Kategoriler
edebiyat Genel

12.05.2018

Bir alt geçidin merdivenlerinden inmiş yürürken tezgahının üzerinde bir tek radyo bulunan, eciş bücüş, yaşlı bir adam gördü. Gördüğü ilk şey bomboş tezgahın üzerinde öylece duran radyoydu aslında. Tezgahın üzerine serilmiş muşamba bembeyazken; üzerindeki radyo simsiyahtı. Zifiri siyah… Ardından bu tezgahın kime ait olduğunu merak edip tezgaha daha dikkatli bakıp; yaşlanmadan önce dahi eciş bücüş olduğu kuvvetle muhtemel olan adamı fark etti.
Radyodan tuhaf sesler geliyordu. Cızırtı diyemeyeceğimiz; ama hiçbir dile benzetemeyeceğimiz, insandan çıktığına bile emin olamayacağımız türden sesler…
Biraz yaklaştı; zira alt geçit epey gürültülüydü.
o radyoyu satın almak istiyordu. Sesini duymaktansa daha çok bu amaç için yaklaşmıştı tezgaha.
Adam on beş liraya, aceleyle satmıştı. Acelesini son malını da hemencecik bitirme telaşına yorup acele edişine eşlik ederek radyosunu aldıktan sonra ödemeyi yaptı. Parayı verirken adamın söylediği fiyatın tamamen rastgele söylendiğinden şüphelenmekteydi. Fiyat mantıklıydı; ama adamın ses tonu bunu düşündürmüştü.
Radyoyu alıp apar topar eve götürdü ve açtı. Bu arada ne yaptıysa pil yuvasını bulamamıştı; ama nasıl olsa çalışıyordu. Pili bittiğinde düşünürdü artık.
Sonunda radyoyu açtı. Yine aynı sesler duyulmaktaydı. Tanımlayamamıştı sesleri. Tanımlamak zordu. Düğmesini basarak kanal değiştirdi ve kendi adını duydu. Tanıdığı birisinin sesinden… Hafızaya alma düğmesi sınırsızdı ve telefon tuşlarının diziliminde, yani istediğin sayıyı girecek rakamlar bulunan tuşlar kullananın her emrine amadeydi.
Tuşlara teker teker basıp kendi adını ya da tanıdık sesleri duyduğunda o kanalları hafızasına aldı. Zaten radyo istasyonlarının frekansları birbirlerine epey yakındı. Kanalları dinlediğinde, tanıdıklarının, daha doğrusu onu düşünen tanıdıklarının kendi hakkındaki duygu ve düşüncelerinin seslendirildiğini keşfetmişti. Onu düşünüp kendisini tatmin edenden, onun ölmesini isteyene kadar binbir çeşit düşünce, binbir çeşit duyguyu dinleyebiliyordu.
kendisini o kadar kaptırdı ki radyoya, insanların karşılarına çıkmadığı, onlarla iletişim kurmadığı için, onlar da onu düşünmez oldu. Onlar onu düşünmeyince de; radyo kanalları teker teker cızırtıdan ibaret olmaya başladı.

Kategoriler
edebiyat Genel

19.12.2017

Yalancının biriyim…
Evet, su katılmamış bir yalancıyım ben. O kadar hızlı ve o kadar mükemmel yalan söylerim ki, en yüksek teknolojiye sahip bir yalan makinesinin testini dahi çok rahat geçebilirim.
Burada doğruyu söyleyeceğim. Burası neresi bilmiyorum ama. Bakın, eğer yalan söyleseydim buranın neresi olduğunu bilmediğimi söylemezdim. Bir olta cümleciği atar, karşımdakinin söylediği şeye göre bir şeyler uydururdum.
Yalan söyleme dersi madde bir: Yalan etkileşimli olmak zorundadır. Aksi taktirde yalancının mumu dakikasında söner ya da erir. Yani mumun ipten fitili gibi bir şeydir etkileşim bir yalancı için…
Her neyse, yalan söyleseydim neden yalan söylemeye ilişkin dersler vermeye çalışayım ki?
Madde iki: Bir yalancı için en zor şey inanılırlığını yitirmektir. onun içindir ki, usta bir yalancı asla bir yalanını dahi yakalatmamalıdır.
Her neyse, her neyse…
Yalancının biriyim; çünkü gerçeğe inanmıyorum. Kimse kusura bakmasın. Asla gerçeğe, gerçekle kısıtlanmış olmaya inanmadım. İnanacağımı da pek sanmıyorum. Aslına bakarsan, yalan söylediğin an onu gerçek kılmış olursun. Buna da madde üç mü desek…
Evet, her neyse…
Senin gerçeğin olmuştur artık o yalan. Gerçeğin ne olduğu önemini yitirmiştir. O an için; ama o andan ötesi de olmayabilir pekala.
Hayata an an bakarım ben. Hayatı an an yaşarım.
Yarattığım, yaşattığım ve yaşadığım tüm gerçekleri aklımda tutarım. İyi bir yalancının yapması gereken en temel şey bu. Bu da madde dört…
Neyse, ders vermiyorum burada sonuçta değil mi…
Yalan söylemediğim tek kişi vardır benim. Sakın sorma, bunu bilmiyorsan da yalancılık senin harcın değil, bırak bu işleri. Bu da madde sıfır. Sıfırdan başlar bu dersler; çünkü nasıl sıfır temel, karmaşık, tuhaf, olmazsa olmaz bir rakamsa, bu madde de böyle. Beş gibi bir rakam bu maddeyi kurtarmaz anlıyor musun! Bir rakamı bile kurtarmaz. Bu, madde sıfır olmak zorunda.
Neyse yahu, bir şeyi anlatamadık maddelere takılmaktan…
Neresi olduğunu bile bilmediğim bir yere neden geldim? Birazdan anlatacağım şeyi anlatmak için.
Şu madde sıfır vardı ya… İşte onu biraz aştım ben… Sonra ne oldu? İşte sana anlatmayı hedeflediğim olay oldu. Aslında olay dizisi desem daha doğru bir şey söylemiş olurum.
Bir çocuğum oldu…
Doğuştan geri zekalıydı. Zihinsel özürlü falan da diyorlar; ama ben geri zekalı dediğimde sanki bahanelere sığınmamış, olan şeyi sevimli göstermeye çalışmamış, onu olduğu gibi göstermiş olarak düşünüyorum. Yani yalan söylememiş oluyorum. Zekası geriydi çocuğumun işte. Olan buydu yani.
İşte sıfır numaralı maddeyi esneterek; yalan söylemediğim kişi kontenjanına çocuğumu da dahil etmiş bulundum.
Benim gibi gezgin bir annesi olmak onun için epey zorlayıcıydı. Bir de uyum sağlamak zaten zorsa… Her şeye rağmen, ne alışkanlıklarımı değiştiriyor; ne de çocuğumu yanımdan ayırıyordum.
Ona gerçeği söylüyor, yalanlarımın arkaplanını anlatıyor, onlarla oluşturduğum gerçekliklerden bahsediyordum.
Bir gün geldi, o altı yaşındaki bir çocuk zekasına sahip çocuk, ustaca bir yalan söyledi. Hem de bana…
Ve biliyor musun, ona inandım. Ben… Yılların yalan ustası…
Yok yok, yalanı tahmin edeceğin gibi aslında çok zeki birisi olduğunu gizlemek falan değildi.
Çok çok daha basit bir yalandı bu. Nefret ettiği atkısıyla bir ağız mızıkası takas etmiş, bana da atkıyı kaybettiğini, mızıkayı da yerden bulduğunu söylemişti.
Küçük bir yalandı; ama inanmış olmam her şeyi değiştirmişti.
İyi bir yalancı, kendisine söylenen bir yalanı sezmelidir. Eğer sezmediyse, yalancı değil, romantik budalanın tekidir.
Madde sıfır bölü sıfır. Yani tanımsız. Yani hiç olan… Aranmayan…
Bulununca şaşırılan… Hayal kırıklığıyla karşılaşılan…
İşte bu maddesi keşfedildiğinde, tüm maddeler anlamını yitirdi ve onca yıllık kariyerimden geriye sadece bu hikaye kalmış oldu.