Kategoriler
edebiyat Genel

25.08.2018

Viskimi uydurma şişesinden, yıllardır bu iş için kullandığım sadık, basit, meşeden yapılmış ahşap bardağıma doldurdum. Evet, belki şişesi uydurmaydı, ama kendi üretimim olan; deneme yanılma yöntemi ile yıllar içinde bulduğum bir tarifle damıttığım bir üründü. Evet, şişenin dışı uydurmaydı; ama; çok çok önemli bir ayrıntısı vardı. Bilmem bilir misiniz? Viski, şarap gibi şişede yıllanmaz; çünkü olgunlaşmasını fıçıdan çıktığı an bitirir. Viskiye tadını veren etmenlerden önemli biri de fıçının verdiği tattır. Her neyse, ben, şişede olgunlaşmasını bitirmesin diye, şişenin viskiye temas eden tarafını meşe ağacından yapmış, mantar da kullanmamıştım.
Bu viskiyi sadece kendim içmem, dünyaya yapılmış bir haksızlıktı aslında. Biliyordum bunu; ama başka ne yapabilirdim ki? O benim ilham kaynağımdı ve herhangi birisiyle paylaşırsam sanki tüm büyü bozulacaktı.
İnsanlar bana sanatçı diyorlardı. Bazıları da bilim insanı. Aslında ikisi de beni niteleyebilirdi.
Bir kimyagerdim… İşimle ilgili kamuya mal olabilecek bir şey yapmamıştım; ama herkes atölyemden haberdardı. Hatta bu durum magazinlere konu bile olmuş, insanların meraklarını bana yıllar gibi gelen uzun aylar boyunca ayakta tutmuştu.
Ve bir, bu terimi ilk defa duyacaksınız, rüya tasarımcısıydım.
Zaten magazinlerin falan benimle uğraşmasının nedeni de; bu terimi ve terimin içeriğini benim icat etmiş oluşumdu. Aslında elbette icadımın patentini aldıktan sonra diğer insanlarla paylaşmış ve onlara bir nevi kullanma izni vermiştim; ama kimse benim kadar iyi yapamıyordu bu işi. Bir rüyada neyi serbest bırakıp; neyi tasarlamam gerektiğini iyi bilirdim çünkü.
İşimi yapmam için küçük bir küpeye benzeyen rüyaseyir, elbette bu ismi de ben uydurmuştum, cihazı yeterliydi.
Bu cihazla yaklaşık kırk gün bir insanın rüyalarını gözlemem yeterdi ve sonra… paramı günlük alırdım. Her güne bir rüya tasarlayabilirdim. Tabii ki kişinin isteğine göre…
İşte rüyaları tasarlarken içiyordum canım viskimi ve bana ilham verdiğine inanıyordum.
Kanıtlanmamış, hatta içi boş bir inanç olduğunu bilerek hem de. Yine de; güç sahibi olmak, hiçbir insanda olmayan bir şeyin bende olması, düpedüz hoşuma gidiyordu.
Tıpkı onların rüyalarını tasarlamanın hoşuma gittiği gibi…

Kategoriler
edebiyat Genel

01.03.2018

Bazen ne yapsam işe yaramayacağını idrak ederim. O kadar ağır bir yüktür ki bu, taşıyamayacağımı anladığımda öylece unuturum. Başka bir çarem yoktur çünkü. Unutmak en iyisidir bazen. Sonra tekrar idrak ve tekrar unutma…
Bu acı verici bir süreç olsa da gurur vericidir; çünkü bilirim ki bunu bir kere bile idrak edemeyen milyonlarca insan bulunmaktadır yeryüzünde. Gurur vericiliğinin yanı sıra utanç vericidir. Bunu kaç kere idrak etsem bile yaşamaya devam etmek ve tekrar tekrar unutmak, unuttuğunu bile bile unutmak… Kelimenin tam anlamıyla aptallık değildir de nedir? Aynı hatayı defalarca yapana ne denir?
Bu kez öyle yapmayacaktım. Kendimi öldürecek ve bu kısır döngüden kurtulacaktım. En azından böyle umuyordum. Ölümden sonrasını kim bilebilirdi? Belki de yepyeni kısır döngüler beni bekliyor olacaktı…
Düşündüğüm en hoş ölüm kendimi asmaktı. Hoştu; çünkü sallanmaktan oldum olası hoşlanırdım. Sallanacağım ipi kendim ördüm. Sağlamlığını defalarca kontrol ederek, bir sürü ipi yan yana getirip o iplerden bir desen yaptım. Birbirlerine dolanmış onlarca yılan… Yılanların pullarını bile plastik pulları iplere dikerek yapmıştım. Estetik bir şekilde ölmek en doğal hakkımdı. Hatta ipe sallandığında kulaklarıma ziyafet çektirecek küçük çanlar, birbirlerine vurulduğunda ses çıkaracak çeşitli nesneler falan asmıştım.
Sonunda artık birkaç kemer kadar kalın ve sağlam olan ipin yapımı bitmişti. Ardından ayaklarımı basıp sonra tekmeleyeceğim tabureyi yaptım. İnsan ölümünü kendi inşa etmeliydi… En azından ben bunu yapmalıydım. Tabureyi de tekmelendiğinde harika bir ses çıkaracak içi bomboş metal bir alaşımdan yaptım. Bunu yaparken bir zilciye danışmıştım. Baterilere falan zil yapan bir adama…
Güzel bir ses armağan etmek istiyordum dünyaya. Çığlığımın vokal, beni öldüren nesnelerinse enstrüman olduğu harika bir müzikle veda etmek istiyordum.
Öyle de yaptım…
Yapıyorum…
Şu an kayıttayım ve sallanmaktayım.
Evet, ne yapsam işe yaramayacak; ama sanat zaten işe yaramaz bir şey. Yani büyük bir amacı olan insanlar kadar aptal olmadığımı bilerek gidiyorum bu dünyadan.
İşe yaramayacağını bildiğim, amacı başlı başına işe yaramak, işlevsel olmak olmadığını, olamayacağını bildiğim bir şey yaparak…