Hoş Geldiniz
Alanıma hoş geldiniz. Burada bulunan hikâyelere isim koymak yerine onları yazdığım günün tarihiyle belirtmeyi uygun buldum.
Canınız sıkıldığında her zaman değişen rastgele bir hikayemi okumaya ne dersiniz? Bazen insan sıkışıyor, yeni bir bakış açısına ihtiyaç duyuyor. Bunun için kitapların sayfalarını rastgele açmak, niyet çekmek, zar atmak gibi farklı herhangi bir şey yapmak isteyebiliyor. Siz de hikâyelerimi rastgele karıştıracağınız takvim yapraklarındaymış gibi hayal edip bu sayfayı yenileyebilirsiniz, her yenilemede başka bir hikâye...
Üstelik "Kim bu insan?" sorusunun yanıtı da olabilir bu hikâyeler. Bir insanın yaptıkları o insanın ta kendisidir çünkü.
Eğer bu hikâyelerin her defasında yenilendiği bağlantıyı favorilerinize eklemek isterseniz işte burada:
Menüden son yazılarıma ulaşabilirsiniz.
Aşağıdaki Telegram ya da WhatsApp kanallarıma katılıp yeni yazdığım hikâyelerin sıcak sıcak telefonlarınıza iletilmesini de sağlayabilirsiniz.
İsimsiz Hikayeler Telegram Kanalı İsimsiz Hikayeler WhatsApp Kanalıİlk e-kitabımı ücretsiz olarak indirip okumak isterseniz Dijital kitaplar'dan indirin.
"Vızıltı Flüt Islık İndir"Bu da Kitap Yurdu'ndan satın alabileceğiniz ilk romanım:
Rastgele Hikâye:
25.08.2018
Viskimi uydurma şişesinden, yıllardır bu iş için kullandığım sadık, basit, meşeden yapılmış ahşap bardağıma doldurdum. Evet, belki şişesi uydurmaydı, ama kendi üretimim olan; deneme yanılma yöntemi ile yıllar içinde bulduğum bir tarifle damıttığım bir üründü. Evet, şişenin dışı uydurmaydı; ama; çok çok önemli bir ayrıntısı vardı. Bilmem bilir misiniz? Viski, şarap gibi şişede yıllanmaz; çünkü olgunlaşmasını fıçıdan çıktığı an bitirir. Viskiye tadını veren etmenlerden önemli biri de fıçının verdiği tattır. Her neyse, ben, şişede olgunlaşmasını bitirmesin diye, şişenin viskiye temas eden tarafını meşe ağacından yapmış, mantar da kullanmamıştım.
Bu viskiyi sadece kendim içmem, dünyaya yapılmış bir haksızlıktı aslında. Biliyordum bunu; ama başka ne yapabilirdim ki? O benim ilham kaynağımdı ve herhangi birisiyle paylaşırsam sanki tüm büyü bozulacaktı.
İnsanlar bana sanatçı diyorlardı. Bazıları da bilim insanı. Aslında ikisi de beni niteleyebilirdi.
Bir kimyagerdim… İşimle ilgili kamuya mal olabilecek bir şey yapmamıştım ama herkes atölyemden haberdardı. Hatta bu durum magazinlere konu bile olmuş, insanların meraklarını bana yıllar gibi gelen uzun aylar boyunca ayakta tutmuştu.
Ve bir, bu terimi ilk defa duyacaksınız, rüya tasarımcısıydım.
Zaten magazinlerin falan benimle uğraşmasının nedeni de; bu terimi ve terimin içeriğini benim icat etmiş oluşumdu. Aslında elbette icadımın patentini aldıktan sonra diğer insanlarla paylaşmış ve onlara bir nevi kullanma izni vermiştim ama kimse benim kadar iyi yapamıyordu bu işi. Bir rüyada neyi serbest bırakıp; neyi tasarlamam gerektiğini iyi bilirdim çünkü.
İşimi yapmam için küçük bir küpeye benzeyen rüyaseyir, elbette bu ismi de ben uydurmuştum, cihazı yeterliydi.
Bu cihazla yaklaşık kırk gün bir insanın rüyalarını gözlemem yeterdi ve sonra… paramı günlük alırdım. Her güne bir rüya tasarlayabilirdim. Tabii ki kişinin isteğine göre…
İşte rüyaları tasarlarken içiyordum canım viskimi ve bana ilham verdiğine inanıyordum.
Kanıtlanmamış, hatta içi boş bir inanç olduğunu bilerek hem de. Yine de; güç sahibi olmak, hiçbir insanda olmayan bir şeyin bende olması, düpedüz hoşuma gidiyordu.
Tıpkı onların rüyalarını tasarlamanın hoşuma gittiği gibi…