Hoş Geldiniz
Alanıma hoş geldiniz. Burada bulunan hikâyelere isim koymak yerine onları yazdığım günün tarihiyle belirtmeyi uygun buldum.
Canınız sıkıldığında her zaman değişen rastgele bir hikayemi okumaya ne dersiniz? Bazen insan sıkışıyor, yeni bir bakış açısına ihtiyaç duyuyor. Bunun için kitapların sayfalarını rastgele açmak, niyet çekmek, zar atmak gibi farklı herhangi bir şey yapmak isteyebiliyor. Siz de hikâyelerimi rastgele karıştıracağınız takvim yapraklarındaymış gibi hayal edip bu sayfayı yenileyebilirsiniz, her yenilemede başka bir hikâye...
Üstelik "Kim bu insan?" sorusunun yanıtı da olabilir bu hikâyeler. Bir insanın yaptıkları o insanın ta kendisidir çünkü.
Eğer bu hikâyelerin her defasında yenilendiği bağlantıyı favorilerinize eklemek isterseniz işte burada:
Menüden son yazılarıma ulaşabilirsiniz.
Aşağıdaki Telegram ya da WhatsApp kanallarıma katılıp yeni yazdığım hikâyelerin sıcak sıcak telefonlarınıza iletilmesini de sağlayabilirsiniz.
İsimsiz Hikayeler Telegram Kanalı İsimsiz Hikayeler WhatsApp Kanalıİlk e-kitabımı ücretsiz olarak indirip okumak isterseniz Dijital kitaplar'dan indirin.
"Vızıltı Flüt Islık İndir"Bu da Kitap Yurdu'ndan satın alabileceğiniz ilk romanım:
Rastgele Hikâye:
02.01.2018
Bir atölyem vardı. Ayakkabı yapıyordum. Vardı, yapıyordum… Şimdi sadece bir tezgahtarım. Ayakkabıcıda bile değil. Bir saatçide…
Aniden oldu her şey. Birisine güvendim, falan filan işte…
O önemli değil de ben saat kayışlarının derisinde mi bulacağım huzuru? Neden deri kokusunu, onunla uğraşmayı o kadar seviyorum bilmiyorum. Ayakkabı yapmayı seviyorum zaten. Deri bez ya da başka bir şey fark etmez; ama deri başka bir şey. Anlayamazsınız… Ancak onunla uğraşan anlar. Belki vahşi bir şey olduğunu düşünüyorsunuzdur ama deri başkadır işte. Sanki o cansız olması gereken eşya aslında canlıdır. Canlı olan bir şeyin parçası olduğundan değil, deri olduğundan öyledir. O canlılaşan eşyayla empati bile kurarsınız. Onu kollarsınız. Satılması için değil ha, o olduğu için. Hatta satıldığında üzülürsünüz. Canınızdan can gider.
Bir saatçide, dijital saatlerin tıkırtısızlığında öylece durur, isteyenlere verirsiniz onları. başka yapacak pek bir şey yoktur. Elleriniz kaşınır bir şeylerle uğraşmadığı için…
AAAH!
Ani bir kararla, atölyemin olduğu, yıllardır uğramadığım pasaja gideyim dedim. Bir de baktım, hiç değişmemiş. Bana benzeyen bir adam, o da benim gibi iri yarı, gür bıyıklıydı, orada; benim tezgahımda çalışıyor. Benim aletlerimi kullanıyor. Ayırdığım derileri çoktan satmıştır ama ona benzer derileri kullanarak ayakkabı yaptığını sanıyor…
Ayakkabılara baktım,
“Valla helal olsun,” dedim içinden. Aynı benim gibi yapıyordu adam. Ustaydı vesselam.
Ben de kös kös saatçi mağazasına yollandım.