Hoş Geldiniz
Alanıma hoş geldiniz. Burada bulunan hikâyelere isim koymak yerine onları yazdığım günün tarihiyle belirtmeyi uygun buldum.
Canınız sıkıldığında her zaman değişen rastgele bir hikayemi okumaya ne dersiniz? Bazen insan sıkışıyor, yeni bir bakış açısına ihtiyaç duyuyor. Bunun için kitapların sayfalarını rastgele açmak, niyet çekmek, zar atmak gibi farklı herhangi bir şey yapmak isteyebiliyor. Siz de hikâyelerimi rastgele karıştıracağınız takvim yapraklarındaymış gibi hayal edip bu sayfayı yenileyebilirsiniz, her yenilemede başka bir hikâye...
Üstelik "Kim bu insan?" sorusunun yanıtı da olabilir bu hikâyeler. Bir insanın yaptıkları o insanın ta kendisidir çünkü.
Eğer bu hikâyelerin her defasında yenilendiği bağlantıyı favorilerinize eklemek isterseniz işte burada:
Menüden son yazılarıma ulaşabilirsiniz.
Aşağıdaki Telegram ya da WhatsApp kanallarıma katılıp yeni yazdığım hikâyelerin sıcak sıcak telefonlarınıza iletilmesini de sağlayabilirsiniz.
İsimsiz Hikayeler Telegram Kanalı İsimsiz Hikayeler WhatsApp Kanalıİlk e-kitabımı ücretsiz olarak indirip okumak isterseniz Dijital kitaplar'dan indirin.
"Vızıltı Flüt Islık İndir"Bu da Kitap Yurdu'ndan satın alabileceğiniz ilk romanım:
Rastgele Hikâye:
20.04.2018
Uçsuz bucaksız bir koridorda yürüyordum. Tıpkı rüyalarda yaşanan bir hisse benziyordu ama bu olanların herhangi bir rüyayla ilgisi olmadığını çok iyi biliyordum. Bu koridor gerçekten de bu kadar uzundu ve attığım her adımda bir amaç gizliydi. Belli bir amaç…
Bu amacın ne olduğunu bilmediğim, bir amacımın olmadığı anlamına gelmiyordu. Evet, ilginçti ama amacımın ne olduğunu bilmiyordum. Gerçekten de bilmiyordum. Gerçi bilmemem gerektiğini biliyordum. Ancak gideceğim yere gittikten sonra amacımın gerçekleşeceğini, yani onu hatırlayıp gerçekleştireceğimi biliyordum.
Attığım her adımda koridor aydınlanmaya başlıyordu. Tavandaki bildiğim hiçbir lambaya benzemeyen ışıklarla. Görebildiğim kadarıyla petek şeklindeydi bu ışıklar ama nasıl bir enerjiyle yandıklarını kestirememiştim. Elektrik ışığı olmayacak kadar farklıydı. Güneş ışığı değildi; çünkü bu koridorun yeraltında olduğunu her nasılsa çok iyi biliyordum. Bu o kadar da önemli değildi. Tahminimce, bu ışıklar ihtiyaca göre çalışıyordu. Ne kadar ihtiyaç olursa o kadar yanıyordu; çünkü ihtiyacın dengelenmesi gereken bir enerjisi vardı ve bu ışıklardaki enerji ihtiyaçtan ötürü açığa çıkan enerjiyi dengelemeyi sağlayan bir mekanizmayla çalışırken açığa çıkan enerjiyi ışığa dönüştüren bir düzenekten yararlanılıyordu. Peki ben bunu nereden biliyordum? İşte bunu bilmiyordum. Bir şeyi daha biliyordum. Koridorun sonuna çok az kalmıştı ve ben her şeyi öğrenecektim. Bir daha…
İşte koridorun sonuna bir tek adım kalmıştı. O adımı attım ve… öğrendim. Evrene, tabiri caizse makas değiştiren şeyi yapacağımı, bu görevin bana düştüğünü, öğrendim. Evet, evrene makas değiştirecektim. Yönünü değiştirecektim. Tıpkı bir metronun yönünü değiştirmek gibi bir kolu çevirmek kadar basit olacaktı hem de. Evrenin yörüngesini, dünyanın değil evrenin yörüngesini değiştirecektim. Kendi evrenimin…
Daha basit bir deyişle, askere gidecektim ve bilinçli unutma bunu engelleyemeyecekti. Askere gidecek, adam öldürecektim ve hiçbir şey olmamış gibi davranacaktım. Görevimi yapmış gibi… Kendimden hiçbir şey eksiltmemiş gibi… Belki de hiçbir insanı öldürmeden kurtarabilecektim kendimi ama buna engel olamamak bile bozulmama, tükenmeme sebeb olacağından bu bir züğürt tesellisi bile olmayacaktı.
İşte Her şeyin başladığı alana gelmiştim. Davullar, zurnalar… Zihnimde yarattığım koridordan çıkmamın gerektiği an tam da bu andı işte.