Kategoriler
edebiyat Genel

09.06.2019

Farklı olduğumu biliyordum. Diğerlerinden farklı olduğumu… Oysa aynı olduğumu bilmiyordum. Diğerleriyle aynı olduğumu…
Farklı olmakla aynı olmak arasındaki farkın ne kadar az olduğunun ayrımına henüz varmamıştım. Herkes farklıydı ve bu herkeste aynıydı. Keşke sadece ben bunun farkında olmamış olsaydım. Ben kendimin farklı olduğunu anlamıştım ve sadece kendimin farkındaydım. İnsanlar aynı şekilde davrandıkları ve kendilerinin farkında olmadıkları için, onların farklılıkları konusunda uzun uzadıya düşünmemiş, kendimi onlardan farklı addetmekle yetinmiştim. Hoş, bu benim sorumluluğumda olması gereken bir şey olmaktan çok, bilmem, idrak etmem gereken bir şeydi sadece.
İnsanların farklılıklarını bulup onlara söylemek değildi benim görevim. İnsanların farklılıklarını bulup onları seyretmek, onlara farklılıklarınca davranmaktı. Bu görevi kendime ben vermiştim.
Akıl sağlıklarını yitirmiş insanların bulunduğu bir hastahaneye gittiğimde, onu görmüştüm. Kendisini peygamber ilan etmiş, temiz ve dürüst, kendi halindeliği başına vurmuş bir adam…
Adamın delirmiş olduğunu düşünmüyordum. Sadece aynılık sahtekarlığından bunalmış bir adamdı o. Aynı olmadığını bilen; ama insanların aynı olmaya çalıştığını, bunun için kendilerine yalan söylediklerini anlayamayan, yani gerçekten peygamber kadar dürüst olan bir adam…
Ona delirmediğini, sadece bir şeyi gözden kaçırdığını söylemeye çalıştım. Onu anlayacak kadar dürüst olsam da; ona kendimi ya da durumu anlatacak kadar yalansız değildim.

Kategoriler
edebiyat Genel

18.07.2018

Sana yalancılardan ne kadar nefret ettiğimi söylemeyeceğim. Onları sevmediğimi bile duymayacaksın benden.
Sana, yalan söylemenin kötülüklerinden de bahsetmeyeceğim. Yalan söylemenin özgürleştiriciliğinden ve insanda yarattığı mutluluktan bahsedeceğim. Bunu kullanmanın inceliklerinden dem vuracağım sana.
Ama her şeyden önce ‘yalan’ sözcüğünü ağzında defalarca yuvarla. O yavanlıktan kurtar onu. Utancından arındır. O katmanı em ve tükür. Geriye kalan katmanı ağzında çevirdiğinde, yani kelimenin tadı değiştiğinde bana haber ver.

Tamam mıyız? Değişti değil mi tadı?
Biraz görkemli bir tat var şu an ağzında değil mi?
Dur!
sakın biraz daha emme. Eğer devam edersen, ağzında çevirip durursan bu görkemli lezzet alışkanlık haline gelir ve… Kim bilir, belki de bir politikacı ya da bir dinci olup çıkarsın başımıza.
Bir peçeteye sar ve at onu.
Dur! Atma… Toprağa göm ki zavallı bir sokak serserisi kazara atmasın aç midesine.
Toprak onu arındıracaktır, merak etme.
Ağzındaki tadı bozmamak için bir müddet hiçbir şey yiyip içme çok rica ederim.
Ve düşün…
Olasılıkları, olmak istediklerini, olasılıklar gerçekleşirse ne olacağını…
Sonra uyu.
Şimdi mi demeliydim…
İyi geceler…

Kategoriler
edebiyat Genel

15.03.2018

Çıtını dahi çıkarmadan orada, o koltukta oturmak zorundaydı. Aksi taktirde daha kötüsü olacaktı. Ödeyeceği bedel, git gide ağırlaşacaktı. Neden bir bedel ödemek zorunda olduğunu bir türlü anlamasa durum böyleydi ve bu durumu kabullenip kabullenmemesi hiçbir şeyi değiştirmeyecekti. Daha önce değiştirmediğine göre…
Koltukta otururken; herkesin sırayla gelip onun ne kadar işe yaramaz birisi olduğunu söylemesi, onun da bunları itirazsız dinlemesi gerekiyordu. Herkes, otuz kişiydi. Otuz kişinin teker teker, o gün hissettiği tüm olumsuz hislerini toplayıp bir çöp tenekesine boşaltırcasına boşaltmasına tahammül etmesi gerekiyordu.
Kişiden kişiye değişen bir seyir işliyordu bu durum. Bazıları hep aynı şeyi sayarken; bir kısmı onu gözlemleyip o gün yaptığı her şeyle alay ediyorlardı. İyi şeylerde bile bir kötülük buluyorlardı. Bir sakarlık, bir kötü niyet… Olumsuz herhangi bir şey…
Bazıları da ona kendi söylediklerini tekrar ettiriyordu. ‘Ben bir pisliğim de…’ gibi.
Bu tam bir yıldır böyle devam ediyordu.
Ne var ki, o gün öyle olmamıştı. O gün herkes onu övmeye başlamıştı. Kötü yaptığına adı gibi emin olduğu konularda bile övüyorlardı. Hem de aynı kişiler…. İlginçti… geçenlerde nefret ettiklerini söyledikleri şeyleri şimdi övüyorlardı. İnanılmaz bir şeydi bu.


Bir yıl da böyle geçti. Övülmekten de nefret etmişti. Güvensizliğine güvensizlik katıyordu ve övüldüğü şeylerin çoğunu bilerek kötü yaptığı şeyler oluşturuyordu. Yani ne yaparsa yapsın övülüyordu.
Doğru şeyler yapmaya karar verdi; ama yine de övüldüğü zaman hoşuna gittiği anlamına gelmiyordu.
Bir yıldan sonra ona gerçeği açıkladılar. Okuduğu okulun kuralıydı bu ve söz konusu otuz kişinin hepsi bu aşamadan geçmişti. Kendisinin de dahil olduğu bu grup, lider olmak için seçilmişti ve bunun için eğitiliyorlardı. Bu da müfredatın önemli bir parçasıydı.
Oysa o bir lider falan olmak istemiyordu. O insanların sosyal yalanlarını önemsemek istiyordu.

Kategoriler
edebiyat Genel

19.12.2017

Yalancının biriyim…
Evet, su katılmamış bir yalancıyım ben. O kadar hızlı ve o kadar mükemmel yalan söylerim ki, en yüksek teknolojiye sahip bir yalan makinesinin testini dahi çok rahat geçebilirim.
Burada doğruyu söyleyeceğim. Burası neresi bilmiyorum ama. Bakın, eğer yalan söyleseydim buranın neresi olduğunu bilmediğimi söylemezdim. Bir olta cümleciği atar, karşımdakinin söylediği şeye göre bir şeyler uydururdum.
Yalan söyleme dersi madde bir: Yalan etkileşimli olmak zorundadır. Aksi taktirde yalancının mumu dakikasında söner ya da erir. Yani mumun ipten fitili gibi bir şeydir etkileşim bir yalancı için…
Her neyse, yalan söyleseydim neden yalan söylemeye ilişkin dersler vermeye çalışayım ki?
Madde iki: Bir yalancı için en zor şey inanılırlığını yitirmektir. onun içindir ki, usta bir yalancı asla bir yalanını dahi yakalatmamalıdır.
Her neyse, her neyse…
Yalancının biriyim; çünkü gerçeğe inanmıyorum. Kimse kusura bakmasın. Asla gerçeğe, gerçekle kısıtlanmış olmaya inanmadım. İnanacağımı da pek sanmıyorum. Aslına bakarsan, yalan söylediğin an onu gerçek kılmış olursun. Buna da madde üç mü desek…
Evet, her neyse…
Senin gerçeğin olmuştur artık o yalan. Gerçeğin ne olduğu önemini yitirmiştir. O an için; ama o andan ötesi de olmayabilir pekala.
Hayata an an bakarım ben. Hayatı an an yaşarım.
Yarattığım, yaşattığım ve yaşadığım tüm gerçekleri aklımda tutarım. İyi bir yalancının yapması gereken en temel şey bu. Bu da madde dört…
Neyse, ders vermiyorum burada sonuçta değil mi…
Yalan söylemediğim tek kişi vardır benim. Sakın sorma, bunu bilmiyorsan da yalancılık senin harcın değil, bırak bu işleri. Bu da madde sıfır. Sıfırdan başlar bu dersler; çünkü nasıl sıfır temel, karmaşık, tuhaf, olmazsa olmaz bir rakamsa, bu madde de böyle. Beş gibi bir rakam bu maddeyi kurtarmaz anlıyor musun! Bir rakamı bile kurtarmaz. Bu, madde sıfır olmak zorunda.
Neyse yahu, bir şeyi anlatamadık maddelere takılmaktan…
Neresi olduğunu bile bilmediğim bir yere neden geldim? Birazdan anlatacağım şeyi anlatmak için.
Şu madde sıfır vardı ya… İşte onu biraz aştım ben… Sonra ne oldu? İşte sana anlatmayı hedeflediğim olay oldu. Aslında olay dizisi desem daha doğru bir şey söylemiş olurum.
Bir çocuğum oldu…
Doğuştan geri zekalıydı. Zihinsel özürlü falan da diyorlar; ama ben geri zekalı dediğimde sanki bahanelere sığınmamış, olan şeyi sevimli göstermeye çalışmamış, onu olduğu gibi göstermiş olarak düşünüyorum. Yani yalan söylememiş oluyorum. Zekası geriydi çocuğumun işte. Olan buydu yani.
İşte sıfır numaralı maddeyi esneterek; yalan söylemediğim kişi kontenjanına çocuğumu da dahil etmiş bulundum.
Benim gibi gezgin bir annesi olmak onun için epey zorlayıcıydı. Bir de uyum sağlamak zaten zorsa… Her şeye rağmen, ne alışkanlıklarımı değiştiriyor; ne de çocuğumu yanımdan ayırıyordum.
Ona gerçeği söylüyor, yalanlarımın arkaplanını anlatıyor, onlarla oluşturduğum gerçekliklerden bahsediyordum.
Bir gün geldi, o altı yaşındaki bir çocuk zekasına sahip çocuk, ustaca bir yalan söyledi. Hem de bana…
Ve biliyor musun, ona inandım. Ben… Yılların yalan ustası…
Yok yok, yalanı tahmin edeceğin gibi aslında çok zeki birisi olduğunu gizlemek falan değildi.
Çok çok daha basit bir yalandı bu. Nefret ettiği atkısıyla bir ağız mızıkası takas etmiş, bana da atkıyı kaybettiğini, mızıkayı da yerden bulduğunu söylemişti.
Küçük bir yalandı; ama inanmış olmam her şeyi değiştirmişti.
İyi bir yalancı, kendisine söylenen bir yalanı sezmelidir. Eğer sezmediyse, yalancı değil, romantik budalanın tekidir.
Madde sıfır bölü sıfır. Yani tanımsız. Yani hiç olan… Aranmayan…
Bulununca şaşırılan… Hayal kırıklığıyla karşılaşılan…
İşte bu maddesi keşfedildiğinde, tüm maddeler anlamını yitirdi ve onca yıllık kariyerimden geriye sadece bu hikaye kalmış oldu.