Kategoriler
Kiralık Katil

Kiralık Katil _ Sekizinci Bölüm: (04.05.2018)

“Merhaba ey dost!
Benim için, bu kelimeler için kesilip binbir zulme uğrayarak yamyassı oldun da önüme geldin… Sadece benim için… Dertlerimi, mutluluklarımı ve şüphelerimi sana açabilmem için. Sana “dost” demeyeyim de kime diyeyim ben? Merhaba ey kardeş, Sen de benim için yapıldın da birçok maddeden devşirilip elime geldin. Geldin ki, kendimi, kendi hikayemi renklendirip beyaza işleyebileyim…
Merhaba ey kağıt, merhaba ey mürekkep! Benim olmazsa olmaz dostlarım…
Evet, sizler olmasaydınız olmazdı. Olmazdı işte… Sizlere değil de havaya mı anlatacaktım kendimi sesimle? Sonra havadan başka kulaklara… O kulaklardan ağızlara… Onlardan başka kulaklara gidecekti değişip eksilerek… Sonra ne olacaktı? Herkes bir şeyler bilecekti; ama kim tam olarak gerçeği bilecekti? Kim bilecekti senden başka ey kağıt, üzerine dökülen gözyaşlarımdaki tuzun oranını? Ey mürekkep, senden başka kim ortak olabilecekti bana, azar azar eksilmek pahasına? Eksilip yok olmak, yazdıklarımda var olmak, onlarla kurumak…
Eğer biri sana bakarsa ey kağıt, gerçeği, benim gerçeğimi görebilecek. Yani ey mürekkep, seni, benim hikayemle var olmuş, kendinle hikayemi, beni, gerçeğimi var eden seni görecek.
Sözün kısası dostlarım, siz ve ben bu günlükte birleşip bir olacağız. Gerçeğin bağıyla bağlanacağız. Başkası bize, gerçeğimize hiçbir şekilde müdahale edemeyecek.
Hangi gerçekten söz ediyorum peki? Bunu şu an kendim de bilemiyorum. Birlikte yaşayıp göreceğiz. Yine de hazırlanmakta olduğum şey yüzünden oldukça sıra dışı olacağını rahatlıkla söyleyebilirim.
Beni neyin beklediğine ilişkin hiçbir fikrim yok. Gerçi, kimin var ki… Yine de çok belirsiz bir şeye başlamak üzereyim. Nasıl bir şey olacağı hakkında hiçbir fikrim olmayan, sadece teoride olan bir şey bu. Pratiğe geçirilmesi hayallerde kalması daha mantıklı olacak bir şey… Böyle bir şey yapacak birisinin çok şeyi riske atmaya hazırlıklı olması gereken, bir nevi olmak ya da olmamak kadar kesin sınırları olması gereken bir şey bu. Yapmak ya da yapmamak… Bir şeye kesin karar vermek zorunda olup “olmamak” yanıtını verdiğinde, seçtiğin ihtimalin hakkını vermeye kendini ister istemez mecbur kıldığın bir şey bu.

Kategoriler
edebiyat Genel

07.03.2018

Bir karar, önemli bir karar vereceğiniz zaman ne yaparsınız? Nasıl verirsiniz kararlarınızı?
Sizin yanıtlarınızı duyamayacağım; ama ben hiç karar vermek zorunda kalmamıştım. En büyük şeylerde bile… Hemen, anında tercihimi yapardım zira. Hiç zorda kalmamıştım. Hiç tökezlememiştim daha önce.
Oysa şimdi… Şimdi düşüncelerim birer mısır tanesi gibi, koçan tutamadığı için yere döküldüler ve toparlayıp koçana geri dizmem gerekecek onları.
Hangi konuda mı karar vermeye çalışıyorum? Boş verin onu. Bilmeniz gereken tek şey, bir seçeneğin çok zor, diğerininse çok çok kolay olduğu… Kolay olan mutsuzluğumu devam ettirecek ve hiçbir şey değişmeyecekken; zor olan bilinmezlerle dolu. Her şeyde olduğu gibi aslında.
Peki karar verirken nasıl bir yol izleyeceğim? Bakın işte bu konuda bir karar verebildim.
Hayır, yazı-turayla değil. Bir totemle de değil. Fala falan da baktırmayacağım. Zar atacağımı da nereden çıkardınız?
Hiçbir zaman artı ve eksileri karşılaştıran bir insan olmadım, yani öyle bir şey de yapmayacağım; ama ona benzer bir şey yapacağımı söyleyebilirim. Onun kadar basit olmayacak sadece…
Olasılıkları hikayeleştireceğim. Kendime iki ayrı masal anlatacağım.


Zamanın birinde bir keşiş varmış ve aslında bir büyücü olmasına, birçok şeyi değiştirecek gücü bulunmasına rağmen sadece bir kase ve bir çanla ağır ağır yürür, insanlardan yemek toplarmış. Yaşlanmış ve ölmüş. Tanrının huzuruna çıktığında tanrı onu cehennemin en derin çukurlarına yollamış. Oysa ibadet eder, kimseye kötü davranmazmış keşiş. Tanrıya dil döküp cehennemde verdiği yer için itiraz etmiş. Tanrı ise ona bir şans vermeyi kabul etmiş. Sadece kırk gün yaşayacak ve tanrıya kendisini gösterecekmiş. Keşiş, kırk gün içinde bir sürü soruna çözüm bulmuş. Kırk gün geçtiğinde, keşiş tanrının huzuruna süklüm püklüm çıkıp cehennemin daha derin bir yerini istemiş ondan; çünkü hayatı boyunca yapmayı seçmediği şeyler için kendisini suçlu hissediyormuş.


Çok çok eski zamanlarda, ülkenin birinde bir çocuk yaşarmış. Çok zekiymiş; ama ya şansı yokmuş; ya da istemeyi bilmeyip fırsatları değerlendiremiyormuş. Her zaman başarısız olmayı bir şekilde başarıyormuş. Mutluymuş çocuk aslında; ama bir anlamda da mutsuzmuş işte. Başarısız hissetmiyormuş; ama talihsiz olduğunu düşünüyormuş.
Bir gün, hep sözü edilen o talih kuşu, gümüşten kanatları, som mavi kafası, pespembe gagası, siyah pençeleriyle çocuğun omzuna konuvermiş. Çocuk kuşu tanıyamamış; ama hayvanları pek sevdiğinden omzunu dahi kıpırdatmamış kuş kaçmasın diye. Kuş, çocuğun omzundan kalkıp havalandıktan sonra tekrar pike yaparak çocuğun kafasına sıçmış. Çocuk, bunun uğur getirdiğini bilmiyormuş; ama kuşa kızmamış.
Günler geçmiş ve çocuğun şansı düzelmiş. Artık çok mutlu bir insanmış. En azından başlangıçta. Her işi iyi gitmeye başlamış. Hiçbir zorlukla karşılaşmıyormuş artık.
Yavaş yavaş zayıflamış çocuk. Gözlerindeki enerji sönmeye başlamış. Çok mutsuz bir insanmış artık.
Bir gün, yaşlı bir kadının talih kuşundan bahsettiğini duymuş ve şansının müsebbibini tanımış. Şanssızlığını almak, talihini kuşa geri vermek için onu aramaya karar vermiş. Talihli olduğu için de hemen bulmuş; mamafih kuş çocuğun kafasına tekrar sıçmış.
Ölene kadar çifte şansla yaşayan çocuk, uzun ve mutsuz bir hayat yaşamış.


İşte, artık karar verebilirim. Şimdi biraz daha kolaylaştı öyle değil mi?

Kategoriler
edebiyat Genel

25.11.2017

Kategoriler
edebiyat Genel

21.11.2017

Kategoriler
edebiyat Genel

15.11.2017