Kategoriler
edebiyat Genel

04.05.2019

Uçsuz bucaksız bir denizin üzerinde yürüyen bir çocuğun görüntüsü bir türlü gitmek bilmiyordu zihninden. Yürürken, konuşurken, yemek yerken, uyurken, tuvalete giderken…
Çocuğun cinsiyeti belli olmasa da; yüzü ve ayakları gayet net görünmekteydi. Ayakları uzun ve inceydi iki uçlarından, parmak ve topuklarından bir elle çekilmiş gibi.
Yüzü de uzundu; ama alnı ve çenesi görece genişti. Gözleri kapalı olduğundan renkleri belli değildi.
Hamileydi üstelik. Öyle sanıyordu ki, çocuğu rahmine düştüğünden itibaren başlamıştı her şey.

Bebekler doğduğunda, birisi kız birisi erkek iki bebek dünyaya getirmişti, ikisi de zihninde gördüğü bebeğe benzemiyordu. Bir kere ikisi de esmerdi. Zihnindeki çocuk bembeyazdı. Yüzlerinin benzeyip benzemeyeceğini şimdiden söyleyemezdi. Zihnindeki çocuk dokuz-on yaşlarında görünüyordu.
Zaten bebekler doğar doğmaz, görüntü gitmişti zihninden. Sanki çocuk ölmüştü. Ya da çocuğun ruhu kendi çocuklarının birisiydi ve onun zihniyle bağlantı kurmaya çalışıyordu.

Yıllar geçmişti. Çocukları dokuz yaşına basmışlardı. Onlarla birlikte parka gittiğinde salıncakta yalın ayak, ayakta sallanan uzun yüzlü, uzun ince ayaklı bir çocuk görmeye başlamıştı.

Kategoriler
edebiyat Genel

20.04.2018

Uçsuz bucaksız bir koridorda yürüyordum. Tıpkı rüyalarda yaşanan bir hisse benziyordu; ama bu olanların herhangi bir rüyayla ilgisi olmadığını çok iyi biliyordum. Bu koridor gerçekten de bu kadar uzundu ve attığım her adımda bir amaç gizliydi. Belli bir amaç…
Bu amacın ne olduğunu bilmediğim, bir amacımın olmadığı anlamına gelmiyordu. Evet, ilginçti; ama amacımın ne olduğunu bilmiyordum. Gerçekten de bilmiyordum. Gerçi bilmemem gerektiğini biliyordum. Ancak gideceğim yere gittikten sonra amacımın gerçekleşeceğini, yani onu hatırlayıp gerçekleştireceğimi biliyordum.
Attığım her adımda koridor aydınlanmaya başlıyordu. Tavandaki bildiğim hiçbir lambaya benzemeyen ışıklarla. Görebildiğim kadarıyla petek şeklindeydi bu ışıklar; ama nasıl bir enerjiyle yandıklarını kestirememiştim. Elektrik ışığı olmayacak kadar farklıydı. Güneş ışığı değildi; çünkü bu koridorun yeraltında olduğunu her nasılsa çok iyi biliyordum. Bu o kadar da önemli değildi. Tahminimce, bu ışıklar ihtiyaca göre çalışıyordu. Ne kadar ihtiyaç olursa o kadar yanıyordu; çünkü ihtiyacın dengelenmesi gereken bir enerjisi vardı ve bu ışıklardaki enerji ihtiyaçtan ötürü açığa çıkan enerjiyi dengelemeyi sağlayan bir mekanizmayla çalışırken açığa çıkan enerjiyi ışığa dönüştüren bir düzenekten yararlanılıyordu. Peki ben bunu nereden biliyordum? İşte bunu bilmiyordum. Bir şeyi daha biliyordum. Koridorun sonuna çok az kalmıştı ve ben her şeyi öğrenecektim. Bir daha…
İşte koridorun sonuna bir tek adım kalmıştı. O adımı attım ve… öğrendim. Evrene, tabiri caizse makas değiştiren şeyi yapacağımı, bu görevin bana düştüğünü, öğrendim. Evet, evrene makas değiştirecektim. Yönünü değiştirecektim. Tıpkı bir metronun yönünü değiştirmek gibi bir kolu çevirmek kadar basit olacaktı hem de. Evrenin yörüngesini, dünyanın değil evrenin yörüngesini değiştirecektim. Kendi evrenimin…
Daha basit bir deyişle, askere gidecektim ve bilinçli unutma bunu engelleyemeyecekti. Askere gidecek, adam öldürecektim ve hiçbir şey olmamış gibi davranacaktım. Görevimi yapmış gibi… Kendimden hiçbir şey eksiltmemiş gibi… Belki de hiçbir insanı öldürmeden kurtarabilecektim kendimi; ama buna engel olamamak bile bozulmama, tükenmeme sebeb olacağından bu bir züğürt tesellisi bile olmayacaktı.
İşte Her şeyin başladığı alana gelmiştim. Davullar, zurnalar… Zihnimde yarattığım koridordan çıkmamın gerektiği an tam da bu andı işte.