Kategoriler
edebiyat Genel

09.11.2018

Bana herkes ne kadar sıradan bir adam olduğumu haykırır. Tamam haykırmaz; ama bakışlarıyla, hayır dudaklarıyla… ima eder.
Neden bilmiyorum. Tanışırız ve…
Şöyle bir dudak bükerler… Herkes böyle yapar beni gördüğünde.
Anlamıyorum!
Görünüşümden mi? Alçak ve ince sesimden, bir türlü sakal bıyık çıkmayan, kadınsı yüzümden mi? Birisini gördüğümde geçmesi ya da oturması için kenara çekilip yerimi verişimden mi? Herkese ‘siz’ şeklinde hitap edişimden, pek kısa gülüşümden, az konuşuşumdan mı?
Neden! Neden!
Bir kadını gördüğümde dinleyişimden, tepeden tırnağa süzmeyişimden mi?
Fikrimi sadece yerinde söyleyişimden, insanların sözlerini kesmeyişimden mi?
Ha belki kitap okuduğumu gördüklerinde, belki biraz o zaman dikkate alır beni bazıları. Okuduğumun ne olduğunu, hakkında ne düşündüğümü sorarlar…
Ve daha doğru düzgün konuşamadan keserler sözümü, anlatmaya başlarlar. Onları dinledikten sonra da… Kendilerinden pek memnun, beni dinlemeden; biraz önce söylediklerinin sarhoşluğuyla kafalarını sallarlar.
Kendi kusmuklarını akıtan, iğrenç birer emme basma tulumbadır hepsi. Oysa suyu yeraltından çeker bir tulumba, kendi midesinden değil… İşte onlar bunu bilmezler.
Sadece bir kere, bir kişi dikkate almıştı beni. Gözleri yüzümde dolaşmış, dinlemişti sözlerimi.
Bir kadın…
Çalıştığım yerin temizlikçisi…
Bir üniversitede çalışıyorum ben. Bir kütüphanede kitap diziyorum, onların girdisini çıktısını yapıyorum falan…
İşte o kadın bana hep öyle, uzun uzun bakar. Sordum, evli değilmiş. Acaba istediğince yönetebileceği bir av olarak mı görünüyorum ona? İçten içe ben de merak etmeye başlamıştım. Onu mercek altına almış, insanlarla nasıl konuştuğunu dinlemeye, tabii denk geldikçe, başlamıştım.
Aslında gözlemleyecek pek bir şey yoktu. O da benim gibi, başı önde dolaşıyordu. Hakkında yapılan şakalara gülmüyor, emredileni sessizce yapıyor, meslektaşlarına dahi saygılı duruşuyla, benim hamurumdan bir kadın olduğunu haykırıyordu bana.
Kitap da okuyordu molalarında.
Peki neden ben bu kadından hoşlanmıyordum?
Bilmiyordum…
Kadını görünce dudak bükmüyordum. Hatta ona saygı duyuyordum; ama ondan hoşlanmıyordum.
Çünkü, galiba, artık fazla mütevazı olmaktan hoşlanmıyordum ve kendimi kadında görmekten, kelimenin tam anlamıyla gıcık oluyordum. O benim aynam olmuştu ve…
Onun sayesinde bir karar verdim. Ona baka baka makyaj yapmaya…
Ona, olabildiğince az benzeyecek şekilde boyanmaya…

Kategoriler
edebiyat Genel

13.10.2018

Gülümsedim…
Bir mekana girer girmez yaptığım şey budur çünkü. İlk kez gülümsediğimde ifadesiz suratlarla karşılaşmıyordum; ama bu kez farklıydı. Bu suratlarda tuhaf bir donukluk da vardı. Aslında sanki donuk bir ifade dışında bir ifade, bu altı surata da yakışmazdı. Çok yakışırdı da; eğreti dururdu.
Bu okula henüz başlamıştım. İşimi özenle yapardım. Bunun için de biraz yavaş sayılırdım. Devamlı işime son verilmesinin sebebi bu olmalıydı.
Bu işi beş yıldır yapıyordum. Daha önceki işimde bir doktordum. Dahiliyeci… Çoğunlukla mikroplarla uğraşan kişi…
Şimdi de onlarla uğraşıyordum. Başka bir şekilde…
Paspas suyuna biraz karbonat koydum ki mikroplar zeminden uzak dursun. Benden başka hiçbir temizlikçinin bunu yaptığına şahit olmamıştım; ama nasıl olsa karbonat ucuzdu.
Hekimlikten temizlikçiliğe… Ne tuhaf bir yolculuk değil mi?
Bunun nedenini merak eden o kadar çok insan var ki…
Beni bir sivil hekim olarak düşünebilirsiniz. Bir suçluuyu yakalayabilmek için görev değiştiren bir polis gibi yapıyordum ben de. Bir mikrobu, bir hastalığı arıyordum. Ancak çocuklara bulaşan, sebebi bilinmeyen, birçok çocukta olup kendisini çok nadir gösterecek kadar baskın olan, çoğunlukla sinsi sinsi ilerleyen bir mikrobu…
İşte o an, o mikrobu bulmuştum. O altı donuk yüzde… Ellerinde bir silgi, devamlı önlerindeki sıraya sürten, o altı elde…
Silgi bitene kadar sürteceklerdi. Devam edeceklerdi ve parmaklarının kemikleri görülecekti. Sonra kim bilir ne olacak, onlar sürtmeye devam edeceklerdi.
İşte bu altı kişi, birbirlerine bu hastalığı bulaştırmıştı. Sınıfta başka birisinin olup olmadığına baktım. Masasının altına sıkışmış, zavallı bir adam gördüğümde hastalığı bulaştıranı bulmuş olduğumu anladım.
Paspasımı bırakıp masaya geçtim ve anlatmaya başladım. Gerçekten anlatmaya.
Silgiler kurtulmuştu.
Çocuklar da…
Onları kurtarıp ilk görevimi yerine getirdikten sonra, salyalarından örnekler alıp sivil görevime son verdim.
Bu hastalığın mikrobunu bulacak, yok edecektim. O zaman belki masanın altına saklanan öğretmenler hiçbir şey bulaştıramayacaklardı.