitmekteydi hayatımda. İşlerim çok iyiydi. Bir reklam ajansında çalışmaktaydım ve bu gözlüğü taktığımdan beri iki kere terfi almıştım.
Kalbim daha hızlı atıyordu sanki. Her şey harikaydı. İki kişilik yemek yiyor, yediğim her lokmada ve yudumda iki kişilik haz alıyor, harika rüyalar görüyordum.


Bir gün, bir arkadaşımla birlikte bir orman köyüne, onun bir aile dostunun düğününe gitmiştik. Bir tek kişiyi tanısa da; hatta ben onu dahi tanımasam da gitmiştim düğüne; çünkü arkadaşımın bir arabaya ihtiyacı vardı.
Yoldan geçerken; harap evler görmekteydik. Mesanemin ani baskısıyla mı, gözlüğümün ani ısınmasıyla mı bilmiyorum, arabayı durdurup önce mesanemi boşalttım. Bunu yaparken gözlüğün ısınmakta olduğunu daha fazla göz ardı edememiştim. Hem de bir yere doğru gittiğimde daha çok ısınmaya başlarken; aksi yöne gittiğimde soğumaya başlıyordu. Gözlüğün akkor olduğu yerde; daha çok bir hayvana benzer gözlerini bana aç aç diken bir çocuk fark ettim.
Ve o an hatırladım.
Çocuğun ruhunu, bana satmışlardı ruhuma takviye olsun, onun enerjisi bana yakıt olsun diye. Tüm potansiyelini kullanmaktaydım onun… Çocuğun ruhunu satan aile, onu doyurmuş, sağ kaldığı için yıllar süren bir işkenceye maruz bırakmışlardı onu iyilik olsun diye.
Hatırladım… Madem hatırlamıştım, yüreğimin sıhhati için, kalbimin iki misli olmasa da ferah bir şekilde atmaya devam edebilmesi için, gözlüğü kırıp ruhunu ona geri verdim.

Kategoriler
edebiyat Genel

24.04.2018

İhtiyaç…
Kırallığım ihtiyaçları karşılamak üzerine kurulmuştu. Tabii belirledikten sonra…
Belirlemek… Her şeyden önce ihtiyaçları belirlemekti önemli olan. Zaten bunu belirlemek için bir yol bulup onu uygulamak amacıyla kolay uygulanabilir bir sistem oturttuğum için bir krallığım vardı.
Devleti kuran da; yöneten de bendim. benim devletimin diğerlerinden bir farkı da ha vardı. Ben bir santimetrekarelik toprak dahi fethetmemiştim. Evimi kendim satın almıştım. Sonra da… Duyan gelmişti. İyi bir ürünün ağızdan ağza yapılan reklamı gibi, benim de reklamımı yapmıştı insanlar. Aslında, bunun nasıl başladığını anlatmalıyım önce:
Her şey, bir hayır kurumu ile başladı. Bir miktar param vardı ve yaptığım, dünyayı yerinden oynatacak bir deneyin sonucunu alabilmek için o parayı kullanarak bir vakıf kurmuştum. Deney kimseye bir zarar vermeyecek bir şeydi. Kısaca, insanların empatilerini, kimin neye daha çok ihtiyacının olduğunu sezebilecek kadar geliştirmeye çalışıyordum.
Ve deney başarıyla sonuçlanınca, kurduğum vakfın ünü günbegün arttı. Her geçen gün büyüdük ve bir de baktım ki; dünyanın en küçük ülkesinin on yedi katı kadar büyümüşüz.
Tabii ki bu kadar kişiyle tek başıma ilgilenemezdim. Bunun için görevliler belirledim. Tıpkı devletlerin polis ve askerleri gibi, ben de empatik ihtiyaç memurları eğitip donatarak atadım. Bunun için seçtiğim kişilerin hepsine, normal dedektör gibi çalışmasa da bir tür dedektör olan ihtiyaç dedektörünü zimmetledim. Sonra da bir baktım, gerçek bir devlet olmuşuz bile. Hem bu kez vergiler diğer devletlerde olanın aksine tamamen adil bir şekilde toplanıyordu. Başka devletlerle devletimin bir diğer farkı da buydu.
ihtiyaç dedektörünün diğerlerinden farkı, insanın içinden bir şeyleri kullanarak çalışmasıydı… Ben de; memurlarıma fazla yük binmesin diye ince ince hesaplar yaparak herkesin en az zarar gördüğü, daha doğrusu, kendisinden en az şekilde vermesini sağlayacak sistemi oturttum.
Ortalarda dolaşan memurlarım, kimin neye ihtiyacı olduğunu bulup onun ihtiyacını almasını sağlıyordu ve böylece yüzüyordu gemimiz.
Bense, git gide eriyordum. Tüm yükü kendi üzerime almıştım çünkü.
Memurlarımın ihtiyaçlarını da ben sağlıyordum.
Ve halkım… Benim mağrur halkım, her geçen an daha fazla semiriyor, daha kendinden emin, daha mağrur oluyordu.