Hoş Geldiniz
Alanıma hoş geldiniz. Burada bulunan hikâyelere isim koymak yerine onları yazdığım günün tarihiyle belirtmeyi uygun buldum.
Canınız sıkıldığında her zaman değişen rastgele bir hikayemi okumaya ne dersiniz? Bazen insan sıkışıyor, yeni bir bakış açısına ihtiyaç duyuyor. Bunun için kitapların sayfalarını rastgele açmak, niyet çekmek, zar atmak gibi farklı herhangi bir şey yapmak isteyebiliyor. Siz de hikâyelerimi rastgele karıştıracağınız takvim yapraklarındaymış gibi hayal edip bu sayfayı yenileyebilirsiniz, her yenilemede başka bir hikâye...
Üstelik "Kim bu insan?" sorusunun yanıtı da olabilir bu hikâyeler. Bir insanın yaptıkları o insanın ta kendisidir çünkü.
Eğer bu hikâyelerin her defasında yenilendiği bağlantıyı favorilerinize eklemek isterseniz işte burada:
Menüden son yazılarıma ulaşabilirsiniz.
Aşağıdaki Telegram ya da WhatsApp kanallarıma katılıp yeni yazdığım hikâyelerin sıcak sıcak telefonlarınıza iletilmesini de sağlayabilirsiniz.
İsimsiz Hikayeler Telegram Kanalı İsimsiz Hikayeler WhatsApp Kanalıİlk e-kitabımı ücretsiz olarak indirip okumak isterseniz Dijital kitaplar'dan indirin.
"Vızıltı Flüt Islık İndir"Bu da Kitap Yurdu'ndan satın alabileceğiniz ilk romanım:
Rastgele Hikâye:
31.03.2018
Onunla bir tramvayda tanışmıştım. Zorba bir adamla kavga eden bir kadını ikimiz aynı anda savunmuştuk. O adamın haddini birlikte bildirmiş olmak harikaydı. Her zaman adalet duygusu olan birisini istemiştim ben. Belki de tek kriterim buydu ve o, benim kriterime uyuyordu. Tabii ilk tanıştığımızda böyle düşünmemiştim. Sadece onu taktir etmiştim ve elimi uzatmıştım “çak” yapmak için. Zorba adam tramvaydayken hem de.
Ellerimiz temas ettiğinde aklıma gelmişti onun kriterime, bir tanecik kriterime, ne kadar uyduğu…
Uysa ne olacaktı ki? Belki evliydi, belki bir sevgilisi vardı, belki benden hoşlanmamıştı…
Ben ergen miydim ki bir tramvayda karşılaştığım birisinden etkilenip… Hoş, böyle bir şeyi sadece ergenler yapmazdı ya…
Ellerimizin temasından sonra, hafif yan dönüp yola bakmıştım. İneceğim yere geliyordu tramvay ve hiçbir şeye teşebbüs etmeden inecektim. Kendimi tanıyordum.
İndim…
Sonra, aylar sonra bir daha karşılaşmıştık onunla. Bu kez bir adama çarpan oydu ve adam ona tersleniyordu. Eh, iki erkek, biri alttan almazsa kavga ederlerdi bu tür olaylarda. Çoğunlukla…
Araya girdim:
“Sizi mi dinleyeceğiz beyfendi!” dedim zorbayla göz temasımı koruyup diğerine bakmamaya çalışarak.
“Zaten kalabalık, insanların işi gücü yok da sizin hırgürünüzü mü dinleyecek!”
Adam homurdanıp sustu.
Acaba araya girmeseydim ne yapardı? Tartışmayı uzatır mıydı?
Zannetmiyordum ama onu korumak istemiştim. Arkasında biri olduğunu bilmesini…
Ona bakmadan yan dönüp yolu gözlemeye başladım. Bu kez çok yol vardı ineceğim yere. Belki, umarım, bir konuşma başlatırdı. Ben cesaret edemezdim…
Elini uzattı… “çak” için… Karşılık verdiğimde bir defa daha aynı şeyi hissetmiştim. Yine de ağzımı açıp bir şey söylemedim.
O da… Birkaç dakika boyunca sustuk.
“Sizinle karşılaşmak iki defasında da mucize gibiydi.”
Büyük bir şeyler söyler gibi, rol keser gibi söylememişti bu sözcükleri. Olağan bir şeyden bahsetmişti. Tavrındaki sıradanlık sıra dışıydı.
“Evet… Karşılaşmamız gerçekten…”
Sustum. “Arkadaşıma katılıyorum” tarzı bir şeyler mi söyleyecektim gerçekten! Tekrar denedim. Önce kuruyan boğazımı temizlemem gerekiyordu ama.
“Belki tekrar karşılaşırız. Yani… Bizim ayarlayabileceğimiz bir karşılaşma…”
Sesli güldü. İki hecede biten bir gülüştü ama güzeldi.