10.09.2018

Sırça bir köşkün nasıl olacağını merak ederdim eskiden. Şimdilerde her şey sırçadan artık. Harıl harıl çalışılan binalar sırçadan, telefon kulübeleri, otobüs durakları… sırçadan. Artık ‘sırça köşk’ diyecek olsan önce anlamayıp; sırçanın cam demek olduğunu söylediğinde gülüyorlar sana.
Bahçesinde türlü çeşit bitki ve hayvanlar yetiştireceğim bir köşk olurdu bu köşk hayalimde. Kendim bile görmeyip merak ettiğim bitkileri bu hayalde, bu köşkün bahçesinde görme fırsatım olurdu. Adamotunu, kuzukulağını, etobur bitkiyi…
Kızılderililer gibi makosenlerle ekip biçerdim toprağı. Kitabımı öyle okur, yazımı öyle yazar, voltamı öyle atardım. Bazen de; tıpkı bir Kızılderili gibi kulağımı toprağa dayar, geçenin hangi araba olduğunu anlamaya çalışırdım. ya da Yakındaki yayanın cinsiyet ve yaşını tahmin etmeye…
O gün de bu hayaller içinde kaybolmuşken, yaşlı bir adam tıklatmıştı odamın kapısını. Bir kurumda sipariş girmekle ilgileniyordum ve sipariş mipariş çıkmamıştı henüz.
Adam önce beni selamladıktan sonra; sırça masamın üzerine, bir kurşun kaleme benzeyen; ama daha canlı ve ince bir izlenim veren çizgiler çizebilen bir kalemle, tıpkı benim hayallerimdeki evi çizmeye başlamıştı.
Çizim bittiğinde, evin içinde, kağıdın iki boyutunda idim.
İşte böyle yapıyordu yaşlı adam, kelebek koleksiyonu yaparcasına hayalperestleri ve onların hayallerini topluyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir