Hoş Geldiniz
Alanıma hoş geldiniz. Burada bulunan hikâyelere isim koymak yerine onları yazdığım günün tarihiyle belirtmeyi uygun buldum.
Canınız sıkıldığında her zaman değişen rastgele bir hikayemi okumaya ne dersiniz? Bazen insan sıkışıyor, yeni bir bakış açısına ihtiyaç duyuyor. Bunun için kitapların sayfalarını rastgele açmak, niyet çekmek, zar atmak gibi farklı herhangi bir şey yapmak isteyebiliyor. Siz de hikâyelerimi rastgele karıştıracağınız takvim yapraklarındaymış gibi hayal edip bu sayfayı yenileyebilirsiniz, her yenilemede başka bir hikâye...
Üstelik "Kim bu insan?" sorusunun yanıtı da olabilir bu hikâyeler. Bir insanın yaptıkları o insanın ta kendisidir çünkü.
Eğer bu hikâyelerin her defasında yenilendiği bağlantıyı favorilerinize eklemek isterseniz işte burada:
Menüden son yazılarıma ulaşabilirsiniz.
Aşağıdaki Telegram ya da WhatsApp kanallarıma katılıp yeni yazdığım hikâyelerin sıcak sıcak telefonlarınıza iletilmesini de sağlayabilirsiniz.
İsimsiz Hikayeler Telegram Kanalı İsimsiz Hikayeler WhatsApp Kanalıİlk e-kitabımı ücretsiz olarak indirip okumak isterseniz Dijital kitaplar'dan indirin.
"Vızıltı Flüt Islık İndir"Bu da Kitap Yurdu'ndan satın alabileceğiniz ilk romanım:
Rastgele Hikâye:
18.12.2017
Penceremden görüyordum onu. Rengarenk yamalı paltosu, yeşil şapkasıyla her gün başka bir şey satıyor olurdu penceremin altından geçerken. Her gün de sattığı ne olursa olsun alırdım. Önce durdururdum. Apar topar, terliklerimle çıkardım sokağa ve yanına giderdim. Sakin sakin beni beklerken bulurdum. Artık penceremin önüne geldiğinde yavaşlar, hatta durup sesini yükseltir olmuştu çağıracağımı bildiği için. Eğer onu fark etmeyeceğim tutarsa, ki bu hiç olmamıştı, ama insanlık hali, böyle bir şey olursa dahi sesini duyurmak için bağırırdı avazı çıktığınca.
Ne satmamıştı ki!
Balık, domates, karpuz, terlik, simit, midye, kolye-küpe, çanta, pantolon, ayakkabı, çorap, dizlik…
Bunlar için her gün başka bir şey uydururdu. Bazen bir mani, bazen bir tekerleme, şarkı… Hatta bir gün pantomim bile yapmıştı. O kadar insanın nasıl dikkatini çekmişti aklım almamıştı. Sonuçta bir satıcı sesiyle kazanmaz mıydı? O başarmıştı. Pencereden bile gözüme ilişmişti abartılı ama gereksiz olmayan, rahatsız etmeyen hareketleri. Aslında abartılı değildi. Gösterişliydi hareketleri. Dikkat çekiciydi…
O gün, elinde bir tek saatle gelmişti penceremin altına. Sadece benim için geldiğini hemen anlamış ve sevinmiştim bu duruma. Kendimi ayrıcalıklı hissetmiştim.
Saat parlıyordu; doğa üstü bir saatti adeta çünkü her saat başı rengi değişiyordu. Ayrı bir sesle çalıyordu bir de.
Bunlar başlı başına saati doğa üstü yaparken; bir de saatin zamanı geri aldığını ileri sürmüştü bana satarken.
Biliyor musunuz, ona inanmıştım…
Hiç düşünmeden saati epey pahalıya satın aldım. Satın aldıktan sonra bana söylediklerine çok şaşırmıştım.
Beni sınadığını, bana bir şey satarak sınadığını, nasıl bir alıcı olduğu insanın kişiliği hakkında çok fazla ipucu vereceğinden beni bu şekilde sınadığını, Aslında herkesi sınadığını ama beni seçtiğini, sınavını benim kazandığımı söylemişti.
Saati de kazanan kişiye satacağını, bedava dahi vermeyi düşündüğünü ama bedeli ödenen bir şeyin değerinin daha iyi bilineceğinden pahalıya satmaya karar verdiğini söylemişti.
Doğrusu, ne hissedeceğimi bilemedim. Samimi miydi; yoksa gözümü mü boyamaya çalışıyordu?
Saati alıp evime gittim. Saat sadece zamanı geriye alıyordu. Geçmişine bağlı ya da geçmiş konusunda takıntılı bir insan değildim.
O özelliğini kullanacağımdan bile emin değildim aslında. Doğru çalıştığına, hiç denemeyecek olsam da emindim ve bununla, renk ve ses değiştiriyor olmasıyla yetinecektim.
Sanki hayatımızdaki her mucizeyi değerlendirebiliyor muyduk! Tabii ki böyle bir şeyin yanından bile geçemiyorduk.
İşte ben bunu değerlendirmemeyi tercih etmiştim. Bir koleksiyoncu gibi, böyle bir şeye sahip olmanın mutluluğuyla idare etmeyi. Diğer her şeyi en küçük zerresine kadar değerlendirebilmek için hayatı bir kere yaşadığımı bilmeye, hatta birkaç kere yaşama fırsatım olsa bile bunu tercih etmediğimi bilip kendime saygı duymaya ihtiyacım vardı çünkü