Kategoriler
edebiyat Genel

24.12.2018


Birkaç haftadır müdavimi olduğum barda oturmuştum. Şu eski para atılarak çalıştırılan müzik kutularının daha teknolojik versiyonlarından vardı. Ben de o yarımlaşamamış, sadece bozuk paranın ucunu alabilecek kadar yarımlaşmış ağzına devamlı bir liralık lokmalar tıkmak suretiyle besliyordum onu. O yarım yuvarlaklaşmaktan aciz ağzı, ben para tıktıkça büyüyüp olgunlaşmayacaktı. İstediğini veriyorduk nasılsa. Neden değişmeye, evrimleşmeye gerek duysundu ki?
Her bir lira, üç şarkı ederdi ve ben her üç şarkı çalma hakkımı tek tercih yapmak için kullanıyordum. Eh, belki ağzı yarım yuvarlak bile değildi; ama ben ona bir verirken o bana üç veriyordu. Hakkını vermek gerekti alete. Bir toprak değildi; ama toprak olsa ne yazardı…
İşte bakın, elimdeki viski yarılandıkça düşüncelerimin halini görüyor musunuz?
‘Sayende büyüyorum işte, ne var bunda? İçeceksin tabii.’
İşte kulağımın arkasındaki tırtıl böyle diyor. O küçücük siyah noktası, yani kafası odur diye düşünüyorum hangi kulağımın arkasında olmak isterse oraya gider. Kulağım ve iki kulağım arasındaki hafif kavisli; ama düz patika dışında hiçbir yere uğramaz. Şimdi sağ kulağımda. Sevap yazan melek görevinde şimdi. İyimser…
Evet, ben içtikçe o büyüyordu; çünkü içtikçe ona gıda temin etmiş oluyordum. Diğerleri gibi yaprakla beslenmiyordu. Boş, tekrarlanan düşünceler… Epeyce semirmişti. Bazen kafamda düşünce olmamasının tek sebebi oydu. Eh, boş düşünceleri yiyince…
‘Şarkı bitiyor, doyursana aleti? Bak şu adam hareketlendi, galiba o…’
‘Bıktım aynı şarkıdan.’
‘Ama ben bıkmadım… Dolayısıyla sen de bıkmadın.’
‘İnsanlar bıktılar, bana ters ters bakıyorlar.’
‘Boş ver onları. Onlar da öğrensin. Her şey yalnızlıktan…’
‘Zaten şarkı söylüyor, o yankılı sesinle bir de sen başlama… Beynimin içine ettin!’
‘Yemem gerek, beslenmem gerek… Hem bu senin de çıkarına. Haydi, lütfen! Besle şu aleti!’
‘Neden? Bu şarkı anlamlı bir şarkı oysa…’
‘Anlamlı olduğu için zaten… Ben gıdamı aldıktan sonra sana kalan anlamı olacak… Haydi!’

‘Sağ ol ortak…’
‘Biz neden ortağız peki?’
‘Ben senin öküzkakan kuşunum. Zihnindeki asalakları yiyip seni rahat ettiririm, biliyorsun zaten.’
‘Tamam da neden herkesin bir öküzkakan kuşu yok? Neden başkasında senden yok?’
‘Bilmem, Ben yumurtadan çıktığım anı bile hatırlamıyorum ki. Hatta bir yumurtadan çıktığıma bile emin değilim.’
‘Aşk yok mu gerçekten sence?’
‘Ona göre yok. Haklı nedenleri de var üstelik.’
‘Peki sence?’
‘Bence de yok; çünkü sence de yok. Bana niye soruyorsun ki?’
‘Belki var diye düşünüyorumdur. Belki… Bilinçaltımda… İnanıyorumdur.’
‘Sen o tür şeylere inanmazsın, bilmiyor musun? Sen…’
‘Ben?’
‘Sen aşkın neden-sonuç ilişkilerini darmadağın ettiğine ve aklı boşu boşuna buğulandırdığına inanırsın. Aslında, sen aşka inanırsın; ama kendini bilen aşka… Zaten şarkı da ona ‘artık yok,’ diyor bence. Yani sence.’
‘Peki suça ne diyorsun? Var mı sence? Yani bence?’
‘Zihnini çınlatmamak için gülmüyorum bak.

… Şu mermerin çatlağından uzak tut tırnaklarını da; kendi zihninin çatlaklarına odaklan, çatlak!’
‘Kusuru seviyorum, biliyorsun. Dümdüz mermerde, o pürüzsüzlükte… Şu güzelliğe baksana!’
‘Hadi hadi… Ben tıka basa doydum. İç bir kahve de gidelim.’
‘Söylesene, sen ne zaman kelebek olacaksın? Nasıl bir şey olacağını çok merak ediyorum.’
‘Bilmiyor musun?’
‘Neyi?’
‘Ne zaman kelebek olacağımı…’
‘Yoo.’
‘Ohoo, sen zom olmuşsun be kızım, haydi gidelim artık. Yarın iş var…’

Kategoriler
edebiyat Genel

20.10.2018

Keşke birisini kendim için sevmeseydim sadece. Yani evet, insana en yakın kişi kendisi, hatta ‘kişi’ diyecek kadar dahi ayrı değil insan kendisinden; ama işte… içimdeki romantik kadın, keşke birisini kendim için sevmeseydim sadece, diyor.
Onu her görüşümde, Ezgi Aktan’ın ‘bundan İbaret’ini dinliyorum. Tabii görür görmez değil… Zihnimde görüşünde ve fırsatım olabildiğinde yapıyorum bunu. Tabii ki resmen görüyorum; ama gördüğümden çok daha fazla zihnimde görüyorum. Eh, buna ‘aşk’ demiyorlar mı? O da böyle bir şey değil mi zaten?
Ah!
O bunları aklına bile getirmiyordur. Bilmiyor ki… Bilse de…
Bilse ne güzel olur diye geçirsem de içimden, tam olarak istemiyorum bunu. Engeller olduğundan mı? Hayır… Onu kendim için sevdiğimden sadece.
Eğer kendim kadar onun için de sevebildiğim birisi olursa, ancak o zaman…
O zaman söylerim sevdiğimi birisine. Karşılık gelmesi ya da gelmemesi önemli olur mu bilemiyorum; ama…


O beni sevdiğini söyledi. O… Sadece kendim için sevdiğim kişi…
Evlendik…
Her gün onu düşünürken dinlediğim şarkı çalıyor yatak odamızda. ‘Bundan İbaret’
Ve ben… Artık yalnızca şarkıyı dinlerken sadece kendim için sevmeyeceğim birisinin hayalini kuruyorum.


Yaşlandım…
Neden onunla evlendiğimi anlayamadan ölmekten korkuyorum.
Hala o şarkıyı dinliyorum…
O çoktan öldü; ama ben aramıyorum. Yaşlandığım için mi? Sanmıyorum…

Kategoriler
edebiyat Genel

14.02.2018

Makası aldı. Paslı bir makastı... Aldı ve saçlarını kesmeye başladı. Yavaş yavaş, adeta tel tel kesiyordu. Her telde gereksiz, boş bir şakırtı yankılanıyordu. Herbir tele atılmış tokatlardı sanki bu şakırtılar.


Şak...
Bir şarkı öğrenmiş, öğretmeninden sınıfın ortasında söylemek için izin almış... Daha ilk ölçüler... Bir sözcük bile tamamlanmamış daha...
Şak...
Gerisini anımsamak istemiyor.
Şak...
Bir kafede, dört kişiler. İkisi kız ikisi erkek; ama aralarında hiçbir şey yok, arkadaşlar sadece. Bir parti hakkında konuşuyor üçü. Onun haberinin olmadığı bir parti...
Şak...
Bir kedi... Onun kucağında gayet mutlu, mırlıyor. Tam o sırada bir kız, kediyi sevmeye çalışıyor. Yapmacık ve gayretkeş bir sevgiyle hem de. Kediler öyle sevilmekten nefret eder oysa. Zaten kızın amacı kediyi sevmek değil. Biliyor. Kedi kaçıyor.
Şak...
Evlenmek üzere...
Adamı seviyor...
Tam evlenecekleri an, adam ona kızıyor ve sesindeki öfkenin ilk defa tadını alıyor... Daha önce kızmamış değiller birbirlerine; ama bu artık sahiplendiği bir şeye kızmanın hoyratlığı...
Şak...
Bebeği doğmuş...
Babasının yanında susuyor. onun yanında çok ağlıyor oysa. Babası onu pek az görüyor; ama o babasının yanında susuyor işte...
Şak...
Çocuk büyümüş...
Bir oyuncak araba istiyor ve o an alamıyor... Çocuk annesine arkasını dönüyor...
Şak...
Çocuk artık yok...
Bir arabanın altında ruhu çamura, kana ve kemik parçalarına bulanmış... Sonra da kızıp bedeninden uçmuş...
Şak...
Kocası ilk defa eve gelmiyor. Biliyor ki içip bir yerlerde sızmaktadır.
Şak...
Evini değiştiriyor. Tek başına artık.
Her yer yalnızlık kokuyor.
Şak...
İşte saçlarını kesiyor...
Sonra kaşlarını, sonra da...
...
Kesecek.