Kategoriler
edebiyat Genel

06.02.2019

“Beni sevdiğine ikna oldum… Peki sadık mısın?”
“Ben bir köpek miyim?”
“Yani sadık değilsin.”
“Seni sevmediğimde, ya da aramızda bir sorun olduğunda sana söylerim. Ya da bilinen hiçbir şey yokken; öylece başkasına aşık olduğumda. Sana bunu söylemeden hiçbir şey yapmayacağım.”
“Yani sadık değilsin, başkasını sevme ihtimalini şimdiden düşünebiliyorsun…”
“Sorduğuna göre, sen de düşünebildiğinden sormuş olmuyor musun?”
“Evet ama…”
“Sen sadık olmayı hak ediyorsun. Sadık birisi her şeye rağmen seni sevecektir… Ne yaparsan yap, ne olursan ol… Kendini değiştirip geliştirmene gerek olmayacak sadık birisiyle birlikte olduğunda. Şunu unutuyorsun… Sadık birisi seni gerçekten sevdiği için mi; yoksa sana sadık olduğu için mi yanında kalacak, bunu asla bilemeyeceksin. Sadece yanında kaldığına emin olacaksın o kadar… Oysa benimle birlikte olduğunda, seni sevdiğim için yanında olduğumu kesin olarak bileceksin. Hem…”
Arkadan bir ses, sözünü kesti konuşanın:
“Aptallar!
Nasıl oluyor da bu kadar saçma bir konu üzerinde tartışabiliyorsunuz?
dilinizin sözlüğünde “sadık” kelimesinin anlamının “doğru, gerçek” olduğunu bilmiyor musunuz? Yani sen sadıksın… ve sen de… kendin ile ilgilenip sadık olup olmadığını tartmak için sadece kendine güven. Tabii sadık olmaya kendin de özen göstererek… Aranızdaki aldatan kişi sen olursan ne gülerim ama…”
Arkalarına, etraflarına baktıklarında hiç kimse yoktu…
Peki o kimdi?

Kategoriler
Genel

27.04.2018

Yağmurda şemsiye, yazın hasır şapka, genel itibariyle çakmak ve anahtarlık satardım kalabalık bir meydanda… Tabii eğer zabıtalar beni rahat bırakırsa…
Her yarım saatte bir gelirlerdi ve ben, ben ve diğerleri, kaçardık onlardan. Düşmandan kaçar gibi…
Bazılarımız da kavga ederlerdi; ama bir tek kişiye üç kişi saldırdığından, çoğunlukla dayak yiyen ve malınnı kaybeden o olurdu.
Neden bizi rahat bırakmazlardı? Devletin bekası için mi? Hayır, şaka mı yapıyorsunuz! Elbette hayır… Yakaladıklarının malını alırlardı. Sonra ceza yazarlardı ve vermezlerdi mallarımızı. Ardından malları depolarda biriktirir ve açık arttırmayla satarlardı. O paraya ne olurdu, en ufak bir fikrim yoktu.
Sokaklarda satıcı olmamasını istiyordu devlet. Oysa sokaklarda tezgahlar vardı. Dükkan sahiplerinin tezgahları…
Sokaklarda şiddet olmamasını istiyordu devlet. Oysa zabıtalar vardı.
Bir gün, bir zabıtaya yakalanmıştım. Yağmur olduğundan şemsiye satıyordum. Tam yüz liralık malı kaptırmıştım.
İşte o an içimde bir şeyler kırıldı ve birkaç aydır düşündüğüm şeyi yapptım. Üst düzeylerde olan bir arkadaşım bana bir şekilde borçlanmıştı. İşte o zaman önermişti bu fikri. Eğer istersem beni zabıta olarak devlete yerleştirebileceğini söylemişti. Hem de gayet ciddiydi.
İşte o an, telefonumu elime alıp düğmeye bastım. Bir haftaya kalmamıştı yerleştirilmem.
Artık, devletine sadık, iyi bir zabıtaydım.

Kategoriler
edebiyat Genel

06.03.2018

Bıktım artık! Tüm gün yalnız kalmaktan bıktım! Her akşam onları beklemekten, kakamı ve çişimi bir gün boyunca tutmak zorunda kalmaktan, bütün gün boyunca devamlı havlamaktan ve bir tabakçık yemeğimi azar azar yemekten başka hiçbir şey yapmamaktan bıktım!
Bıktım artık anlıyor musunuz! Doğama aykırı bir şekilde kapalı bir yerde bir gün boyunca volta atmaktan bıktım! Türdeşlerinizi suç işlediğinde hapse atıyorsunuz anladık da; neden, neden bizleri de buna maruz bırakıyorsunuz? Sevimli olduğumuz için mi? Egonuzu tatmin etmek için mi? Tasmamızı aldığınızda sevinçten havalara sıçrayışımızı izlemek hoşunuza mı gidiyor? Siz geldiğinizde kapıda beklediğimizi görmek, topu getirmemiz, terliklerinizi vermemiz, sizi yalamamız…
Evi de korumuyoruz ki. Bir sürü kilit var, ben olsam ne olacak?
Ben pençe ve dişlerimi kullanarak kazanmak istiyorum yemeğimi. Taşlaşmış, tuhaf kokan, o şeylerden yemek istemiyorum. Hareket etmeyen, hep aynı tadı taşıyan saçma sapan şeylerden… hem ağzım leş gibi kokuyor onları yediğimde.
Ben kakamı yaparken sıkboğaz edilmek istemiyorum. Yüzüme bakıldığında yapamıyorum şu mereti işte. Ne yani, ben utanamaz mıyım? Tıpkı kötü koşullardaki bir hapishanenin açıktaki bir tuvaletinde gibi hissediyorum. Ya da tuvalete gitmek için gardiyanın nezaretini bekleyen biri gibi. Hoş gibisi yok bunun. Tastamam öyleyim işte.
‘Sadık,’ diyorsunuz bizlere. Başka ne çaremiz var ki? Sürü halinde yaşamayı seviyoruz biz. Sadakatimiz bundan.
Ama…
Artık buna bir dur demenin zamanı geldi çoktan.
Bir gün önce kakamı yapmadım. Bugün yemeğimi de yemeyeceğim. Kakamla yemimi bir araya getirip bir resim yapıyorum şimdi. Hem de halının tam ortasına.
Resimde bir insan ve bir köpek var. Olduğu gibi… Bir tasmayı çekiştiriyor etrafta da demir parmaklıklar var. Köpekle insan yan yana; ama parmaklıklar sadece köpeği kapsıyor.


Resmi gördüler. Hiçbir şey değişmedi. Bir şey hariç. Artık canım sıkılmıyor. Bana resim malzemesi aldılar ve ben resim yaparken bir sürü insan beni gözlüyor. Devamlı okşuyorlar beni. İnsanların ellerini yalamaktan dilim pörsüdü. Şu kürek mahkumları gibi hissediyorum. Dilim kürek ve ben devamlı kürek çekiyorum.