Kategoriler
edebiyat Genel

03.04.2019

Büyümek gerçekten zor mudur?
Ergenliğe girdiğimde bunu düşünüyor, kimsenin beni anlamadığına inanıyordum.
O gün tramvayda yaşlı bir adamla karşılaştım. Adamla konuşurken bir de baktım, ergenlik sıkıntılarımı anlatıyorum ona.
Bekledim… Bekledim… Bekledim…
O meşhur ‘bizim zamanımızda…’ diye başlayan cümleler gelmiyordu bir türlü.
Sadece: ‘benim zamanım yoktu.’ dedi tüm vakarıyla.
Düşündüm… Benim zamanım vardı; çünkü sadece düşünüyor, hiçbir şey yapmıyordum.

Kategoriler
edebiyat Genel

29.11.2018

Bir yanardağın içindeki yuvasından çıktı. Biraz dolaşacak,
görünmezliğinin yasını bir gün daha tutacaktı. Ölümsüz yaşamında, bir
günün herhangi bir önemi yoktu elbet; ama hep gözleyip hiç görünmediği
insan alemi için önemli bir zaman dilimiydi gün.
Evet, o bir cindi. Bazı insanların kullandığı tabirle bir üç harfli…
ki o ‘üç harfli’ tabirini yeğlerdi. Kendi kendisine bir oyun oynardı.
‘Cin’ değil de ‘aşk’ demek istemiş gibi yapardı birisi kendi cinsleri
için ‘üç harfli’ dediğinde.
Mutlu olurdu o zaman.
Cinci olduğunu söyleyen hiç kimse onu görmemişti. Yalan mı
söylemişlerdi? Yalan falan bilmezdi onun cinsi oysa. Onun için tuhaf
gelirdi insan ilişkileri ona. Yine de; görünmek isterdi onlara.
Bir cinsiyeti olmayan cinlerdendi; ama aşkı isteyen, bunun için insanı
tercih den. Acıyı seven, bağlanmayı sevmeyen…
Bunun için kısa ömürlü yaratıklardan hoşlanıyor olmalıydı. Görünmediği
için imkansızlık barındırdığı için bolca acı olması da cabası…
Ne var ki, bir gün şans ona güldü ve cinci olduğunu söylemeyen, hatta
cin aleminden bihaber olan bir adam onu gördü.
Adam onu gayri insani oluşuyla gördü hemde; ama konuştu. Konuştular,
birbirlerini tanıdılar ve sonunda aşk oldu aralarında. Belki de önce
olmuştu… Bilinmezdi ki…
Sonra bir çocuğu oldu. Kendisine bir cinsiyet belirlemişti çünkü üremek için.
Adam öldü, çocuk büyüdü, çocuk öldü…
Belki de bir göz açıp kapayana kadar olmuştu her şey. Belki bunun için
bunca değerliydi.
Artık o gerçekten bir üç harfliydi.
‘aşk’

Kategoriler
edebiyat Genel

11.10.2018

Zamanlar öncesinden gelen, gerçek dışı bir adama aşık olmuştum bir zamanlar.
Bir kadının yarattığı bir adama…
Başka bir zaman, yine zamanlar öncesi bir adama aşık oluvermiştim ve yine gerçek dışıydı.
Bu kez onunla konuştum. Çok konuştum…
Kimseye anlatmadığım şeyler anlattım ona. Hiç kimseye anlatmayacağım. Anlatmak mümkün olsa ve kimse beni yargılamayacak olsa da; bazen aşk anlatılmaz. Anlatmak en büyük ihanettir bazen…
Sonra, artık büyüdükten sonra, gerçek insanlara aşık olmaya başladım.
İşte ondan sonra, dik bir yokuşun inişine gelmişçesine, tuhaf bir boşluktan düşmeye başladığımı hisseder hale gelmiştim nedense. Oysa gerçek canlı olmalıdır öyle değil mi? Değildi işte. Gerçek, canlı falan değildi. Yavan da değildi; ama buruktu.
Ağzımdaki tadı gerçek dışı aşklarla düzeltmeye çalışsam da; dil hatırlıyordu artık o burukluğu. Ne yapsam da; artık öyle eskisi gibi olmayacaktı.
Belki daha iyisi olacaktı. Belki… Ama eskisi gibi değil…
Şimdi ise, ağzımın içi buruk bir kamaşmadaydı. Gerçek buydu ve ben gerçek olmayanı özlemiyordum bile artık. Sadece hatırlıyordum ve ağzımın içi bir kerte daha buruluyordu sadece.

Kategoriler
edebiyat Genel

06.09.2018

Kendi ellerimle yaptığım hindistan cevizli çikolatamı yerken onu düşünüyordum. Tuhaf kişiliğini, dolayısıyla da tuhaf amaçlarını…
Astronomi okumasına rağmen, belki de bunun için zamana, zaman kavramına takmıştı. ‘Hora Usta’nın Yeri’ adlı dükkanında, bizzat ürettiği, oradan buradan bulduğu, tasarlayıp bir yerlere ürettirdiği binbir çeşit, vintage, retro, zaman ötesi… her zamana göre ürünler satardı. Bir antikacı dükkanı demek buradan beklentileri değiştireceğinden, burayı zaman temalı bir dükkan şeklinde tanımlamayı uygun bulduğunu söylerdi her fırsatta.
Yaptığı bu iş, sattığı bu şeyler, okuduğu ve okumakta olduğu branşla pek ilgisi yokmuş gibi görünse de; burası, onun hayallerindeki sahip olacağı şeyin küçük bir simülasyonuydu bir nevi.
Zamanlar arası seyahat etmek… İşte hayali buydu ve bunun kuasar adlı gök cisimlerinin keşfedilmesiyle olacağını iddia ediyordu. Tıpkı bir deniz feneri gibi, orada öylece ışıldamaları ve onlardan birisine ulaşamamak deli ediyordu onu. Kuramsal olarak çözmeye çalışıyordu sırlarını; ama olmuyordu işte. O da; bir gemi inşa etmeye karar vermişti. Işık yılları aşabilecek bir gemi…
Yapmıştı da dediğini… Bana da; onun dükkanını beklemek ve yerini bellediğim en yakın kuasarı gözlemek kalmıştı.
Ya da; belki, bir gemi de kendim inşa edebilirdim. Onu özlemiştim. Kuasar takıntısını da… Ne vardı yani? Benim takıntım da oydu işte. Hem gemiye ilişkin her şeyi biliyordum. Zannedeceğiniz gibi işsiz güçsüz, vasıfsız birisi değildim. Sadece takıntılarım, takıntım vardı ve birçok insanın aksine, onun peşinden gitmekten korkmuyordum. Gerçi yıllarca korkmuştum; ama en azından, artık korkmuyordum.
Geminin yapımını bitirip; dükkanı kapadıktan hemen sonra, sanki benim gerçekten kendisinin peşinden gidip gitmeyeceğimi test edip onaylamışçasına meydana çıktı.
Hem de; gerçek bir mamut dişinin bir parçasını ve sırt çantasında mamutun bir fotoğrafı olduğu halde.
Yazık ki, selfi çektirememişti.

Kategoriler
edebiyat Genel

03.09.2018

Bazen birisiyle, rastgele birisiyle sohbet ettiğimizde onunla çok eskiden beri tanıştığımızı zannederiz. Heyhat… Bu çoğunlukla sadece bir zandan ibarettir. O zamanın başlangıcından, en azından bizim hayatımızın başlangıcından beri bizi tanıyordur sanki. Diğer yandan da; bizi hiç tanımıyordur. Onun yanında kendimizi göstereceğimizi; çünkü onun zaten bizi tanıyıp bildiğini düşünürüz. Yanında özgür olduğumuzu, zannederiz. Ne var ki, kısa süren bir özgürlüktür bu. Tanımak istediğimiz an bozulacak türde bir özgürlük. Çünkü o zaman hakkımızda ne düşüneceğini umursadığımız an başlamaktadır.
İşte onunla da öyle bir anı yaşamıştık. Benden yaşça büyüktü ve bir şehirlerarası otobüste seyrederken tanışmıştık. Bir molada… Sonra da; diğer molalarda sohbetimize azar azar devam etmiş, otobüste giderken de mesajlaşmıştık. Kabul ediyorum, ergenlere benziyorduk; ama güzeldi! Her anıyla güzeldi…
Merak etmeyin, o evli falan değildi. Ben de… Yani kötü bir sonu olmamıştı ilişkimizin. Hatta evlenmiştik ve bir kızımız olmuştu.
Yani bir kızımız var ve hala evliyiz; ama özgür müyüz gerçekten o ilk anki gibi? Birbirimizi zamanın başlangıcından beri tanımış olduğumuzu düşünüyor muyuz hala?