Kategoriler
edebiyat Genel

30.01.2019

‘Nasılsın?’
‘Kötü olduğumu mu düşünüyorsun?’
‘İyi misin peki?’
‘Bunu neden sordun?’
‘Sormamam için geçerli bir nedenin var mı?’
‘Olmadığını mı düşünüyorsun?’
‘Dünden sonra neden bu kadar tuhaf davranıyorsun bana?’
‘Neden tuhaf davrandığımı düşündün?’
‘Tuhaf davrandığın için böyle düşünmüş olamaz mıyım?’
‘Nedir tuhaf olan?’
‘Tuhaf olmayan nedir? Her zamanki gibi olduğunu mu iddia ediyorsun?’
‘Bugün farklı olduğumu mu söylüyorsun?’
‘Bu kadar kaçamak davranır mıydın?’
‘Davranmaz mıydım?’
‘Hatrın sorulduğunda kısa bir cevap vermez miydin başka zaman olsa?’
‘Dünden beri sana kızgın olduğum için mi hatrımı sorduğunda dolambaçlı davrandığımı düşünüyorsun?’
‘Kızgın mıydın, kızgın mısın?’
‘Ahhh! Neden kızgın olmayayım ki! Sen olsaydın bana kızmaz mıydın?’
‘Niye kızayım? Ama üzülmemem için bir neden yok öyle değil mi?’
‘Her şey geçtiğinde bana söylemekle doğru birr şey yaptığını fark edebilecek miyim sence?’
‘Şimdi fark etmedin mi?’
‘Bunu idrak edebildiğimi mi düşünüyorsun?’
‘Sen ne düşünüyorsun?’

Kategoriler
edebiyat Genel

16.10.2018

Barış Kebapçısı…
Dükkanıma girdiğinizde, mis gibi kuyruk yağı kokusuyla selamlarız burnunuzu. Genel olarak sizi selamlayansa çoğunluk Selçuk’tur sağ olsun. Kendisi garsonumuzdur. Nazmi ve Rıdvan da garsonlarımızdır. En eli çabuk olan Rıdvan, en sakarları Nazmi, en güler yüzlüleri de Selçuk’tur.
Aşçı da bendeniz. Adım da Yusuf. Aynı zamanda bu dükkanın sahibi olurum. Ha, kasada da Servet durur. Servet güvenilir çocuktur, oğlumdur.
Peki bu dükkanın adı neden Barış’tır bilir misiniz? Barışın asla olmayacağını bilirim. Onun için barış isteyip dükkana Barış ismini koymuş değilim. Ne de olsa bu dünyada geçerli tek şey savaş olacak hep. Oğullarımdan birisinin adı falan da değil; ya da sevdiğim birisinin…
Yok, hiçbiri değil…
Bu dükkanda binbir çeşit etin birbiriyle barış yapmasıdır amacım. Onun için dükkanın adı Barış’tır. Buraya girip masaya oturduğunuzda, yemek listesinde bildiğiniz kebap isimlerini aramayın sakın, bulamazsınız.
Zaten bir isim de bulamazsınız. Sadece hangi etleri bir araya getirdiğimi bildiren tariflerdir bulacağınız. Ve numaralar, kolaycacık söylemek için.
Balıkla eti birleştirip aynı yemekte de bulursunuz benim dükkanımda, et sevmeyen birisinin bile denediğinde sevebileceği hafiflikteki yemekleri de…
Manzaramız da güzeldir ha… Bir yanı denize bakar, diğer yanı dağa… Diğer iki yanı da sokaklara…
Birisinde evler vardır kendi hallerinde, diğerinde de bir okul, çocukları devamlı bahçede.
Çay kahve de devamlı hazırdır ikram için. Kolonyamız da vardır misafire verecek yemekten sonra. Öyle pahalı da değildir yemeklerim. Yalnız, yemeklerime tuhaf denilmesine çok küserim.

Kategoriler
edebiyat Genel

26.01.2018

Her gece rüyamda bu pazara gidiyordum. Tuhaf yaratıkların bir şeyler alıp sattığı, tuhaf şeylerin alınıp satıldığı bu pazara…
Şu ana kadar hiçbir şey satın almamıştım. Korkuyordum. O kadar tuhaf şeyler vardı ki… Tekinsizdi çoğu. Alıp kullandıktan sonra başıma geleceklerden korkuyordum. Bu pazarda para geçmiyordu. Almadan önce satıcı bir bedel söylüyordu, ödeyebilirsen alıyordun. Bu kadar basitti.
Neler yoktu ki!
Kehribarın içine hapsedilmiş renkli bir kuş tüyü hatırlıyordum rüyalarımdan. Tüm güzel sesli kuşları yanına çağırıp en güzel performanslarını dinlemeni sağlayan. Gördüklerimin en zararsızlarından. Bedeli de bir ay boyunca konuşamamak olan. Sonsuza kadar çalışan bir şey için bir ay, oldukça makuldu.
Sivilcelerini sonsuza kadar kurutan bir taş vardı. Yutman yeterdi ve bir tane sivilcen olmayacaktı. Bedeli, ayaklarının altının yılan pullarıyla kaplanmasıydı.
O pazarda bir şey vardı ki, her gidişimde oradaydı ve her defasında başında bana saatlerce gelen bir süre bekler ve düşünürdüm. Bedelini, onu… Ve karşılaştırırdım…
Küçük bir sinek kuşuydu. Konuşabiliyordu, tartışabiliyordu, dinleyebiliyordu… Hasılı, gerçekten iyi bir arkadaşın olabileceği her şey olabiliyordu. Tek olamadığı, insan olamamaktı. Bir sinek kuşuydu…
Onu satan tuhaf yaratık, bir karıncayiyene çok benziyordu, bedelinin çok az olduğunu söylemişti. Zaten içerdiği şeyde bedelini taşıdığını…
‘Yalnızlık,’ demişti. ‘Bu kuşun bedeli başka bir arkadaşa ihtiyacının kalmayacağını düşünmek olacak…’

Kategoriler
edebiyat Genel

29.12.2017

Bilmediğim bir şehirde, bilmediğim bir meydandaydım. Galiba şehrin en büyük meydanıydı. Yürürken birden gelen bir sesle irkildim. Mikrofona vurularak yapılan ‘pat’ sesiydi. Ardından ‘ses kontrol bir-ki,’ demişti gevrek bir ses. Etrafıma baktığımda, öylesine kondurulmuş bir yükseltinin üzerine çıkmış, elinde bir mikrofon, kısa boylu, tombulca bir adam gördüm.
Adam mikrofona eko verip o gevrek sesini bir miktar daha tacayipleştirdikten sonra konuşmaya başladı. bir şeylerle uğraşıyordu bir yandan da. Sonradan o şeyin gürültülü bir müzik arayışı olduğu anlaşılmıştı; çünkü adam konuşurken bir anda gürültülü bir müzik yayını başladı koskoca meydanda.
Mikrofonun sesini biraz daha açtı ve hoşgeldiniz faslından sonra bir çekilişten, muhteşem ödüllerden bahsetmeye başladı. Herkes bir numara çekecek, o numaralarla bizzat çekiliş yapacaktı. İnsanlar akın akın o yükseltiye gidip kağıt çekmeye başlamıştı. Bedava bir çekilişti.
Her ne kadar bir çapanoğlu arayacak kadar paranoyak biri olsam da; biraz eğlenmeye, şansımın yaver gitmesini umut etmeye ihtiyacım olduğundan ben de bir numara aldım.
‘357’
Sıradan bir numaraydı işte. Toplamı on beş ediyordu. Hatta bir ve beşin toplamı da altı…
Etrafta dolaşıp o iğrenç müziğe ve o gevrek, ekoyla iyice tuhaflaşmış; ruhsuz sese tahammül etmeye çalışıyor, bekliyordum. Bu ruhsuz sesten iyi bir şeyin çıkıp çıkmayacağını sorguluyordum diğer yandan.
357…
İlk çıkan numara benimkiydi. Adamın yanına gittim, kükürt ve ter kokan vücuduna temas etmemeye çalışarak paketi almak için uzandım. Paket yoktu ama. Bir kolye poşeti gibi alttan yapışkanlı bir poşet içinde incecik bir kağıt vardı. Paketi açtı ve kağıdı çıkarttı. Bir çıkartmaydı bu. Daha doğrusu geçici bir dövme…
Onu almak için uzanmakta ısrar eden elimin üzerine el çabukluğuyla yapıştırıverdi dövmeyi. Ne olduğuna bakamadan hem de…
Birden kendimi bir eğlence merkezi gibi yapay bir yerde buluvermiştim. Bu tür yerlerden de nefret ederdim üstelik…
Bir ses kaydı bangır bangır bağırıyordu yine.
‘çekilişevren’e hoşgeldiniz. Hayatınız boyunca sizi burada ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyacağız…
Burada her şey çekilişle yapılır… Alenen…
Özgür iradenizi elinizden büyük bir mutlulukla alıp; size şansı, şanssızlığı ve umudu büyük bir cömertlikle vermekten gurur duyuyoruz… Bizi seçtiğiniz için teşekkür ederiz…’

Kategoriler
edebiyat Genel

14.11.2017