Kategoriler
edebiyat Genel

09.05.2019

Yıllanmış bir şarabı açmak istedim. Kendi ellerimle yaptığım tek şarabı… İlk defa şarap içecektim üstelik. Tadını bile bilmiyordum. Sadece kokusundan haberdardım. İçki değildi bence şarap. O, aşkın sıvı haliydi. Ben de yıllanmış bir şarabı açarak; yıllanmış bir aşkı tekrar yaşatıyordum.

Kategoriler
edebiyat Genel

03.11.2018

Bir hırsız oluşumun bir sürü insan için önemli olduğunu biliyorum. Hatta diğer hırsızlar için dahi önemli olsa gerek. Yani evet, hırsızlar arası bir dayanışma olsa da; hangimiz hangimize gerçekten güveniyoruz ki hırsızlar arasında? Ben kimseye güvenmiyorum. Hırsız hırsızdan çalmaz edebiyatına zerrece inanmıyorum. Yok öyle bir dava kardeşim! Niye çalmasın ki? Ona bakarsan herkes hırsız… O zaman kimse kimseden çalmasın. Bu saçmalığa da hep ayar olmuşumdur ha.
Zenginden alıp fakire verme zirzopluğu da; dediğim gibi zirzopluktan başka bir şey değil. Ulan sen kim oluyorsun da birisinin zengin olduğuna karar veriyorsun? Parası çok olmak mıdır zenginlik? Yahu hep saçmalık bunlar. Hangi birisinden tutayım da saçmalığının nedenini açıklayayım sana?
Adamın parası çoktur tamam, parasıyla abudik gubudik şeyler yapıyordur, o da tamam. Tamam, tamam da; o adam belki bu şeyleri bir şekilde bir mantığa bağlayarak yapıyordur. Mesela, bir kadına altın iç çamaşırı almasının bir mantığı vardır. Olamaz mı lan?
Şimdi sen bir fakiri zenginleştirdin… Ne bileceksin onun cebine giren üç-beş kuruşun onu bozmayacağını?
Onun için kardeşim, bırak fakiri fakir olarak kalsın. Zenginden de; yani parası çok olandan da biraz tırtıkla kendin için yeter.
Kahramanlığa soyunma yani, öyle yaparsan hep bunu beklerler bu kan emiciler. Gerçi ben sana niye laf anlatıyorum ki? Tribinlere oynamak işine geliyor işte. Domuzuna yapıyorsun. Bunları bilmiyor musun sanki, Biliyorsun…
Eee… Konuşuyorum işte boş boş.
Diyeceğim şeyi unuttum senin yüzünden. Robin bok bozuntusu…
—Bir kadeh daha ver lan meyhaneci! Çabuk!
Adamın adını biliyorum aslında da meyhaneci demek hoşuma gidiyor. Ne yapacan adını? Güzel de bir isim değil zaten. Onun olup olacağı meyhanecilik işte.
Hah… Bir hırsız oluşum bir sürü insan için önemli diyordum. Hem de tahsil görmüş bir hırsızım ha ben. Üniversite bitirdim. İlahiyat…
Ya, öyle işte…
Şimdi merak ediyorsundur sen, bu niye hırsızlık yapıyor diye?
Anlatmayacam onu. Domuzluk değil mi, anlatmayacam. Ben hırsızlık yapmayı seviyorum, bir sıkıntım yok. Şarabı da seviyorum, onda da bir sıkıntı yok.
Ben sana ne anlatacam biliyon mu? Aslında senin de bir hırsız olduğunu anlatacam.
Tüh, anlattım bile be.
EEE, anlattım zaten. Şimdi çık kızıl saçlı yarimle aramdan, beni ayar etme, kafamı bozma yani.
Bak edebiyat da yaptım, şaraba ‘kızıl saçlı yarim,’ dedim. Yaa…
İyi ki yanımda değilsin ha. Eğer yanımda olsan, kesin ‘ilahiyat okumuş adam hırsız mı olur?’ diye başlar, nedenini nasılını sorup benim sabrımdan yürütür, sonra da hırsız olmadığını zannetmeye devam ederdin.
Köftehor seni.
Git lan, içecem işte bir kadeh daha, sonra da zıbarır yatar, gece yarısı da karşıdaki evdekiler zıbarırken ordan bir şeyler uçururum.
Zıbaran zıbarana, uçuran uçurana zaten. Ne kafamı bozuyon!

Kategoriler
edebiyat Genel

21.08.2018

Sahilde, kayalıkların arasında ateş başında şarap içerdi her gece. Altmışlarında olmasına karşın, otuz beşinde görünürdü. Soranlara, bunun nedeninin kenevir tohumu ve yağı olduğunu söylerdi. Bir şarapçı değildi. Yaşlı bir serseriydi. Bir evsiz falan değildi ama. Sadece bina içlerini pek sevmez, bazen yatmak için kullanırdı evini. Bir de değerli eşyalarını saklamak için. O çok değerli vaktini geçirmek için değil. Asla değil…
Evinin içinde bir odayı kenevirlerine ayırmıştı. Sadece kendisi için… Özel izni vardı ve bu izni rüşvetle almıştı.
Kendisinden başka arkadaşı olmadığından ve herhangi birisiyle arkadaş olmak, hatta öylesine yarenlik etmek dahi istemediğinden kimseyle paylaşmamıştı mahsulünü. Kimseye bir avuç tohum ya da bir dal marihuana ikram etmemişti. Kimseye atölyesinde kenevirden yaptığı kumaşlardan diktiği kıyafetlerden hediye etmemişti. Kimseye, hiç kimseye, atölyesinin başka bir kısmında kenevirden yaptığı kağıtlara mektup yazarak göndermemişti. Hatta belki de çok çok az kişi o kağıtları görebilmişti. Belki yazdığı bir defterden kopartılmış bir yaprağa yazılmış rastgele bir not… Belki…
Sahildeki ateşinin başında bile, bir sürü insan ve birkaç küçük ateş olmasına, ateşlerin başında genelde bir sürü insan bulunmasına rağmen kimse gelmezdi. Bilirlerdi çünkü aksiliğini. Bilirlerdi onları kovacağını.
Oysa onun tek istediği, tuhaftır belki; ama teklifsiz ve korkusuzca hayatına damlayan, davete ya da rastgele bir sözüne gerek duymayacak kadar umursamaz olan, kendi için yaşadığını her haliyle belli eden birisiydi. Herhangi birisi…Çünkü o öyleydi… Ne var ki; yine tuhaftır, şu ana kadar, hiç kimseyi, hayatına destursuzca girecek kadar önemsememişti.
Durum garip bir kısır döngüydü işte.

Kategoriler
edebiyat Genel

16.04.2018

Sarhoş olmaktan nefret ediyorum. Vücudumun uyuşması ve dilimin dolanması beni utandırıyor. Her şeyi unutmak cabası…
Yine de; o gün tam bir şişe şarap içmiştim. Açık havada içmiştim; ama yine de çarpmıştı beni. Neden sarhoş olduğumu bilmiyordum. Yani özel bir sebebi yoktu. Şişeyi alıp içmeye başlamıştım. Şarabı da satın aldığım dükkandaki adama açtırmıştım.
Şişe bittiğinde, yaklaşık dört kilometre yürüyecek, evime gidecektim. Tek başıma yaşadığım, sadece bir odasında üç at besleyeceğim kadar büyük olan evime.
O kadar büyük evlerden hiç hazzetmesem de; miras kaldığı için ve okumakta olduğumdan o evde yaşamak durumundaydım. Zaten ailemle yaşadıklarım her yerine sinmiş olduğundan evi satmam söz konusu bile olamazdı. Mezarlarını kiraya vermek kadar iğrenç bir şey olurdu evi satmak.
İlk kilometrede ayılmıştım ve insanı kahreden bir hüzün, daha yeni yeni ayılan bedenimi gözüne kestirmiş, varını yoğunu taşıyarak çöreklenmişti. Ne yapsam gitmiyordu üstelik.
Yürürken bir bağırışın beni hüznümden ayırmasına izin verip oraya baktım. Bir at arabasıydı. Galiba kağıt toplayan insanlar kullanıyorlardı. Bir aile olmalılardı ve orada uyuyacaklardı anlaşılan. Yer kavgası yapıyorlardı. Birbirlerine ağız dolusu küfrediyorlardı. Hatta adam bir çocuğu kollarından tutup yere bile fırlatmıştı. Şiddet içeren bir şey değildi bu. Çocuk anında adamın tepesine çıkmıştı çünkü. Ben atların koşabileceği bir yerde hayatın kölesi gibi hissederken; hayat onları avuç içi gibi bir yerde kırallar gibi ağırlamakta, onlara canla başla hizmet etmekteydi.

Kategoriler
edebiyat Genel

09.04.2018

Gümüş çakmağıyla sigarasını yakıp derin bir nefes çekti. Bir sigarayı gümüş bir çakmakla yakmak gösterişten başka bir şey değildi, biliyordu; ama içinde bulunduğu ortam böyle bir şey yapmasını bekliyordu ondan. Gümüş çakmaklar, hızlı arabalar, jilet gibi, pahalı takım elbiseleri, şişeleri kokularından güzel ve elbette pahalı parfümler…
Böyle bir insan olmak hiç de zor değildi; ama komikti. Eskiden, gençken nasıl da paspal giyinirdi. Sarma sigaralar, restoran artığı yemekler, ucuz; köpek öldüren şarabı, çoğunlukla bira…
Ne olmuştu da böyle biri haline gelmişti? Eskiden de parası vardı; ama böyle umursamaz olmayı tercih etmişti. Azla yetinmişti. Serseri olmak istemiş, babasının parasını tepmişti.
Sonra babasının parasını kabullenmemiş, tükürdüğünü yalamamıştı gerçi. Babasından da zengin olmuştu. Hem de sadece kendi çabalarıyla.
Ne işe yaramıştı ki? En fazla daha sağlıklı beslenir olmuştu. Yine sigara içiyordu. Katran ve nikotinin pahalısı ucuzu mu olurdu?
Üstelik şimdi mutsuz bir adamdı. Parasızlığın dibine vurmuşken para kazanmanın, kazandığı her kuruşun hesabını tutup kendisiyle gurur duymanın mutluluğunu özlemişti.
Tam altmış iki yaşındaydı ve mutsuzdu. Doğum gününde, parasını bir hayır kurumuna, çocuklarla ilgili güzel şeyler yapan, özel bir hayır kurumuna bağışlayıp tekrar para kazanmaya, tekrar sıfırdan başlamaya karar verdi.