12.01.2020

Düşünüyordum. Bilmek istiyordum…
Kim olduğumu, ne istediğimi…
Boşluktaydım çünkü. Yaptığım hiçbir şey anlaşılmıyordu. Ben de kimseyi anlayamıyordum. Bir şey dendiğinde amacını sorguluyordum; çünkü kafam karışıyordu mesela. Bunun bir tek sebebi vardı. Kendimi tanımakta zorlanıyordum; çünkü, belki de bundan korkuyordum. İstemesem de; cesur olmak istesem de; içten içe korkuyordum işte. Kendime devamlı yalanlar söylüyordum.
Bunları düşünürken; adeta dilek kapıları açıldı ve önüme beyaz bir şey düştü. Sonra daha beyaz bir şey… bir kağıt süzüldü avcuma. Sanki hava elime tutuşturmak suretiyle ikram etmişti bu kağıdı bana okumam için.
Kağıtta benim resmim vardı. Daha doğrusu bir tür karikatür. Karikatürde ben eğilip beyaz bir şey alıyordum. Önüme ilk düşen nesne olmalıydı bu resimdeki.
Eğilip aldım nesneyi. Bu gümüşten, yüksek kalite gümüşten bir nesneydi.
Sadece burun ve kulaktan oluşan bir başa da benziyordu bu, bir kuşa da… İkisine de…
Altında da bir balık kuyruğuna benzeyen sığ, küçücük bir tabak vardı. Yani sanki bir küpe ya da bir kolye falan konabilirdi içine bu tabağın ve bu tuhaf yaratık onu bütünlüyor, süslüyordu. Ya da koruyordu onu bir golem gibi.
Eee, ne yapacaktım bununla şimdi? Neden böylesine gökten inmişti? Kağıdın arkasına baktım. Bir resim vardı. Resimde karikatürize edilmiş ben, o sığ kaba azıcık su doldurmuştum birinci karede. Sonraki adımda da o sudan içmekteydim. En alt karede de; adeta her şeyin sırrına ermiş gibi, düşünceli duruyordum. Bir düşünme balonuna da bir şey yazılmış, sonra üstü karalanmıştı.
Acaba bu suyu içtikten sonra kim olduğumu mu anlayacaktım?
Nesneyi cebime koydum. Eve gittiğimde deneyecektim.
Bu yaratık beni mi sembolize ediyordu? Yarım kalan bir insan mıydım?
Yoksa bir kuş mu?
Hiçbiri değil de; tuhaf bir balık mıydım ya da?
Tabii ki böyle bir şey olamazdım; ama neden böyle bir şekli vardı bu nesnenin?
Yüzümde umutlu bir gülümseme, eve gittim. Merak içindeydim. Birkaç damla su doldurduktan sonra biraz bekledim ve suyu bir yudumda içtim.
Olmuştu, kim olduğumu anlamıştım sonunda!
Ben, beni yaratanın bu nesneye anlam katması için yarattığı bir karakterdim yalnızca. Bir ismim, bir cinsiyetim bile yoktu. Hatta bu nesneyi gerçek haliyle bile görememiştim.
Yani şimdiye kadar. Bu nesne aslında gümüşten falan değildi. Her ne kadar bir goleme çok fazla benziyorsa da; bir golem falan da değildi. Havada kuruyabilen türde bir kilden yapılma, küçük bir heykelcikti işte.
Ama evet, bunu yapan, beni yaratan, benim sorduğum soruları kendisine sorarak yaratmıştı ikimizi de.
Kendi kendime güldüm. Onun için üzülmüştüm. Ben sudan içer içmez kim olduğumu anlamışken; o belki de hiç anlayamayacaktı.
Sonra kendim için daha fazla üzüldüm. Ben anlamıştım ve her şey bitmişti. Tüm olasılıklar, adeta eriyip gitmiş, gerçeğin tekdüzeliğine bırakmıştı yerlerini.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir