Hoş Geldiniz
Alanıma hoş geldiniz. Burada bulunan hikâyelere isim koymak yerine onları yazdığım günün tarihiyle belirtmeyi uygun buldum.
Canınız sıkıldığında her zaman değişen rastgele bir hikayemi okumaya ne dersiniz? Bazen insan sıkışıyor, yeni bir bakış açısına ihtiyaç duyuyor. Bunun için kitapların sayfalarını rastgele açmak, niyet çekmek, zar atmak gibi farklı herhangi bir şey yapmak isteyebiliyor. Siz de hikâyelerimi rastgele karıştıracağınız takvim yapraklarındaymış gibi hayal edip bu sayfayı yenileyebilirsiniz, her yenilemede başka bir hikâye...
Üstelik "Kim bu insan?" sorusunun yanıtı da olabilir bu hikâyeler. Bir insanın yaptıkları o insanın ta kendisidir çünkü.
Eğer bu hikâyelerin her defasında yenilendiği bağlantıyı favorilerinize eklemek isterseniz işte burada:
Menüden son yazılarıma ulaşabilirsiniz.
Aşağıdaki Telegram ya da WhatsApp kanallarıma katılıp yeni yazdığım hikâyelerin sıcak sıcak telefonlarınıza iletilmesini de sağlayabilirsiniz.
İsimsiz Hikayeler Telegram Kanalı İsimsiz Hikayeler WhatsApp Kanalıİlk e-kitabımı ücretsiz olarak indirip okumak isterseniz Dijital kitaplar'dan indirin.
"Vızıltı Flüt Islık İndir"Bu da Kitap Yurdu'ndan satın alabileceğiniz ilk romanım:
Rastgele Hikâye:
02.11.2017
Elinde bir yürüyüş değneği, dağın yamacından zirveye doğru ilerlemekteydi. Sırtında eski bir heybeden gayrı bir şeyi yoktu. Zirveye de bir arkadaşının bir isteğini yerine getirmek için çıkıyordu. İşaretli bir yeri kazarak bakır bir küpü çıkarmak için…Bu tür şeyler de hep bakır olurdu nedense. Küpün içinde ne olduğunu bilmiyordu. Ne yalan söylemeli, çok merak ediyordu. Arkadaşı da açmamasını falan söylememişti ama zaten açmayacağına kendince emin olduğu için gerek duymamıştı muhtemelen.
İşaret de oldukça belirli bir şeydi bereket. Üç-dört metrelik granit bir sütun…Zirveye vardığında heybeden kazma-kürek çıkarıp başladı kazmaya. Kazdı, kazdı, kazdı… Bir türlü o çarpma sesini duyamamıştı. Yorulmaya başlamıştı. Hava çok soğuktu, üşümüyordu henüz ama hasta olması işten bile değildi.
Sonunda kazması bir şeye çarptı. Çukura inip küpü aldı. Bir zeytinyağı tenekesi büyüklüğündeydi. Eşyalarını heybeye koyarak yola düzüldü. Ağırlıkla yokuştan inmek çok zor oluyordu ama başardı.
Şehre gidip arkadaşının orta halli dairesinin kapısını çaldığında yorgunluktan oracığa yıkılmamak için kendisini zor tutuyordu. Onu o saatte oraya götüren şey sadakatten çok meraktı. Belki arkadaşıyla birlikte açarlardı küpü. Ya da arkadaşı içindekinin ne olduğunu söylerdi.
Kapıyı açan arkadaşı hemen buyur edip küpü elinden aldı. Açılmadığını gördüğünde gülümsedi ve ağzını bir bıçakla kanırtıp açtı. İçinde küpün içinden çıkartılamayacak kadar büyük bir koza vardı. Kozayı ören yaratık nasıl olmuşsa küpün içinde örmüş olmalıydı. Aynı bıçakla kozayı delmeye çalıştı, olmadı. Bir kancayla biraz ip sökerek kozayı biraz açabildi. Bunları yaparken göreceği şeyi biliyordu sanki. En azından kozanın varlığı onu şaşırtmamıştı. Açılan delikten bir sıvı tazyikle akmaya başladı. Havayla buluşur buluşmaz görünmez olan bir sıvı…Koza boşalana kadar böyle devam etti. Koza boşalınca büzüşebilir hale geldiğinden küpten çıkarıp ters çevirdi. Silkeledikten sonra içinden yuvarlak bir taşa benzeyen kırmızı bir nesne çıktı. Aslında tam olarak bir pula benzemekteydi. Bir yılanın puluna. olağanüstü büyük bir yılandan düşmüşe benzeyen bir pula…Tam onun ne olduğunu sormak için ağzını açtığı an, pul arkadaşının elinden kurtulup açık ağzına doğru hamle etti. Kurşun gibiydi… Hedefine ulaşan bir kurşun…Ağzından içeri giren pulla birlikte buz gibi olduğunu hissetti. En tuhafı da arkadaşının ona haksızlığa uğramışçasına, resmen kıskançlıkla bakmış olmasıydı.