Hoş Geldiniz
Alanıma hoş geldiniz. Burada bulunan hikâyelere isim koymak yerine onları yazdığım günün tarihiyle belirtmeyi uygun buldum.
Canınız sıkıldığında her zaman değişen rastgele bir hikayemi okumaya ne dersiniz? Bazen insan sıkışıyor, yeni bir bakış açısına ihtiyaç duyuyor. Bunun için kitapların sayfalarını rastgele açmak, niyet çekmek, zar atmak gibi farklı herhangi bir şey yapmak isteyebiliyor. Siz de hikâyelerimi rastgele karıştıracağınız takvim yapraklarındaymış gibi hayal edip bu sayfayı yenileyebilirsiniz, her yenilemede başka bir hikâye...
Üstelik "Kim bu insan?" sorusunun yanıtı da olabilir bu hikâyeler. Bir insanın yaptıkları o insanın ta kendisidir çünkü.
Eğer bu hikâyelerin her defasında yenilendiği bağlantıyı favorilerinize eklemek isterseniz işte burada:
Menüden son yazılarıma ulaşabilirsiniz.
Aşağıdaki Telegram ya da WhatsApp kanallarıma katılıp yeni yazdığım hikâyelerin sıcak sıcak telefonlarınıza iletilmesini de sağlayabilirsiniz.
İsimsiz Hikayeler Telegram Kanalı İsimsiz Hikayeler WhatsApp Kanalıİlk e-kitabımı ücretsiz olarak indirip okumak isterseniz Dijital kitaplar'dan indirin.
"Vızıltı Flüt Islık İndir"Bu da Kitap Yurdu'ndan satın alabileceğiniz ilk romanım:
Rastgele Hikâye:
14.04.2025
İnsan ne zaman çok sevdiği birisinden uzaklaşır? Ya da neden? Artık onu sevmediğinden mi?
Yok… Bu kadar basit değildir, hayat hiç böyle zannedildiği kadar kolay olmamıştır. İstisnalarla dolu bir kaostur hayat. Formüller ve kuramlar sadece süstür. Görünen kısmıdır. Formalitedir.
Bunları düşünüp kendimce bir sürü aforizma üretirken yürümekteydim. İsabetli-isabetsiz aforizmalar üretmemin sebebi kaybolmamdı. Hayatın anlamını kaybetmiş, el yordamıyla bulmaya çalışıyordum.
Belki hayata bir anlam bulmak gereksizdi ama kendimi kapıda kalmış, anahtar arayan, o anahtarı bulup içeri girmezsem soğuktan donup ölecek bir kaybeden gibi hissediyordum.
Bir şey bulmalıydım, herhangi bir şey…
Uzun bir yürüyüşten geri, evime dönüyordum. Elimi cebime attım. Anahtarım oradaydı. Cebimdeki güvenli şıngırtılarını dinledim. Üç büyük bir küçük dört anahtar, küçük anahtarın kilidi olup hiçbir şeyi kilitlemeyen kilitli bir kilit ve metal, pürüzsüz bir anahtarlık…
Evime girsem ne olacaktı ki? Girdikten sonra evin içinde art arda üç tur atacak, yemeğimi hazırlayıp afiyetle mideme indirecek, temizlik yapacak ve uyuyacaktım.
Sabah olacaktı, erken kalkıp işe gidecektim. İşimde genel olarak aynı kelimeleri sarf edecek, aynı saatte yemek yiyecektim.
İşte tüm bu tanıdık şeylerin içinde kaybolmuş olacaktım.
Bu rutinin içinde kaybolduğumu ne zaman fark ettiğim hakkında bir fikrim yoktu. Onu kaybettiğimi fark ettiğimde mi; yoksa hem onu hem de kendimi kaybettiğimi aynı zamanda mı fark etmiştim?
Bunun pek bir önemi yoktu. Daha doğrusu cevaplanamadığı için önemini kaybetmişti.
Evime giden yoldan çıkıp epey kalın, güçlü kuvvetli köpeklerin dahi açamayacağı bir zincir aldıktan sonra döndüm canım rutinime.
Şıngırtılar eşliğinde girmiştim evime.
Bir zamanlar işe yarar diye alsam da hiçbir zaman kullanmadığım, ağır, bir asma kilitle kilitlenebilen kasayı aldım. İçi ruhum gibi boştu.
Sonra artık benim için bir anı bile olamayacak rutinimden iyiden iyiye uzaklaşıp denize gittim.
Kasa, zincir, kilit ve anahtarlar bir torbadaydı.
Kışın ayazında sahilde kimse de yoktu.
Sadece ben vardım. Sahilde değil de denizde…
Bir ölü kadar ağır olan kasayı, ağırlaşan ruhumu özgürleştirir umuduyla zincirle ayaklarıma bağlamıştım.