08.05.2023

Yolda kimseye bakmadan yürüyorum. Eskiden insan yüzlerine bakmayı severdim. Hayvanlara ve bitkilerin büyüyüşlerinin farklılıklarına da…
Oysa artık uzun zamandır kendi düşüncelerimde bakacak daha iyi şeyler buluyorum. Şimdi değilse de genel olarak böyle. Şimdi kafamın içinde iyi bir şey bulmak zor, aramıyorum bile. Sadece kendi zihnimden çıkmayı arzu ediyor, gitmek zorunda olduğum yere, işime doğru gidiyorum. Orada ne yapacağım ki! Birkaç hesap, bir iki cümle laf… Yarım ekmeğin içine doldurduğum türlü çeşit şeyle yaptığım bir tostu bitirecek lokma sayısını bilmesem de bilmem kaç lokma yemek…
Sonra adımlarımın büyüklüklerine göre ya da gittiğim yola, alışverişe gidip gitmeyişime göre değişen birkaç yüz adım ve ev…
Artık insanlarla iletişim kurmak istemiyorum. Hayvanlarla da kısıtlı. Beslediğim, dilinden anladığım birkaçı dışında onlara da baktığım yok. Her nedense bazen yanıma gelen bir hayvan olsa da selamlıyor, başını okşayıp varsa birkaç lokma yemek veriyor, sonra da unutuyorum.
Eğer bir seçeneğim olsaydı işe gitmezdim. Bu sabah farklı ne olduğunu bile bilmiyorum ama böyle hissediyorum. Belki de uzun zamandır böyle hissediyordum da bu gün anladım. Ancak bugün içimden çıkabildi hislerim.
Herkes yaşamaya, bir şeyler yapmaya matah bir şey olarak bakarken ben öyle bakamıyorum. Anlam arıyor, bir şey bulamıyor ve umutsuzlukla kafa kafaya toslaşıyoruz.
Her gün kafamda çalan kampanalarla dolu yaşamım. Önce saat alarmı, yolda korna ve frenler, insan bağırışları, iş yerindeki hırgür, evdeki makineler bile… Evet, onlar bile daha fazla bağlıdır birbirilerine ve hayata.
Ben bağlara, bağlanmaya ihtiyaç duyarken herkesin ezbere yaşaması yalnız hissettiriyor beni. Aslında olup olacak tüm mesele bu. Bu kadar basit işte.
Evdeki makineler elektriği yapıldıkları iş için değerlendirip düşünmeden işini yapıyorlar. İnsanların da onlardan bir farkı kalmamış sanki.
Bazı köpekler ya da kediler de benim gibi mesela. Okşanmaya, bir tür bağa açlar.
İçgüdüleri doğrultusunda yaşadıklarını sanmak ne büyük yanılgı…
Medeni toplumu tebrik mi etmek gerekir, bilmem ki? Bu kadar nasıl uzaklaştırılır canlılar birbirlerinden? Nasıl müstahkem bir hayat inşa edilir bu şekilde?
Yok, bu tür bir yaşamın sağlam hiçbir tarafı yok…
Bir gün, dünya katlanıp içine bükülüp yok olmaya yüz tuttuğunda anlayacağız bunu. Ben ise, muhtemelen o zamanı göremeden, yavaş yavaş öleceğim. İşkence çekerek…
Hayat, sadece yumuşak, iz kalmayan ve görünmeyen yerlerime vurup buran bir sadist gibi ağır ağır, işkence çektirerek eritecek beni.
Ya da öğreneceğim bağ kurmadan yaşayabilmeyi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir