Kategoriler
edebiyat Genel

15.05.2018

Ona ayrıcalıklı davranamazdı. Başkalarına öyle davransa sorun olmazdı; ama ona yapamazdı. Her şey belli olurdu. Kimse öyle düşünmese bile, o bu durumdan öylesine korkuyordu ki, mutlaka bir şey belli ederdi. Sırf bunun için ona en ufak bir ayrıcalık yapmaktan kaçınması gerekiyordu. Böyle yapıyordu yapmasına da; diğer yandan da; ona olan muhabbetini göstermek istiyordu. Aşktı bu, kızıl bir oddu. Ya koldan belli ederdi kendisini, ya yenden… İstese de istemese de; ona farklı gülümsediğini fark etti. En kolay bu fark edilirdi zaten. Onun için gülümsediği an suratını ifadesizleştirmeye alıştırdı kendisini. Ama bu kez de sesinin tonunun değiştiğini fark etmişti. onu değiştirmek çok daha zordu işte. Bunu yapamadığından onunla çok az konuşmaya çalıştı.
Aşkın en belirgin göstergesi olan maşukun ismini söyleyememe hali de başını belaya sokmaktaydı. O da; maşukunun adını ayna önünde sıradan bir şekilde söyleme provaları yaparak aştı bu durumu. Sonra yanından geçerken duraklamamaya, o konuşur konuşmaz ya da hareket eder etmez başını olduğu tarafa çevirmemeye, diğer insanlarla onun hakkında pek konuşmamaya… kısacası aşk denen kızıl odu gizlemeye çalıştı. Bu ateşi gizlemek için attığı battaniyeler yandı, döktüğü sular buharlaştı.
Maşukunun varlığı oda kütük oluyor, od bir türlü sönmüyordu. Bunun üzerine oradan uzaklaşmaya karar verdi. Gördü ki, maşukunun yokluğu da oda kütük oluyordu.
Nasıl olsa oradan uzaklaşmış, oranın kuralları ona işlemez olmuştu. Onun için aşkını bir kandile koyup maşukuna sunmaya gitti.
Maşuku, kandili alıp kendi odunu onun oduna ekledi.
Bazen her şey bu kadar basitti.

Kategoriler
edebiyat Genel

08.05.2018

Koyu renkli bir sesi vardı. İşitsel hiçbir şeye benzetemiyordum. Hiçbir terimle adlandıramazdım. Tek diyebileceğim koyu renkli bir sesi olduğuydu. Kalın değildi, ince de değildi. Tonlu ve duyguluydu. Sesine ifade verebilme konusunda çok maharetliydi. Bu seste iyi bir lider havasından ziyade, kimsenin ona bel bağlamasını istemeyen, kolaylıkla alay edip bunu sezdirmeyen bir insan gizliydi. Bu umursamaz biri olduğunu göstermiyordu; ama umursamaz davranan birisi olduğu rahatlıkla söylenebilirdi. Umursamıyormuş gibi yapan… Sözde kendisini korumaya çalışan; ama hoşuna gitmeyen, onu şöyle ya da böyle rahatsız eden bir olayda anında allak bullak olabilen ve tüm bunlara rağmen her rahatsızlığının üstüne üstüne giden…
Onun dikkatimi çekmesine neden olan şey, derste yaptığı bir yorumdu. Söylediği sözleri hatırlamasam da; basit cümleler; ama yoğun bir ton içeren bir yorum…
O andan sonra da her hareketiyle ilgilenmiştim ve bir nevi özel projem oluvermişti.
Bir gün, yanıma gelmiş ve bir çay içip içemeyeceğimizi sormuştu. Kabul etmiştim ve arkadaş oluvermiştik. Her şeyden bahsedebiliyorduk birbirimize. Arkadaşlığımızın geçmişinin çok yakın oluşu zerrece önemli değildi ikimiz için. Arkadaşlığa hiç inanmamış bir insanken; nasıl bu kadar iyi bir arkadaşım olabildiğine en çok ben şaşırmıştım herhalde. Bunun sebebi, yani ikimizin iyi arkadaşlar olmuş olmamızın sebebi, ikimizin de arkadaşlıktan fazla şeyler beklememiz olsa gerekti. Daha doğrusu, bir arkadaşlığın asla yapamayacağı, bir arkadaşlıkta olduğunda sakıncalı olacak şeyler beklemiyorduk birbirimizden.
Söz gelimi, biz birbirimize baskın olmaya çalışmıyorduk. Bir arkadaşlıkta zıtlıkların olması ya da olmaması gerektiğine inanmıyor, arkadaşlığımızı bir karşıtlıklar birliğine çevirmeye çalışmıyorduk. Yani birbirimizin zıddı olarak görünür olma gibi bir derdimiz yoktu. Ayrıca, birbirimizden ‘biz’ olmayı da beklemiyorduk. İsimlerimize sarılıp onları birbirinden farklı çoraplar giyen birisinin moda anlayışıyla üzerimizde taşıyorduk ve yine de aynı ayaklara giyiyorduk onları.

Kategoriler
edebiyat Genel

15.04.2018

Bir devenin tuhaf yürüyüşünü andıran bir yürüyüş tarzı vardı. Nazik ve zarif…
Onu ofiste her görüşümde şaşırırdım. Burada ne işi vardı, bir türlü anlayıp alışamamıştım. Onun yeri bir çöldü benim nazarımda. Sırtında hiçbir şey olmaksızın yürüyen, yabani bir deve olmalıydı o, bir sürü işi yetiştirmek zorunda olan bir getir götürcü değil…
Getir götür yapmasının yanı sıra şirketin hesap işlerini de yapıyordu. Şirketin eli ayağıydı. Bu işleri yaparken hiç acele etmeden; zarifçe hareket edişine hayrandım. Yemek yerken dahi sakindi. Acaba kızdığında da bir deve kadar yabanıllaşıyor muydu?
İlginçti; ama sesi bile deve bozlamasına benzeyen bir tondaydı. Yani elbette o kadar gür ve gırtlaktan çıkmıyordu. Konuşurken tonunun devamlı pürüzlü bir yapısı olması bir devenin bozlamasını andırıyordu. Sanki devamlı susamışçasına, dili damağı kurumuş gibi pürüzlüydü sesi.
Bir gün, şansımız yaver gitmeyip riskli bir anlaşmadan zararla kalkınca, riskin çok büyük olduğunu ve şirketin borcunu ödemek için iflası kabul etmek zorunda kaldığımızı fark etmiştim patron olarak. Şirkette çalışanların işine son verip her şeyi dağıtınca, doğal olarak onun da işine son vermek zorunda kalmıştım. En çok da onun kadar saygı duyduğum, yabanıl zarifliğine, ağırbaşlılığına hayran olduğum bir insanı bir daha görememek ve ne yapacağı, bu felaketten nasıl sıyıracağı hakkında endişelenmek canımı yakmıştı.


Üç yıl sonraydı. Bir şekilde kendimi, işimi kurtarmıştım. Başka risklere atılmış, çok farklı bir alanda başka bir şirket kurmuştum. O gün, yürüyüşe çıkmış, düşüncelerimde ve adımlarımda fazla açılmıştım. Kenar mahallelerden birinde onu gördüm. Tıpkı bir deve gibi çökmüş, uzun boynunu geriye eğerek ucuz bir şarap şişesinden son bir yudum almaktaydı. Üstü başı yırtıktı; ama diğer evsizlerin kirli perişanlığındansa, en fazla zarafetle pecmürde görünüyordu. Zayıftı; ama bıkkın ve yılgın değildi. Tıpkı bir deve gibi, su içmeden uzun süre yaşamasını becermiş, beni beklemişti.
Hiç vakit geçirmeden onu himayeme alıp yeni şirketimde bir iş verdim. Onun imdadına koşmuş olmak, onu himayeme almak ona duyduğum saygı ve hayranlığımdan en ufak bir şey eksiltmemişti. Dayanıklıydı; ama risk almamıştı benim gibi. Tabii en başından, benim aptalca bir riskim yüzünden dayanmak zorunda kalmıştı. Elbette, kahramanca dayanmıştı.
Bu dünyanın, benim gibilere olduğundan daha çok ihtiyacı vardı onun gibilere…