05.03.2020

Bir kafede, benden önce birbirlerini umursamayan binlerce insanın oturduğu soğuk bir sandalyeye oturup soğuk bir masaya dirseklerimi dayadım. Önümde sentetik, köpükten bir bardak vardı ve üzerinde ismim yazılıydı. Keşke söylemeseydim gerçek ismimi. Bir soğuk ağıza daha ihtiyacı yoktu üşüyen ismimin.
Bardaktaki sıcaktı. Orada kahve olmayan iki şeyden tarçın kokanını içmekteydim. İnsanın içini ısıtıyordu. Kafeinin alan sıcaklığı yoktu onda. O, gerçekten veriyordu. Kafeini sevmediğimden değildi; ama doğru doğruydu. Ne kadar sevsem de, ihtiyaç da duysam, kafeinin bir şeyler almadan vermişliği yoktu. Hele şimdiki kafein içeren şeylerde daha çok seziliyordu bu durum.
Telefonumun ekranını açtım. Şifre mifre koymazdım. Hemen açılmıştı onun için. Bir sohbet penceresi çıkıverdi karşıma. Son bıraktığımda bir şey yazıyordum.
‘Me…’
Muhtemelen ‘merhaba’ demek üzereyken bir şeyler girmişti araya. Onu silip ‘Gel…’ yazıp gönderdim.
Gelirse her yer ısınacaktı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir