02.03.2018

Ellerimi açtım ve içlerindeki kum tanelerini diğer katrilyonlarcasının yanına bıraktım. Bir çöldeydim ve ellerimdeki iki avuç kum, kumsaldaki diğer kumlara benzese de aslında oldukça farklı bir yapıdaydı. Göle yoğurt çalmıştım; ama bu maya kolay kolay yenilecek yapıda değildi. Yani bu göl gerçekten yoğurt olacaktı tabiri caizse.
Avuçlarımdaki kum, biyolojik altın mayasıydı. Yani altın olmayan ama her bir kum tanesinin herbir atom numarasını değiştirmeye ayarlı, biyolojik bir yapı…
Diğer mayalar gibi gaz yerine küçük çapta, zararsız diyebileceğimiz bir tür enerji açığa çıkartmaktaydı; ancak biyolojik varlıkların pek zarar görmeyeceği türden bir enerjiydi bu. Aslında zarar görmek derken, radyoaktif diyebileceğimiz bir enerji değildi desem daha uygun; çünkü bu enerji, biyolojik canlılar için bir nevi uyuşturucu olabilecek kadar bağımlılık yapabilecek türden bir enerjiydi. Canlılara gözeneklerinden son derece güçlü bir enerji verip onları epey enerjikleştiren, vücutlarını son sınırında zorlamalarına yol açan türde bir enerji…
Onun için bir çölde yapmaktaydım bu işi. Hedefim, altını değersizleştirip kumu değerli hale getirmekti. Sonra da insanları bu kez kum için insan öldürürken seyretmek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir