05.05.2022

Eski dostum Karınca’yla uzun bir dünya turuna çıkmıştım. Uzun zamandır istediğim tek şeydi. Başka dostum da yoktu. Ben de hem işime yaradığından hem de başka yapacak bir şey olmadığından onu da aldım yanıma. Pekâlâ yürüyerek de çıkabilirdim ama bu benim için gereğinden fazla zor olurdu. Rahat bir yolculuk istiyordum. Karınca’nın gazı için de para ayırmam gerekiyordu ama belli bir birikim yapmayı akıl etmiştim. Zaten uzun zaman boyunca bunun için beklemiştim. Hem bu işlerden anlayan bir arkadaşım, onu zorda kalırsam güneş paneliyle de çalışabilir duruma getirmişti.
Ülkeyi dolaşmayı henüz bitirmemiştim. En azından kendi ülkemin her karışını dolaşmayı hedefliyordum. Diğer ülkelerin belli yerlerini görsem yeterdi. Fazla param yoktu ama belki, ne bileyim, satacak bir şeyler bulurdum. Ya da para kazanmanın başka yollarını. İngilizce biliyordum. Hikâye bile anlatabilirdim. Bunları şimdi düşünmeye gerek yoktu. Daha kendi ülkemdeydim.
Öyle sarp olmayan ama ıssız bir köy yolundaydım. İki köy arasında boşaltılmış bir köy vardı ve herkes ona ağız birliği etmişçesine “Şeametli yer,” diyordu. O zamana kadar bu kelimeyi duymamıştım. Anlamını sorduğumda bilgisiz insanlar alim kesiliyor;
“Yani şeamet… yani uğursuz işte,” diyorlardı. Hepsi birbirinden bağımsız olarak yolumu değiştirmemi öğütlemişti. Yine de bunu yapmak istemiyordum. Bir tür meydan okumak istiyordum onlara. Her şeye.
“Yapma dediler ve yaptım ama hâlâ sağ ve sağlıklıyım,” diye hava atmak istiyordum belki. Eh, sadece hikâye için yaşayan budalalardan biriydim.
Hem o yolun neresi uğursuz olabilirdi ki? Dümdüz yoldu. Ne yollardan geçmiştim. Bunu onlara sorduğumda bana mantıklı bir cevap vermemişlerdi. Belki bu cevaba göre vazgeçebilirdim. Mantıklı bir sebep varsa neden ısrar edecektim ki?
Neyse, Karınca’nın yakıtı doluydu. Yol da bitecekti neredeyse. Yani boşaltılmış köyü geçtiğimde şeametli kısım bitiyordu ve ben köyün ortalarında bir yerdeydim.
Birden Karınca sanki bir kasisten geçiyormuşum gibi sarsıldı. Oysa yol dümdüzdü. Süspansiyonda bir sıkıntı mı vardı acaba? Umarım öyle değildi. Amortisörü daha önce kontrol etmiştim.
Sonra daha büyük bir kasisten geçiyor hissi veren bir sarsıntı daha oldu. Karınca’ya durmasını söylese miydim? Yok yok, hiç Gerek yoktu. Bu yolu ne kadar çabuk bitirsem o kadar iyi olacaktı. Hızlanması için onu teşvik ettikten sonra çok çok daha büyük bir sarsıntıyla neredeyse yoldan çıkacakken kendisi duruverdi. Aslında motor çalışıyordu ama bir şey tekerlerin dönmesini engelliyordu. Nasıl olabiliyordu? Dümdüz bir yolda, hızla giden bir arabanın dört tekerini durdurabilecek kadar güçlü ne olabilirdi?
Belki yerin altında bir şey… ama hiçbir şey göremiyordum ki! Üstelik yol son derece aydınlıktı.
Karınca gacırdamaya, traversleri, o sağlam traversleri yamulmaya başladı. Kaçmalıydım! Onu bırakıp kaçmaktan başka ne yapabilirdim! Çok az yol kalmıştı. Belki koşsam…
Kapı da yamulup açılması imkânsız hâle gelmeden önce kapıyı açtım. Karınca’ya veda bile etmeden koşmaya başladım. Koşarken bir patlama duymuş, ısısını hissetmiş, sırtımın alazlandığını fark etmiştim. Ama duramazdım.
Eh, tabii ki kurtulmuştum. Yoksa nasıl bunları yazabilirdim ki?
Karınca için üzülsem de yoluma yürüyerek devam etmiştim.
Başka şeametli bir yol olsa ondan yürüyecek miydim?
Tabii ki…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir