09.02.2020

“Bildiğiniz gibi, maddenin üç hali vardır, peki bunlar nelerdir?”

“yok mu cevaplayan?”

“Yok mu ya? Bu kadar basit şeyi bilmiyor musunuz? Puuu! Yazıklar olsun size!”
Biliyorduk… Elbette biliyorduk. Dahası, o da bildiğimizi biliyordu. Bir şekilde tepkimizi göstermenin yoluydu sorularına cevap vermemek. Arkadaşımızın hakkını aramanın yolu…
“Bu soruyu bilene benden koskoca bir yüz. Bir sonraki sınavına girmesine gerek kalmayacak.”
İşte, şimdi sınanacaktı kendimize olan saygımız. Arkadaşımıza verdiğimiz değer değil…

“Eğer bu soruya cevap verirseniz, karne notunuz tam yazılacak. Diğer notlarınız ne kadar düşük olursa olsun… İşte defter… Herkesin gözü önünde yazacağım hem de!”
Zavallı adam…
Bir ayak tapırtısı… Kısa bir sıra gıcırtısı…
Gözlerimi kaldırdığımda, kalkmasını en son beklediğim insanı, aşağılanan, hakkını savunduğumuz arkadaşımızı ayakta görmek… içimi burkmuştu. İhanete uğramıştık kelimenin tam anlamıyla. Kendi davasını savunmayan, omurgasız bir insan için miydi tüm çabamız?
Hocamız kalkan çocuğu görmezden gelince içim rahatlamıştı yine de. Hak etmişti… ama aşağılanmayı değil; görmezden gelinmeyi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir