Kategoriler
Kiralık Katil

Kiralık Katil _ On İkinci Bölüm: (10.05.2018)

On iki saatten fazla uyumuştu Handan. Hayatında ilk kere…
İçindeki merakın yönlendirmesine uyup kalkar kalkmaz bilgisayarının önüne gitmek yerine, temel güdülerinden biri olan açlığını önemseyip kendisine hiç yapmadığı kadar mükemmel bir kahvaltı hazırlamaya koyuldu. Merakını büzüştürüp içine gömerek dinlemekte olduğu müziğin salgılattığı huzurla üstünü kapattı ve kahvaltısını huzurla hazırlayıp yedi.. Küçük bir demlik çayı, hiç acele etmeden bitirdiğinde, her şeyle karşılaşmaya hazır, dingin bir insan olup çıkmıştı. İşte şimdi merakını huzurun altından yavaşça çıkarıp katlarını açabilir ve onun tadına rahatça varabilirdi. Huzurla…
Bilgisayarının başına gittiğinde, adamın o meşhur mesaj pencerelerinden birinin onu beklemekte olduğunu gördü.
“Doğrusu, beni hayal kırıklığına uğrattın… Ölümle ilgili her şeye tapan, bunun için ailesini dahi karşısına alan birisi için fazlaca… titizsin. Öldürdüğün birisinin sorumluluğunu kendi üzerine almayacak kadar da korkak… Bir suçluyu da mı öldüremezsin? Çok büyük hatalar yapmış birisini… Bu arada, seni uyarmak isterim ki, kimi öldürmeyi seçeceğin bile benim için önemli bir kıstas olacak. Sana yardımcı olacaksa, seçtiğin kişiyi gerçekten değil de farazi olarak öldüreceğini düşünebilirsin pekala. Yani başlangıç olarak böyle düşünebilirsin. Isınmak için… Hoş, eğer seni biraz tanıyorsam belli bir zamandan sonra ısınmak konusunda zorlanacağını hiç sanmıyorum.”
Hayretler içerisinde kalmıştı Handan. Adamın kibri, kendisine olan gereksiz güveni karşısında… Peki ne yapmalıydı?
“Selim Amca’nın defterinde yazanlarla bu adamın garip sınavının mutlaka bir ilişkisi var,” diye düşündü Handan. “Bu defteri bitirene kadar adamın dediğini yapıp farazi bir şekilde birisini öldürmeyi düşünebilirim. Nasılsa kendi prensiplerim hakkında taviz vereceğime ölmeyi tercih edeceğimi bu adam bilmiyor. Hem böyle yaparsam defteri de bitirmeye fırsatım olur ve belki de adamın benden istediği şey anlam kazanmış olur. Hatta belki de prensiplerimden vazgeçmeye razı olabileceğim kadar geçerli bir nedeni bile vardır adamın… Kim bilebilir ki?”
Bunun üzerine Handan bir kağıda: “Peki nasıl haberdar olmak istersin planlarımdan? Sana belirli zaman aralıklarında ne yaptığıma dair rapor mu göndermemi istersin; yoksa her şeyi en sonunda mı görmek istersin?” yazarak adama aynı yöntemle gönderdi.
Adam hemen cevabını insanı her koşulda irkiltecek olan o çığlık sesi eşliğinde gönderdi:
“Beni tek ilgilendiren sonuçtur Handan. Sana belirli bir süre de vermiyorum. Zamanı istediğince kullanabilirsin. Yalnız… günlüğü en yakın zamanda bitirmeni öneririm. İşte o zaman, beni anlayıp daha istekli bir katılımcı olacaksın. O günlüğü okuduğunda, yaptığım her şey anlam kazanmış olacak… En azından çoğu şey…”
Handan günlüğü zaten merak ediyordu. Adam ne söylerse söylesin, o zaten en yakın zamanda bitirmeyi düşünüyordu… Her şeyden önce Selim Amca’yla bu adamın arasındaki ilişkiyi çok merak etmekteydi. Omzunda, son zamanlarda ihmal ettiği yarasası olduğu halde, defteri kaldığı yerden okumaya koyuldu:

Kategoriler
Kiralık Katil

Kiralık Katil _ Altıncı Bölüm: (02.05.2018)

Selim Sırrı… Bu isim her aklına gelişinde gülüyordu Handan. SS… Selim Sırrı… Çok fazla tesadüf barındıran bir isimdi. Selim… Özellikle bu isim onun dikkatini çekecek bir isimdi. Hatta bu ismi taşıyan insanları öldürmesi gerektiğinde, onları bildiği en acısız yolla öldürürdü. Bu ismi sisteminde kontrol ettiğinde de bulamayacağını tahmin etmişti zaten. Böyle bir ismi unutacağını sanmıyordu çünkü.
Bu isme bu kadar önem vermesinin nedenini o da pek anlamıyordu aslında. Annesinin hep övgüyle bahsetmiş olduğu bir adamın adının Selim olmasıydı bunun tek nedeni. Bu kadar basitti işte. Çocukluğundan beri anlatırdı annesi. Komşularının oğlu Selim’i… Onunla ne kadar iyi arkadaş olduklarını. Biraz büyüdüğünde, yani genç kız olduğunda, annesinin bu adama aşık olduğunu falan düşünmüştü; ama sonra anlamıştı ki, onların aralarındaki şey, yani en azından annesinin Selim’e, yani Selim Amca’ya olan sevgisi kadim bir dosta duyulan sevgiden başka bir şey değildi.
O iki-üç yaşlarındayken ölmüştü Selim Amca ve Handan, annesi öldükten sonra bile Selim Amca’nın mezarına gitmeyi hiç ihmal etmemişti. Oysa ölümden sonra hayata bile inanmazdı. O sadece annesinin ideallerindeki Selim Amca’yı çok sevmişti o kadar.
Eğer bu adamın gerçek adı Selim’se bu bir tesadüften öte bir şey olmayacaktı, ki muhtemelen öyleydi. Yok değilse, bu adam Handan’ı takip edip Selim Amca’sının mezarına gittiğini görünce… Saçma geliyordu; ama olmayacak bir şey değildi. Bu tür psikolojik silahları o da çoğunlukla kullanırdı. Kurbanın zaaflarının oluşturduğu silahları…
Saçma bir ümit, tuhaf bir gündüz düşü olduğunu bile bile, “keşke bu adam gerçek Selim Amca’nın kendisi olsa da bana kendisini bir gizem perdesinin ardında gösteriyor olsa,” diye geçirdi içinden. Sonra da güldü kendisine. Neden bu kadar önemsiyordu bu adamı? Tamam, çok iyi bir arkadaşlıktı. Tamam, annesinin anlattıklarına göre çok iyi biriydi Selim Amca… ama kendi görmüş müydü? Hayır… Çocukken kendisini havaya atıp tam düşerken tutan bir amca hatırlıyordu; ama ne olmuş yani? Bu adamın kim olduğunu biliyor muydu? İyi bir adam olup olmadığına kendi gelişmiş sezgileriyle karar verebilmiş miydi? Sadece annesi… Gerçi annesinin iyi dediği bir adama kendisi kötü diyemezdi ya. En az kendisi kadar sezgileri güçlü bir kadındı o da. Babası gibi altın kalpli bir adamı seçmiş olduğundan belli değil miydi?
Annesi iyi bir insandı, babası da… Peki neden kendisi böyle olmuştu? Yani bir kiralık katil… Canları para konusu edecek kadar alçak birisi yani…
Bilmiyordu Handan. Bunun nedenine dair en ufak bir fikri yoktu. Yani ölümle neden bu kadar çok ilgilendiğine, neden onu para konusu edecek kadar önemsediğine dair… Tek bildiği, bu mesleği bilerek ve isteyerek seçmiş olduğuydu. Anne ve babasının da bilgisi dahilinde… Evet, onaylamamışlardı onu; ama mesleğini onlardan gizlemek içinden gelmemişti. Onun isteyerek seçtiği bir mesleği neden bilmesinlerdi ki? Neden mesleğinden utansındı? O ölüm işçisiydi. Nasıl Ahmet Arif’in deyişiyle şairlerin namus işçisiyse o da ölüm işçisiydi işte. Ölüm sanatkarı… Öldürme ustası… Ölümün ortağı ve fedaisi. Bu neden yadırganacaktı ki? Hem de ailesi tarafından…
Handan, ailesine mesleğinden söz ederken askerliği örnek vermişti. Her gencin görevi askerlik değil miydi? Askerlik de öldürmekten başka neydi? Silahlarla oynamaktan, öldürmeye hazırlanmaktan başka neydi?
Kiralık bir katille bir askerin yaptığı hemen hemen aynı değil miydi? Öldürmek… Verilen emre uyarak öldürmek. Tek farkla, bir kiralık katil her zaman para için öldürürdü. Askerler için durum çok farklı olabiliyordu. Bir kere bir askerin inançlarına, görüşlerinin ne olması gerektiğine, nasıl yaşayacağına bile karışabiliyorlardı ona emir verenler. Bazen de para vermiyorlardı. Daha doğrusu ancak profesyonel bir askersen para alabiliyordun.
Oysa kiralık katillik öyle miydi… İstediğin işi kabul etmek senin elindeydi. İstediğine inanıp istediğini düşünmek de…
İşte ailesine bunları söylemişti Handan. Oysa onlar onu onaylamamıştı. Hatta babası: “Tamam o zaman kızım, asker de olma katil de,” diyerek kendince bir çözüm bulmuştu bu işe… Handan gülmüştü.
“Diyelim ki asker olmadım… Diyelim ki bir yerde çalıştım. Devletin maaşımdan alacağı vergiler askerlere gitmeyecek mi? Yani dolaylı olarak askerlere yardım etmiş olmayacak mıyım? Oysa benim işimde resmi bir maaş olmadığı için, maaşımdan alınacak vergi de olmayacak. Elektriği, suyu falan kaçak kullanırsam…”
“Her şekilde devlete bir katkın olacak. Ne yaparsan yap! Nasıl sıyrılmaya çalışırsan çalış… Bir şekilde devlet seni alt etmenin bir yolunu bulacak. neden böyle saçma sapan davranıyorsun anlamıyorum,” demişti annesi de.
Handan, tüm bunları bildiğini, yine de elinden geleni yapmak istediğini, zaten onun asıl istediğinin ölümle haşır neşir olmak olduğunu söylemişti. Tek önceliği buydu. Bunun için tıp okumamış mıydı zaten. Yaptığı her şey bunun için değil miydi…
Gerçi devletle hiçbir ilgisinin olmaması, hatta bu işin yasa dışı olması da onu çekici kılan en önemli şeylerden bir diğeriydi.
Ailesi ölene kadar her hafta onları görmeye gitmişti; ama onları bir türlü kendisini onaylamaları için ikna edememişti. Ondan kopmak da istememişlerdi gerçi; ama onu bir türlü onaylamamaları Handan’ın içine oturmuştu.

Kategoriler
Kiralık Katil

Kiralık Katil _ Beşinci Bölüm: (30.04.2018)

Ertesi gün erkenden uyanıp cesedi kontrol etmeye gitti. Asit bir gecede cesedi eritmişti. Dipteki azıcık tortudan başka bir şey değildi artık. Şimdi de asidin tekneye zarar vermemesi için önceden hazırladığı bazik çözeltiyi tekneye dökmeye başladı. Asit durulmuş ve oluşturduğu dalgalanmalar olmayınca teknedeki şeyin rengi ve kıvamının çok mide bulandırıcı olduğu ortaya çıkmıştı. Çamur gibi bir şey olmuştu bu karışım. Garip bir çamur…
Bu iş de bitince, karışımı tekneden başka tekerlekli bir kazana aktarmaya koyuldu. Bu işi de hallettikten sonra, bitkileri ihtiyaçları olan gübreye kavuşmuş olacaklardı.
Her şey bittikten sonra resme ve zarlara bakmaya, kütüphaneye yollandı.
O resimde ne bulacaktı acaba? Nasıl bir adam? Tanıdık mı çıkacaktı yoksa yabancı mı? Bu adamın onunla ne işi olabilirdi? Nasıl bir bağlantısı…
Yok… Hiçbir şekilde tanıdık değildi adam. Zaten fazlasıyla sıradan sayılabilirdi. Bir kere görse bir defa bakılmaz denilemezdi. Özellikle Handan tarafından denilemezdi böyle bir şey; çünkü Handan’ın en çok şüphelenip dikkatle gözlediği insanlar sıradan türde insanlardı.
Evet… oldukça sıradan bir görünüşü vardı bu adamın.
Kahverengi gözlü, gözlerinin tonunda saçları bulunan, yüz hatları sakalından dolayı pek belli olmayan bir adam… Kendisini kamufle etmiş bir adam…
Adamın resmine baktığında aklına öldürdüğü adam hakkında daha önce düşünmediği bir ayrıntı geldi.
Öldürdüğü adamın saçları kazınmıştı. Titizlikle hem de… Bu görünüşü adamın kişiliğine pek uymuyordu. Gerçi bu tür insanların bazıları kendilerinden başka hiçbir şeyi önemsemedikleri için etraflarına karşı böylesine umursamaz ve sorumsuz davranıyorlardı; ama adam böyle birisi olsa kendisini öldürtmek istemezdi herhalde. Onun kişilik yapısı daha çok derbeder tiplere benziyordu. Oysa hiç de onlar gibi değildi görünüşü. Handan anlamıştı. Öldürdüğü adamın her şeyini; görünüşünü, belki konuşacağı şeyleri… Her şeyini birisi ayarlamıştı. Belki de bu resimdeki adam gerçek değildi. Yok yok… Bu resmi çizmesi, belki de, öldürdüğü adama ait olan tek gerçekti. Resimdeki kim olursa olsun, bu gerçeğin ta kendisiydi. Yani, gerçekten resimdekinin söz konusu adam olmadığına ait bir kanıt bulana kadar resmi çizen adama inanacaktı.
Resmi çizilen, kendisini adama bir kiralık katil olarak önerip elmasları veren adamın adı Selim Sırrı idi. Handan’ın sisteminde arayıp bulamadığı adamın… Acaba Selim Sırrı sahte bir isim miydi? Soyadı öyle olduğunu düşündürmüştü Handan’a. Adamın gizemli bir yanı olduğu kuşkusuzdu. Hatta tümüyle gizemli bir adamdı…
Ne yaparsa yapsın adam hakkında çabuk bir sonuç alamayacağını anlayınca, zarların şifresini çözmeye karar verdi. Gerçi Devletin bilgisayarına sızdırdığı bir tür solucan sayesinde ülkede yaşayan herkesin yüzüne ulaşabiliyordu. Bu sayede bu resimdeki yüzle eşleştirme yapabilir ve söz konusu kişiyi bulabilirdi; ama bu oldukça uzun vadeli bir iş olacaktı. Yine de fotoğraf eşleştirme işlemini başlattı ve zarların şifresini çözme işine tam anlamıyla koyuldu.
Aslında zarların bir yüzünde yazan sayıları sırayla yan yana koysa bir işe yarayabilirdi. Çizgiler birleşip bir şey ifade edebilirdi. Tıpkı bir puzzle gibi…. ama ya harfler? Hangileri yan yana gelmeliydi acaba?
Çekmecesinden büyütecini çıkarıp rastgele bir zarı eline alarak zardaki harflerin bulunduğu yüzlere büyüteçle baktı. Belki bir detay, harflerin önceliklerini belirlemesini sağlayabilirdi. Ve bulmuştu… Çok kolay olmuştu hem de. Noktalar…
Diğer zarlara bakarak buluşunu kesinleştirdi. Harflerin sıralarına göre nokta sayısı artıyordu. Yani zarların üçer yüzünde harfler bulunduğuna göre ilk harflerin yanında birer nokta, dördüncü harflerinin yanında da dörder nokta bulunacaktı. Böylece zarlar doğru sıralandığı an, gizledikleri resim ve yazıyı açığa çıkaracaklardı.
Zarları sırasına göre dizmeye başladı. Önce resmi kopyalamayı uygun bulmuştu. Kağıda kopyalanan her zardan sonra resmin daha fazla görünür olması, ortaya çıkması Handan’a bir nevi huzur veriyordu. Resme katılan her çizgiyle kalbinin atışları biraz daha hızlanmasına rağmen içinde garip bir huzur oluşuyordu. Tamamlanmışlıktan, bir şeylerin tamamlanmaya başladığını bilmekten, hatta bunu kendisinin gerçekleştirdiğini bilmekten kaynaklanıyordu bu huzura benzemekle birlikte adrenalinin başrol oynadığı tanımsız his…
Resim ortaya çıkıyordu; ama hala bir anlam ifade etmiyordu çizgiler. Acaba şifreyi yanlış mı çözmüştü? Daha nasıl çözülebilirdi ki bu şifre? Kağıda geçirmesi gereken çok az zar kalmıştı. Keşke önce harflerden başlasaydı. Çok daha mantıklı olurdu bu. En azından şifreyi doğru çözüp çözmediğini anlamak çok daha kolay olurdu. Ama o, kendisine o kadar güvenmişti ki, doğrudan doğruya merakını tatmin etmeye çalışmıştı. Resmin belireceğine emin olmaya bile çalışmadan…
Yine de resmi bitirdikten sonra bir de şansını harflerde denemeyi düşünüyordu. Hala inatla şifreyi doğru çözdüğünü düşünmekten kendisini alamıyordu.
Resmi bitirdikten sonra da gerçek değişmemiş, çizgiler hiçbir anlam ifade etmemeye devam etmişti. Şimdi de harfleri düzenleyecekti.
Handan’ın inadından vazgeçmemesi, içgüdülerine güvenmesi bu kez işe yaramıştı. Harfler anlam ifade ediyordu çünkü. Onu yepyeni bir şifreye yönlendiriyordu hem de. Bu adam, Selim Sırrı, ondan ne istiyordu acaba? Neden bu kadar dolambaçlı bir mesaj yolluyordu ona? Neden doğrudan doğruya evine gelmiyor, ya da onu bir yere davet etmiyor ve meramını kendi ağzıyla anlatmıyordu?
Tüm bunların yerine, onu bir nevi qr kod mantığıyla yazılmış bir programa yönlendirmeyi tercih ediyordu bu garip adam. Zarları sıraladığında: “Aşağıda verilen bağlantıya git, programı yükle ve programdaki “fotoğraf çek” düğmesini kullanarak zarları birleştirerek oluşturduğun resmi çek. Sakın resmi bir kağıda kopyalama. Zarları üst yüzde resim oluşturacak şekilde sıralayıp o şekilde resimlerini çekmelisin,” yazılıydı. Tabii ki altta bir link vardı.
http://www.selimsirri.com/program.exe