Kategoriler
edebiyat Genel

09.04.2018

Gümüş çakmağıyla sigarasını yakıp derin bir nefes çekti. Bir sigarayı gümüş bir çakmakla yakmak gösterişten başka bir şey değildi, biliyordu; ama içinde bulunduğu ortam böyle bir şey yapmasını bekliyordu ondan. Gümüş çakmaklar, hızlı arabalar, jilet gibi, pahalı takım elbiseleri, şişeleri kokularından güzel ve elbette pahalı parfümler…
Böyle bir insan olmak hiç de zor değildi; ama komikti. Eskiden, gençken nasıl da paspal giyinirdi. Sarma sigaralar, restoran artığı yemekler, ucuz; köpek öldüren şarabı, çoğunlukla bira…
Ne olmuştu da böyle biri haline gelmişti? Eskiden de parası vardı; ama böyle umursamaz olmayı tercih etmişti. Azla yetinmişti. Serseri olmak istemiş, babasının parasını tepmişti.
Sonra babasının parasını kabullenmemiş, tükürdüğünü yalamamıştı gerçi. Babasından da zengin olmuştu. Hem de sadece kendi çabalarıyla.
Ne işe yaramıştı ki? En fazla daha sağlıklı beslenir olmuştu. Yine sigara içiyordu. Katran ve nikotinin pahalısı ucuzu mu olurdu?
Üstelik şimdi mutsuz bir adamdı. Parasızlığın dibine vurmuşken para kazanmanın, kazandığı her kuruşun hesabını tutup kendisiyle gurur duymanın mutluluğunu özlemişti.
Tam altmış iki yaşındaydı ve mutsuzdu. Doğum gününde, parasını bir hayır kurumuna, çocuklarla ilgili güzel şeyler yapan, özel bir hayır kurumuna bağışlayıp tekrar para kazanmaya, tekrar sıfırdan başlamaya karar verdi.

Kategoriler
edebiyat Genel

30.03.2018

Her açıdan tertemiz bir arabası vardı. Motorundan sis lambasına kadar her parçasını bizzat, uzun uğraşlar sonrasında yapmıştı.
Tıpkı bir bitki gibi fotosentez yaparak çalışıyordu bu araba. Daha doğrusu fotosentezin sadece karbondioksit alıp oksijen verme bölümünü yapıyordu. Bir bitkinin gece yapacağı gibi yapmıyordu.
Böyle bir şey icat ettiği için kendisiyle gurur duyuyordu. Pek yakında bu arabayı seri üretime geçirmeyi planlıyordu. Çok heyecanlıydı!
Sıfırdan bu duruma gelebilmiş, yeterince varlıklı bir insandı o. Onun için bu arabayı yaparken kimseye ihtiyacı olmamıştı ekonomik olarak. Seri üretime geçerken de olacağını zannetmiyordu.
Yine de halletmesi gereken bir sürü iş çıkacaktı. Her şeyi tek başına halledemezdi ya. Nihayetinde bir toplum içinde yaşıyordu…
Tahmininde yanılmamıştı. Gerçi önüne bu kadar büyük bir şevkle çıkacakları hiç aklına gelmemişti. Bilerek ve isteyerek; belli bir amaç güderek çıkıyorlardı önüne her aşamasında. Oysa onu tanımıyorlardı. Ne kadar inatçı olabileceğini bilmiyorlardı. Bu projeye ne kadar inandığını. Arabaların hareketli ağaçlar olmasının dünya için ne kadar harika bir şey olabileceğini görmüyorlar mıydı bu insanlar? Ya da; o çipil çipil bakan hesaplı gözleriyle, bunun hesaplarına uygun olmadığını gördükleri için mi engel olmaya çalışıyorlardı?


Artık bu soruların hiçbir önemi kalmamıştı. Arabanın da; onun da…

Bir öğretmen, küçücük sıralardaki küçücük çocuklar; bilimden, deney ve gözlemin öneminden, yapılan kullanışlı icatlardan bahsediyordu.
Ah! Bir bilseydi!

Kategoriler
edebiyat Genel

19.12.2017

Yalancının biriyim…
Evet, su katılmamış bir yalancıyım ben. O kadar hızlı ve o kadar mükemmel yalan söylerim ki, en yüksek teknolojiye sahip bir yalan makinesinin testini dahi çok rahat geçebilirim.
Burada doğruyu söyleyeceğim. Burası neresi bilmiyorum ama. Bakın, eğer yalan söyleseydim buranın neresi olduğunu bilmediğimi söylemezdim. Bir olta cümleciği atar, karşımdakinin söylediği şeye göre bir şeyler uydururdum.
Yalan söyleme dersi madde bir: Yalan etkileşimli olmak zorundadır. Aksi taktirde yalancının mumu dakikasında söner ya da erir. Yani mumun ipten fitili gibi bir şeydir etkileşim bir yalancı için…
Her neyse, yalan söyleseydim neden yalan söylemeye ilişkin dersler vermeye çalışayım ki?
Madde iki: Bir yalancı için en zor şey inanılırlığını yitirmektir. onun içindir ki, usta bir yalancı asla bir yalanını dahi yakalatmamalıdır.
Her neyse, her neyse…
Yalancının biriyim; çünkü gerçeğe inanmıyorum. Kimse kusura bakmasın. Asla gerçeğe, gerçekle kısıtlanmış olmaya inanmadım. İnanacağımı da pek sanmıyorum. Aslına bakarsan, yalan söylediğin an onu gerçek kılmış olursun. Buna da madde üç mü desek…
Evet, her neyse…
Senin gerçeğin olmuştur artık o yalan. Gerçeğin ne olduğu önemini yitirmiştir. O an için; ama o andan ötesi de olmayabilir pekala.
Hayata an an bakarım ben. Hayatı an an yaşarım.
Yarattığım, yaşattığım ve yaşadığım tüm gerçekleri aklımda tutarım. İyi bir yalancının yapması gereken en temel şey bu. Bu da madde dört…
Neyse, ders vermiyorum burada sonuçta değil mi…
Yalan söylemediğim tek kişi vardır benim. Sakın sorma, bunu bilmiyorsan da yalancılık senin harcın değil, bırak bu işleri. Bu da madde sıfır. Sıfırdan başlar bu dersler; çünkü nasıl sıfır temel, karmaşık, tuhaf, olmazsa olmaz bir rakamsa, bu madde de böyle. Beş gibi bir rakam bu maddeyi kurtarmaz anlıyor musun! Bir rakamı bile kurtarmaz. Bu, madde sıfır olmak zorunda.
Neyse yahu, bir şeyi anlatamadık maddelere takılmaktan…
Neresi olduğunu bile bilmediğim bir yere neden geldim? Birazdan anlatacağım şeyi anlatmak için.
Şu madde sıfır vardı ya… İşte onu biraz aştım ben… Sonra ne oldu? İşte sana anlatmayı hedeflediğim olay oldu. Aslında olay dizisi desem daha doğru bir şey söylemiş olurum.
Bir çocuğum oldu…
Doğuştan geri zekalıydı. Zihinsel özürlü falan da diyorlar; ama ben geri zekalı dediğimde sanki bahanelere sığınmamış, olan şeyi sevimli göstermeye çalışmamış, onu olduğu gibi göstermiş olarak düşünüyorum. Yani yalan söylememiş oluyorum. Zekası geriydi çocuğumun işte. Olan buydu yani.
İşte sıfır numaralı maddeyi esneterek; yalan söylemediğim kişi kontenjanına çocuğumu da dahil etmiş bulundum.
Benim gibi gezgin bir annesi olmak onun için epey zorlayıcıydı. Bir de uyum sağlamak zaten zorsa… Her şeye rağmen, ne alışkanlıklarımı değiştiriyor; ne de çocuğumu yanımdan ayırıyordum.
Ona gerçeği söylüyor, yalanlarımın arkaplanını anlatıyor, onlarla oluşturduğum gerçekliklerden bahsediyordum.
Bir gün geldi, o altı yaşındaki bir çocuk zekasına sahip çocuk, ustaca bir yalan söyledi. Hem de bana…
Ve biliyor musun, ona inandım. Ben… Yılların yalan ustası…
Yok yok, yalanı tahmin edeceğin gibi aslında çok zeki birisi olduğunu gizlemek falan değildi.
Çok çok daha basit bir yalandı bu. Nefret ettiği atkısıyla bir ağız mızıkası takas etmiş, bana da atkıyı kaybettiğini, mızıkayı da yerden bulduğunu söylemişti.
Küçük bir yalandı; ama inanmış olmam her şeyi değiştirmişti.
İyi bir yalancı, kendisine söylenen bir yalanı sezmelidir. Eğer sezmediyse, yalancı değil, romantik budalanın tekidir.
Madde sıfır bölü sıfır. Yani tanımsız. Yani hiç olan… Aranmayan…
Bulununca şaşırılan… Hayal kırıklığıyla karşılaşılan…
İşte bu maddesi keşfedildiğinde, tüm maddeler anlamını yitirdi ve onca yıllık kariyerimden geriye sadece bu hikaye kalmış oldu.