Hoş Geldiniz
Alanıma hoş geldiniz. Burada bulunan hikâyelere isim koymak yerine onları yazdığım günün tarihiyle belirtmeyi uygun buldum.
Canınız sıkıldığında her zaman değişen rastgele bir hikayemi okumaya ne dersiniz? Bazen insan sıkışıyor, yeni bir bakış açısına ihtiyaç duyuyor. Bunun için kitapların sayfalarını rastgele açmak, niyet çekmek, zar atmak gibi farklı herhangi bir şey yapmak isteyebiliyor. Siz de hikâyelerimi rastgele karıştıracağınız takvim yapraklarındaymış gibi hayal edip bu sayfayı yenileyebilirsiniz, her yenilemede başka bir hikâye...
Üstelik "Kim bu insan?" sorusunun yanıtı da olabilir bu hikâyeler. Bir insanın yaptıkları o insanın ta kendisidir çünkü.
Eğer bu hikâyelerin her defasında yenilendiği bağlantıyı favorilerinize eklemek isterseniz işte burada:
Menüden son yazılarıma ulaşabilirsiniz.
Aşağıdaki Telegram ya da WhatsApp kanallarıma katılıp yeni yazdığım hikâyelerin sıcak sıcak telefonlarınıza iletilmesini de sağlayabilirsiniz.
İsimsiz Hikayeler Telegram Kanalı İsimsiz Hikayeler WhatsApp Kanalıİlk e-kitabımı ücretsiz olarak indirip okumak isterseniz Dijital kitaplar'dan indirin.
"Vızıltı Flüt Islık İndir"Bu da Kitap Yurdu'ndan satın alabileceğiniz ilk romanım:
Rastgele Hikâye:
10.05.2022
Çocukken bozuk para biriktirmekle başlamıştı her şey. Demir paraların şıngırtısı o kadar hoşuma gitmişti ki, paranın miktarının önemli olduğu gerçeği çok uzun süre boyunca benim için önemsizdi. Zaten pahalı zevkleri olan bir insan değildim. Çok da kazanmazdım. Bir alışveriş merkezinde çalışıyordum. Bir sinemada bilet ya da duruma göre patlamış mısır, içecek, cips falan satan kişiydim. Daha önceki işimden çok daha iyiydi. O zaman demonte mobilya satan bir yerde çalışıyordum. Herkes devamlı şikâyet ederdi.
Babam gibi…
Liseden sonra okumamıştım. Bilet satmayı pek sevmezdim. Büfede daha çok para üstü veren olurdu her nedense. Ya da küçük para… O paraları bozuk para çekmecesine atmaktan hiç bıkmazdım.
Babamla kalıyordum. Evimiz kirada idi. Annem çoktan ölmüştü. Ablam da ondan önce evlenip gitmişti.
O gün, babam eve geldiğinde pek mutsuzdu. Bahçedeki erik ağacına bozulmuştu kafası. Biz oraya taşındığımızdan beri o ağacın eriğini yemek nasip olmamıştı. Ağaç meyve vermediğinden de değildi. Üzerinde o kadar çok meyve olurdu ki… Sonra, henüz hamken her defasında dökülüverirlerdi. Babam ham meyveleri bile toplamıştı yerden. Tadına baksa da yenecek gibi değillerdi. Hiç olmazdı.
O yıl da öyle olmuştu işte. O da koca ağacı kesmeye niyetlenmişti. Oysa bunun için yetkisi yoktu. Kimseden izin almadan eline baltasını alıp ciddi ciddi kesmeye başlamıştı. Bu ağaçtan ne istediğini hiç anlayamamıştım. Meyve vermiyorsa ne olmuş ki? En azından bir gölgesi vardı ağacın.
Tıpkı benim gibi. Ben de kayda değer bir şey yapmamışsam da en azından şu dünyada bir hacme sahiptim. Belki de babam, bana yapamadığını ağaca yapmak istemişti.