04.07.2020

Gökyüzüne baktığında bir an hiçbir şey görmedi. Panik olmasına gerek yoktu; çünkü bir hapishanedeydi. Öyle basit bir hücre değildi burası. Hiçlik simülasyonuyla suçluyu sıfırlayıp yeniden inşa etmek üzere tasarlanmıştı. O da buranın yaratıcısı ve ilk deneğiydi.
Kendisini şekillendirsin diye, güvenilir tek dostunun ellerine bırakmıştı.
Hatırlamak istemeyeceği kadar verisiz bırakıldığı, belirsiz bir zaman, daha doğrusu sadece kırk sekiz saat boyunca orada kalmıştı. Sıfırlanma süreci bitmişti. Şimdi hiçliğe veriler; yani bir geçmiş ve uyacağı bir karakter şablonu yerleştirme işlemine geçiliyordu.
Yeni kişiliğini kendi elleriyle programlamıştı. Arkadaşına düşen sadece “başla” tuşuna basmaktı. Bunun için de üç yüz altmış saat gerekliydi.
Oradan çıktığında yarası beresi yoktu; ama tam bir estetik operasyon yapılmıştı ruhuna. Yara görünmese de; ruhu dikiş izlerinden görünmüyor olmalıydı. Göze görünebilseydi…
İlk birkaç gün çok sessizdi. Sonra… Tam da programlandığı gibi davranmaya başlamıştı.
Geçmişini hatırlamak için kendisine izin vermişti; ama artık farklıydı; çünkü bir şeyi hatırlamayacaktı. Böylece, yakalanmayacaktı.
Suçlu ıslahı amacıyla yapılan makinenin bir suçluyu kendisinden bile korumak amacıyla kullanılması ironik değil miydi?
Yine de icadı son derece başarılıydı. Bir sürü suçluyu ıslah etmiş, onları topluma geri vermişti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir