Hoş Geldiniz
Alanıma hoş geldiniz. Burada bulunan hikâyelere isim koymak yerine onları yazdığım günün tarihiyle belirtmeyi uygun buldum.
Canınız sıkıldığında her zaman değişen rastgele bir hikayemi okumaya ne dersiniz? Bazen insan sıkışıyor, yeni bir bakış açısına ihtiyaç duyuyor. Bunun için kitapların sayfalarını rastgele açmak, niyet çekmek, zar atmak gibi farklı herhangi bir şey yapmak isteyebiliyor. Siz de hikâyelerimi rastgele karıştıracağınız takvim yapraklarındaymış gibi hayal edip bu sayfayı yenileyebilirsiniz, her yenilemede başka bir hikâye...
Üstelik "Kim bu insan?" sorusunun yanıtı da olabilir bu hikâyeler. Bir insanın yaptıkları o insanın ta kendisidir çünkü.
Eğer bu hikâyelerin her defasında yenilendiği bağlantıyı favorilerinize eklemek isterseniz işte burada:
Menüden son yazılarıma ulaşabilirsiniz.
Aşağıdaki Telegram ya da WhatsApp kanallarıma katılıp yeni yazdığım hikâyelerin sıcak sıcak telefonlarınıza iletilmesini de sağlayabilirsiniz.
İsimsiz Hikayeler Telegram Kanalı İsimsiz Hikayeler WhatsApp Kanalıİlk e-kitabımı ücretsiz olarak indirip okumak isterseniz Dijital kitaplar'dan indirin.
"Vızıltı Flüt Islık İndir"Bu da Kitap Yurdu'ndan satın alabileceğiniz ilk romanım:
Rastgele Hikâye:
27.06.2020
Bir fakültenin bahçesinde, kuytu bir yerde saçlarını taramaktaydı. Morali o kadar bozuktu ki, normalde insan içinde yapmayacağı bir şeyi, koskoca fakültenin bahçesinde yapıyor olması dahi bunun göstergesiydi. Tarağı şimşirdendi. Hafif sivri uçları başına masaj yapıyor, onu sakinleştiriyordu. O kadar üzgündü, o kadar yılmıştı ki, bu ülkede asla barınamayacağını düşünmekteydi. Hatta bu dünyada bile yerinin olmadığına inancı tamdı.
Bir kadın olarak ne yaparsa yapsın yetmiyordu. En kötüsü, kendisine olan inancı gitgide azalıyordu; çünkü öyle yetiştirilmişti. Bu dünyada altyapıdan bile fazla önemliydi özgüvenin varlığı ya da yokluğu.
Elinde tarak, bambaşka bir yerde olmasının şaşkınlığı… Buraya nasıl gelmişti? Bir an önce fakülte bahçesindeyken…
Burası neresiydi?
Her taraf koza gibi bir şeyle kaplanmış gibiydi. Yani odunumsu olsa da; eğilip bükülebilen bir malzeme…
Karşısında sessizce ona bakan bir kadın vardı. Aslında şile bezine benzer, basit bir kıyafet giyse de bir tanrıça gibi güvenli duruyordu.
“Merhaba… Dilimi biliyor musunuz?”
Tam bu cümleyi bildiği diğer dillerde tekrarlayacakken kadın konuştu:
“Evet… Merhaba… Aç mısın?”
Daha yeni bir şeyler yemiş olmasına rağmen aç hissediyordu.
“Tabii aç olmalısın. Jüpiter’e ışınlanınca takviye enerji kalmamıştır vücudunda.”
Böylece, nerede olduğuna dair saçma sapan da olsa bir açıklama getirilmişti.
“Jüpiter… Gezegen olan Jüpiter değildir herhalde.”
“Evet evet. Bizim gibi kadınların mesken tuttuğu Jüpiter’desin.”
“Zeus’un gezegeni bir kadın gezegeni mi olmuş?”
Biraz eğlenmenin zararı olmazdı değil mi? Gerçi burada tuhaf şeylerin cereyan ettiğini o bile yadsıyamazdı.
“Ha, evet… Ataerkil olan dünyadan ne beklersin ki? En büyük gezegene bir tanrıçanın adını verecek değiller ya.”
“Benim ne işim var burada?”
“Eşsiz bir eğitime tâbi tutulup dünyaya geri gönderileceksin. Özgüven istemiyor muydun sen? İşte hem altyapıya hem de özgüvene sahip olacaksın burada. Böylece dünyanın her yerinde barınabileceksin. Öyle bir eğitimden geçirileceksin ki, dünyaya her şeye hazırlıklı olarak gideceksin. Burası Jüpiter… Şu an gazın üzerindeyiz. Tıpkı biz kadınlar gibi akışkan burası. Ve tıpkı bizler kadar tehlikeli…
Burası bizim yurdumuz. Yaşayacak kadar ehilleştirdiğimiz memleketimiz. Burasını ehilleştirdiysek dünyayı neden ehilleştirmeyelim?”
“Neden ehilleştirmeyi düşünüyorsunuz dünyayı?”
“Düzeltmek için. Artık daha fazla yıkmamak için… Saldırmadan ya da başka yıkıcı bir şey yapmadan. Aklımızla… İşte sen de buna katkıda bulunacaksın eğer istersen. İstemezsen de olduğun yere geri bırakılacaksın.”
“Ben açım. Önce midemi, sonra da ruhumu ve zihnimi doyurmak istiyorum.”
Cevap verilmişti. Eğitim başlayabilirdi.