Hoş Geldiniz
Alanıma hoş geldiniz. Burada bulunan hikâyelere isim koymak yerine onları yazdığım günün tarihiyle belirtmeyi uygun buldum.
Canınız sıkıldığında her zaman değişen rastgele bir hikayemi okumaya ne dersiniz? Bazen insan sıkışıyor, yeni bir bakış açısına ihtiyaç duyuyor. Bunun için kitapların sayfalarını rastgele açmak, niyet çekmek, zar atmak gibi farklı herhangi bir şey yapmak isteyebiliyor. Siz de hikâyelerimi rastgele karıştıracağınız takvim yapraklarındaymış gibi hayal edip bu sayfayı yenileyebilirsiniz, her yenilemede başka bir hikâye...
Üstelik "Kim bu insan?" sorusunun yanıtı da olabilir bu hikâyeler. Bir insanın yaptıkları o insanın ta kendisidir çünkü.
Eğer bu hikâyelerin her defasında yenilendiği bağlantıyı favorilerinize eklemek isterseniz işte burada:
Menüden son yazılarıma ulaşabilirsiniz.
Aşağıdaki Telegram ya da WhatsApp kanallarıma katılıp yeni yazdığım hikâyelerin sıcak sıcak telefonlarınıza iletilmesini de sağlayabilirsiniz.
İsimsiz Hikayeler Telegram Kanalı İsimsiz Hikayeler WhatsApp Kanalıİlk e-kitabımı ücretsiz olarak indirip okumak isterseniz Dijital kitaplar'dan indirin.
"Vızıltı Flüt Islık İndir"Bu da Kitap Yurdu'ndan satın alabileceğiniz ilk romanım:
Rastgele Hikâye:
14.05.2019
Sabah ezanıyla kalkmıştım. Namazımı kılıp çıktım. Bir işim ya da gidecek bir yerim yoktu. Çıkmak istiyordum yine de. Belki bir iş bulurdum. Ya da yapacak başka bir şeyler. Sabit durmakla bir şey geçmemişti elime. Tabii bir şey üzerinde düşünmediğim sürece.
Yürüdüm… Saçsız ve sakalsız olsa da; yaşlı bir adama benzeyen küçük bir çocuk duruyordu yolun kenarında. Öylece dikiliyordu. Yanına gittim. Ben de dikilmeye başladım. Sabırla çocuğu bekleyecektim. Ondan bir şey öğrenmeyi…
Hissediyordum! Bu çocuk farklıydı…
Hiç hareket etmiyordu. Elinde küçücük bir şey vardı. Onu sıkıca tutan eli ve bunun için kasılmış kol kasları dışında gevşekçe öylece duruyordu sadece.
Sonunda sabır meyvesini vermişti. Çocuk elindeki şeyi avcuma koyup hareketsiz nöbetine devam etti. Ondan alacağımı almış olmalıydım.
Avcuma konulan şeye baktım neden sonra. Elmastan, bayağı bayağı elmastan yontulmuş küçük bir saban vardı. Bir kolye ucuydu. Ucunda da sağlam, siyah bir ip…
Çocuk elini bana doğru uzattı. Parmaklarının olduğu yer boştu. Hava değildi oradaki. Boşluktu… Hiçlikti… Hiçbir şey görünmüyordu. Belki bulaşıcı bile olabilirdi. Çocuk alnına sürdü olmayan, boşluk olan parmaklarını. Alnındaki bir yer hiçliğe karıştı.
Yokluk bulaşıcıydı.
“Bu sabanı bir yere, bir şeye saplarsan, onun özündeki yokluğu çıkarırsın. Varlığı kuvvetlendiren yokluğu… Yani varlığı sürersin…”
Çocuk parmaklarına üfledi. Düşüncesini, ruhunu üfledi. Parmakları artık vardı. Parmaklarını alnındaki o noktaya sürdü. O nokta da yeniden var oldu.
‘Yapman gereken hatırlamak,’ dedi çocuk.
‘Ve her hatırlayışının, aslında hiçlik karşısında bir şükür olduğunu bilmek. Varlığın tohumunu atmak için yokluğa sürmek…’