Kategoriler
edebiyat Genel

06.10.2018

Mutlu olmak istemekle tembel olmanın hiçbir ilgisi olmadığını kanıtladığını bilse, kırlangıcın göğsü kabarır mıydı acaba? Yoksa yaşamaya devam mı ederdi yalnızca?
Sıcak havaları severdi kırlangıç. Bunun için de kilometrelerce uçardı. Uçmayı da severdi nasılsa. Yemek bir mutluluktu onun için. Böcekleri havada yakalamak oyundu. Oyun oynamak doyurucuydu. Başka bir şey yemezdi. Sadece oyun oynayarak doymak zevkliydi çünkü.
Tüm bunlara rağmen, çalışkandı kırlangıç. Ötüşü bile hummalıydı. Sanki çalışmak için yaratılmıştı. Ritmik bir şekilde şarkı söylerdi. Kulağa hoş gelmek değil, kendisini mutlu etmek için söylerdi şarkısını. Ritmiyle kendisine güç vermek, daha çok çalışabilmek için… Yani başkasının ne diyeceği umrunda bile değildi.
Dans ederdi kırlangıç… Hayatının her aşamasında. Yeme dansı, göçme dansı, yuva yapma dansı…
Kendi dans eder, müziğini de kendi yapardı.
Ve eşi…
Tek başına mutlu olmayı sevmezdi. Eşi de olmalıydı yanında. Hayat tek çekilmezdi.
Sadece baharı yaşardı o.
Her baharda, onun için bir yuva vardı. Yüz kilometrelerce gitse de; onun için tek mevsim bahardı.

Kategoriler
edebiyat Genel

11.08.2018

Yürüyüş yapmayı çok sevdiğinden herhangi bir yer tercih etmeksizin yürürdü. O gün de kayalık bir anda yürümeyi ve yer yer tırmanış yapmayı tercih etmişti. Parası yoktu; ama her şeyi basitleştirirdi o. Otostop yaparak ilerler ve çoğu yerde de yürürdü. Böylece hem ilerleyebiliyor, hem de değişik yerlerde yürüyüş yapabiliyordu.
O gün de her zamanki gibi, dikkatli ve keşfedip öğrenmeye hazır gözlerle etrafına bakarken; yüksek bir kayanın tepesine kondurulmuş, o ana kadar hiç görmediği denli devasa bir kuş yuvası gördü. Hemen tırmanmaya başladı. Her ne kadar parası olmasa da; tüm teçhizatı yerindeydi.
Yuvaya ulaştığında, yuvanın kenarında, dokunduğun an ölecek kadar ölüme yaklaşmasına rağmen çok güzel, çok çok güzel, yaklaşık bir keçi boyutlarında, kanatlarının genişliği tahmin dahi edilemeyecek bir kuş gördü. Masallardaki zümrüdü anka gibiydi kuş. Ateş kızılıydı tüylerinin büyük bir kısmı. Diğer tüyleri de… Öyle ton farkları vardı ki tüylerde, rengarenk sözcüğü bile hafife almış olurdu bu tüylerdeki renk zenginliğini.
Bu tüyleri görecek olan her erkek gibi, sevdiği kadına bir elbise yapmaya karar verdi o da.
Ve, ölmek üzere olmasa onu bir pençe darbesiyle yerle bir edecek olan kuştan, teker teker, zerre acımadan; söktü tüyleri. Sonra da onları, aşık bir erkeğin özeniyle ördü. Artık dolaşmasına gerek yoktu. Otostopla onun, sevdiceğinin olduğu yere, müstakbel yuvalarına geri dönüp elbiseyi ona sundu.
Kız çok mutlu olmuştu. Haftalarca üzerinden çıkartmamıştı başkasında asla olamayacak olan elbisesini.


Zaman geçti ve kuş öldü…
Ölür ölmez de yeniden doğmak için yanmaya başladı. İşte o an, adamla kadın birbirlerine sarılmaktaydı. O hemen kadını bıraktı. Kadınınsa elbiseyi üzerinden çıkartabilme gibi bir şansı yoktu. Adamın gözleri önünde, diri diri yandı.
Kuşa ait tüylerse, nazlı nazlı esen rüzgarda, hiç aceleleri olmadan; kuşa geri döndü.

Kategoriler
edebiyat Genel

19.03.2018

Bir ormanda yaşarmış ağustos böceği ile karınca.
Karınca çalışırmuş karınca kararınca.
Ağustos böceğiyse çalarmış saz,
bitene kadar yaz.
Ama karınca etmiş onu ikaz.
Demiş, ‘aman kardeş! gelecek kış,
biraz çalış.”
Dinlememiş bizimki,
Yazın neden çalışılır ki?

Gelmiş kış,
Karınca yuvasına sığınmış.
Sığınmış ama
Canı çok sıkılmış.

Ağustos böceği acıkmış ha acıkmış.
Karıncanın kapısını çalmmış.
Demiş, “Aman karınca kardeş,
Açım, lütfen, ver bana biraz aş.”

Karıncanın yemeği bolmuş,
Tadı yokmuş.
Demiş ağustos böceğine,
“Haydi, içeriye girsene.
Çok canım sıkılıyor,
Biraz şarkı söylesene.”

Şarkı söylemiş bir yıl boyunca,
Hemm eğlenmiş, hem dinlenmiş karınca.
Yaz olmuş, ağustos böceği demiş karıncaya,
“Karınca kardeş, eksik olma.
Doyurdun karnımı,
Eksik etmedin aşımı.
Eğer izin verirsen,
Ben ritim tutayım bu yaz, sen çalışırken.
Yıllar önce bir kütükte,
Gelmiştim buraya bir gemiyle.
Kürekçiler vardı orda.
Ve bir de davulcu.
Çalıyordu davulcu,
Çekiyordu kürekçiler kürekleri.
Çalmazsa davulcu davulunu,
Kürekçiler yanılıyordu.
Biri hızlı çekiyordu,
Birisi yavaş.

Karınca kabul etmiş.
Bilirmiş ağustos böceğini,
Tecrübeliymiş.
O yaz, çalmış ağustos böceği,
Toplamış karınca yemeğini,
Geçen yılın on misli.
Diğer karıncalar da gelmiş sese.
Toplanmışlar, çalışmışlar birlikte.
O gün bugündür,
Çalışırken karıncalar,
Ağustos böcekleri çalar.
Masalımı beğendiniz mi çocuklar?

La Fontaine’e saygı ve nispetle…