Açım. Param var ama paramı verip yemek almaya kalksam bana yemek satmazlar, biliyorum. Yemek almak için birkaç kilometre yürümem gerekecek ama hiç hâlim yok. Dinlenmek için şuracığa otursam olmaz. Çok tehlikeli. Hareket etmek en iyisi. Hareketli olursam bir de sessiz ve kimselere görünmemeye çalışarak yürürsem atlatırım belki. Ama hiç gücüm yok ki.
Buraya gelmesem her şey çok daha kolay olurdu. Ama işim burada. Tabii ki dehlizlerde, kimsenin beni göremeyeceği bir yerde. Yani varlığımın beklendiği bir yerde çalışıyorum ama işime gidip gelmek o kadar zor ki… Keşke tünel kazsalar. Seçim vaatlerinde o da var. Belki bu kadar korkmadan işten eve gidebileceğim önümüzdeki günlerde.
Hıh…
Dedem olsa çok üzülürdü. O eşit olmak uğruna ölmüşken benim düşündüğüm şeye bak.
Hayatı onlarla eşit olmak isteyecek kadar sevmiyorum. Zorunda olduğum için yaşıyorum. Ben ölürsem, ölmek buralarda gerçekten çok kolay, dedemin yadigârı ninem ne yapar? Ve nasıl olup da sağ kaldığına hâlâ hayret ettiğim küçük kardeşim…
Onun için ölümü seçecek kadar bile kendimi düşünemem.
Açım…
Aklımda dedem, avcumda biraz para, sokak satıcısından bir parça peynir alacak kadar gözüm kararıyor açlıktan. Satıcı duraksamadan paramı alıp peyniri veriyor. Şaşırmaya bile hâlim yok. Bir anda elime yeni aldığım peynir ağzımda kayboluyor.