04.05.2022

Yağdanlıkta çok az yağ kalmıştı. Bir an önce doldurmalıydım ama bu iş o kadar kolay değildi. Çünkü bu yağ sıradan bir yağ değildi. Yağdanlık da öyle. Hoş, ben de pek sıradan bir insan sayılmazdım.
Yağdanlık içindeki, soğuk sıkım kenevir yağı ve en saf altın tozundan, ayrıca söylemeyi tercih etmediğim başka birkaç şeyden müteşekkildi.
Altının saflığını anlamak için önce onu elimden geldiğince saflaştırıp soğutmam, ardından güvenilir mihenk taşımda test etmem gerekiyordu.
Bu işi halletmiştim ama başka birkaç şeyi bu zamanda bulamazdım. Onun için geçmişe gitmeliydim. Ya da geleceğe. Geleceğe gidersem fazla enerji harcamam gerekeceğinden, şimdilik geçmişe gitmek mantıklı olacaktı.
Bir an önce yapmalıydım bu işi çünkü yağa ihtiyacı olan bir bebek vardı. Birkaç gün sonra doğacaktı ve yağ olmadan doğarsa sıradan biri olarak yaşamına devam ederdi. Bu dünya, sıradan insanlara göre çok zor bir yerdi.
Geçmişe gittiğimde bulmam gereken şey çok zor bulunuyordu ve benim kala kala bir günüm kalmıştı.
Bir alimin bilgece bir sözünün, buluşunun ya da fikrinin yazıldığı bir kâğıt…
Bir kâğıda yazılsa da onların çok büyük bir gücü vardı. Bunları o yağa okumadıkça yağ sadece altın tozu ve başka şeylerin olduğu bir kenevir yağından ibaret olurdu.
Ünlü bir alimin bulunduğu bir medreseye ışınlanmıştım. Medrese meydanındaki bir ağaca bağlanmış bir adamın tam arkasına, ağacın dibine öylece uzanıvermiştim. Beni kimse fark etmemişti çünkü herkes ona bir şeyler atmakla meşguldü. Ağızlarından köpükler çıkarta çıkarta bağırıyorlar, küfür ediyorlardı. Adamsa yırtık pırtık ve pis kaftanına sığınmaya çalışırcasına büzülse de gözleri parıl parıl parlıyordu. Ölmek üzereydi.
Bu adam aradığım alim olmalıydı. Beni fark etmiş ve ne istediğimi nasıl olmuşsa anlamıştı. Kaftanının cebinden zar zor çıkardığı defteri önüme attı. Onu kurtaramasam da o geleceğini kurtarmıştı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir