Kategoriler
edebiyat Genel

20.01.2020

Aramızdaki yaş farkı önemli değildi. Fazlaydı, evet; ama mühim olan benim evli oluşumdu. Ondan eşime bahsetmiştim; ama yine de kendimi kötü hissediyordum. Evet, onu aldatmamıştım aslında. Aşık olduğum bir adamın varlığından bahsetmiş, boşanmak istemiştim. Medeniydim, ikimiz de medeniydik.
Yasak bir aşk olsa da; herkesin bildiği, alnı açık bir aşktı bizim yaşadığımız. Yasak aşk… Evet, aşktı; ama git gide sevgi de olmaya başlıyordu aramızda. Tez büyüyen bir tür sevgi…
Henüz boşanmadığım eşimse, tuhaf bir şekilde rahatlamış görünüyordu. O da beni yeterince sevmiyordu anlaşılan. Peki bir zamanlar gerçekten birbirimizi sevmiş miydik? Galiba sadece aşık olmuş, sonra da alışmıştık. Birbirimizden hiç nefret etmemiştik aşk bittiğinde. Aslında, hala aramızda belli bir sempati vardı. Belki de onun için bu kadar kolay söyleyivermiştim başka birisine aşık olduğumu.
Bir zaman makinesi olsa, eşimle tanıştığımız o ana gidip onu değiştirmek istemezdim. Birbirimizi seviyorduk çünkü. Çocuklarımız da vardı. Yine de boşanmak konusunda tereddüt etmiyorduk. Onlara da söylemiştik durumu.
Onların da bir şikayeti yoktu. İkisi de kızdı ve hayatlarından son derece memnun çocuklardı. Birisi on bir, diğeri dokuz yaşındaydı.
Boşandığımda onun evine yerleşecektim. Küçük bir şehirde, bahçeli, ucuz bir evimiz vardı ve bahçeyi ellerimle düzenlemiştim. Oradan ayrılmak zor olacaktı bana. Çocuklarım bana uğrayacaklardı; ama diktiğim dut ağacı, ellerimle gübrelediğim toprak, limon çamı, her yıl yenilediğim nergis soğanları, güller, mis kokan yaseminim ve çok sevdiğim özellikle yetiştirdiğim o yabani ot… hiçbiri peşimden gelemezdi.
Her şeye tekrar başlamak zorundaydım.
Buna hazır mıydım?

Kategoriler
edebiyat Genel

06.05.2019

Kolyesindeki boncuklar kadar insan öldürmüştü. Bizzat yapmaktaydı bu kolyeyi. Boncuklarını taktığı her insanı pişmanlık ve kararlılıkla öldürmüştü. Boncuklar rengaren ve çeşitli şekillerdeydi. Onları topraktan yapmıştı. Öldürdüğü insanların karakterlerini onlarda yaşatmak için…
O, ölüme sevdalı bir kiralık katildi.

Kategoriler
edebiyat Genel

26.03.2019

‘Yurt’ dedikleri, çorak bir toprak parçasından ibaretti. Oysa onlar göçebe falan değillerdi. Aza kanaat etmeye çalışan, durumlarını iyileştirmek için en ufak bir eylemde bulunmayan insanlardı sadece. Tembeldiler. Aslında çok çalışıyorlardı; ama boş yere çalışmanın neresi mantıklıydı?
İyi ki oradan geçiyormuşum… İyi ki geceyi geçirmek için içlerinden birisinin kapısını çalmışım…
Tanrı misafirini geri çevirmeyip; zaten az olan yiyeceklerinden bana verdiklerinde, onlara acıyıvermiştim. Aslında tam olarak acımak değildi. Bir şeyler yapmak istedim onlar için. Acımakla karıştırdığım duygu, saygı duymadan oluşturduğum sempatiydi. Saygı duymamıştım; çünkü durumlarını iyileştirmeyi düşünmemişlerdi bile. Onların yerine ben mi düşünmeliydim? Anlaşıldığı kadarıyla öyle olacaktı.
Önce topraklarını verimlileştirmeye çalışacaktım. Solucan bulup getirdim, onları çoğaltıp topraklarına dağıttım. Sonra tarım yöntemleri öğrettim…
Sonra yoluma gittim…
Dokuz-on yıl sonra tekrar yolum düşmüştü oraya. Bolluk içindeydi ‘yurt’ dedikleri yer.
Beni görüp tekrar buyur ettiler. Aynı eve gittim. Aynı insanlara…
Bu kez verdikleri, küflü bir peynirle bayat bir ekmekti sadece.
Güldüm. Kendime kızmak üzere iken durdum.
Benim doğam buydu, onlarınki de o. İnsan sever biri olmadığımı söylerdim her fırsatta. Oysa aptalın tekiydim. İnsanları hala sevebilen bir aptal…

Kategoriler
edebiyat Genel

23.01.2019

‘Sus…’
‘ama…’
‘Sus dedim.’
‘…’
Keşke o zamanlar susmasaydı.
Ne zaman, kim, nerede, ne derse yapar, uyardı.
Bundan bir şikayeti yoktu. Ona kolay geliyordu çünkü. Bir zayıf noktası da yoktu. İnandığı bir şey.
İnanmış göründüğü şeyler, başkalarından, yanındaki en çok konuşan kişi olurdu bu genelde, duyduğu şeylerin seslendirilmesinden ibaretti.
Sevdiği şeyler de öyleydi. Hep bildik, sevilmesi kolay şeyleri severdi.
Yağmurdan sonraki toprağın kokusu, denizin sesi, bir gül yaprağının dokusu, çikolata, havayi fişekler…
İnsanları, söylediklerini tekrarlamak için dinler, onları tekrarlamak için konuşurdu.
İsminin bir önemi yoktu.
Ona ‘çok eksi bir’ ya da ‘çok artı bir’ diyebilirdiniz.
Eksinin ya da artının varlığı sadece doumunda ve ölümünde önemliydi.
Doğumlarında ve ölümlerinde…

Kategoriler
edebiyat Genel

18.07.2018

Sana yalancılardan ne kadar nefret ettiğimi söylemeyeceğim. Onları sevmediğimi bile duymayacaksın benden.
Sana, yalan söylemenin kötülüklerinden de bahsetmeyeceğim. Yalan söylemenin özgürleştiriciliğinden ve insanda yarattığı mutluluktan bahsedeceğim. Bunu kullanmanın inceliklerinden dem vuracağım sana.
Ama her şeyden önce ‘yalan’ sözcüğünü ağzında defalarca yuvarla. O yavanlıktan kurtar onu. Utancından arındır. O katmanı em ve tükür. Geriye kalan katmanı ağzında çevirdiğinde, yani kelimenin tadı değiştiğinde bana haber ver.

Tamam mıyız? Değişti değil mi tadı?
Biraz görkemli bir tat var şu an ağzında değil mi?
Dur!
sakın biraz daha emme. Eğer devam edersen, ağzında çevirip durursan bu görkemli lezzet alışkanlık haline gelir ve… Kim bilir, belki de bir politikacı ya da bir dinci olup çıkarsın başımıza.
Bir peçeteye sar ve at onu.
Dur! Atma… Toprağa göm ki zavallı bir sokak serserisi kazara atmasın aç midesine.
Toprak onu arındıracaktır, merak etme.
Ağzındaki tadı bozmamak için bir müddet hiçbir şey yiyip içme çok rica ederim.
Ve düşün…
Olasılıkları, olmak istediklerini, olasılıklar gerçekleşirse ne olacağını…
Sonra uyu.
Şimdi mi demeliydim…
İyi geceler…